Çok çalışmaktan yorgun düşmüş biri siyah, biri beyaz diğeri de sarı renkli üç öküz evden kaçmışlar.
Üçünün de kaderi aynı olduğu için beraber geziyor ve beraber otluyorlarmış. Bunları yemek isteyen aç bir kurtta bunlara arkadaş olmuş ve onlarla gezmeye başlamış. Üçüne aynı anda güç yetiremeyeceği için bir plan kurmuş. Siyah ve beyaz öküze gelerek: “Arkadaşlar! sizin renginiz çok güzel. Ama bu sarı öküz her taraftan fark ediliyor. Eğer onu fark eder ve gelirlerse sizleri de yakalar ve tekrar eski çalışma ortamına götürüler. Eğer uygun görürseniz ben onu yiyeyim ve böylece bu tehlikeyi de ortadan kaldıralım. Böylece üçümüz beraber rahat rahat ve güvenli bir şekilde gezeriz” der. Kurdun bu fikri diğer öküzler tarafından kabul görür ve sarı öküzün yenilmesine ses çıkarmazlar.
Kurt bir hafta sarı öküzün etiyle beslense de onun eti biter ve tekrar acır. Bu kez siyak öküzün yanına giderek: “Öküz kardeş senin rengin çok uyumlu. Ne gece ne de gündüz kolay kolay fark edilmezsin. Ama şu beyaz öküzün rengi geceleri çok parlıyor. Eğer onu fark eder ve gelirlerse seni de yakalarlar. Eğer uygun görürsen ben onu da yiyeyim ve biz böylece baş başa ve güvenli bir şekilde takılırız” der. Kurdun bu teklifi siyah öküz tarafından makul görülür ve kurt beyaz öküzü de yer. Aradan bir hafta geçtikten sonra kurt siyah öküze gelerek hiçbir gerekçe sunmadan: “Ben seni yiyeceğim” der ve onu da yemeye başlar. Bu esnada siyah öküzün aklı başına gelmiş olsa da geç olmuş ve “Biz sarı öküzü yedirmeyecektik” diyerek son nefesini verir.
İslam dünyasının içinde bulunduğu durum da sarı öküzün durumu gibidir. Siyonist Haçlı ittifakı Osmanlı devletini parçalayarak onun yerine 50 kadar devlet kurdu. Her devletin başına da kendilerine hizmet edebilecek birilerini atadı.
Siyonist Haçlı ittifakı sadece bu devletleri kurmakla kalmadı (ileri de bir araya gelme ihtimallerini düşünerek) her devletin arasında sorunlu bir nokta bıraktı. Türkiye-Suriye arasında Hatay, Türkiye-Yunanistan arasında Kıbrıs ve Ege Adaları, Hindistan-Pakistan arasında Keşmir, Irak-Kuveyt arasında Basra Körfezi'ne açılan Hor Abdullah kanalı ve çevresindeki deniz sınırları, Mısır-Sudan arasında Kızıldeniz kıyısındaki Halayib Üçgeni gibi ….
Ülkeler arasına bırakılan bu tür bölgeler, bir daha o iki ülkenin birleşmesini imkânsız kılacak ve gerektiğinde aralarında kolay bir şekilde savaş çıkarabilecekti. Bu bölgeler asla iyileşmeyen bir yara olarak kalacak ve gerektiğinde de kaşınarak kanatılacaktı.
Siyonist Haçlı ittifakı sadece sınırlar arasında bu ihtilafı çıkarmakla kalmadı aynı zamanda inanç ve düşünceler üzerinde de bunu yaptı. Tarihten gelen mezhebi farklılıkları çok iyi kullanarak ümmet arasına köklü ayrılıklar sokabildi. Yerine göre Şii, yerine göre Sünni taraftarı olmaktan geri durmadılar. Müslüman halkın anının akıtılması için her türlü kutsalları kullandılar.
Yıllarca Suriye’de Şiiliği destekleyerek Sünni Müslümanlara en ağır işkence ve zulümleri yaptırdılar. Esed gibi bir zalime destek olarak Suriye’nin Sünni halkına yapılmadık işkence bırakmadılar. Şii liderlerin elleri ile Sünni halkı ezdirdiler. Bu şekilde Sünni Müslümanların kalplerinde Şiilere karşı büyük bir kin ve nefret oluşturdular.
Dünün Suriye’si bugünün İran’ı oldu. Bu kez Amerika ve İsrail eliyle oradaki halka zulmetmeye başladılar. Fakat bu arada diğer Sünni Müslüman halkların tepkilerini bitirmek veya en aza indirmek için ”İran Şii’dir. Şiiler Suriye’de yaptıklarını çekiyorlar.” gibi söylemlerle kendilerini haklı göstermeye çalışmaktadırlar. Gelinen noktada da Siyonist Haçlı ittifakının bu konuda başarılı olduklarını görebilmekteyiz.
Peki, olması gereken ne? Bir Müslüman olarak bizim yapmamız gereken neler? Bulunmamız gereken nokta neresi?
1. Hiçbir Müslüman, hiçbir şekilde zulme rıza gösteremez. Her zaman mazlumun yanında, zalimin karşısında yer alır.
2. Mazlumun dinini ve mezhebini sorgulamaz. Hangi dinden ve mezhepten olursa olsun ona destek olmak zorundayız.
3. Müslüman, zalimin yaptıklarını desteklemediği gibi ona kalbi anlamda en ufak dahi meyletmez.
4. Müslüman göstermiş olduğu tutum ve davranışın kime yaradığına dikkat etmeli ve ona göre safını belirlemelidir. Siyonist haçlı ittifakı ile aynı duyguları paylaşmamalı.
5. Geçmişte birilerinin mezhebi gerekçelerle zulmetmiş ve zalimlere destek vermiş olması bizlerin de aynı şekilde davranmamızı meşru kılmaz. Onların yaptıkları yanlıştı. Siyonist Haçlı İttifakını destekleyerek biz de aynı hataya düşmeyelim.
6. Hiçbir Müslümanın hatası, zalimlere meşru bir alan doğurmaz. Zalimlerin zulmünü haklı çıkarmaz.
7. “Hiç kimse başkasının günah yükünü üstüne almaz.” (İsrâ: 15) ayet-i kerimesi gereğince birilerinin yaptıkları yanlışlardan dolayı masumlar cezalandırılamaz. Bazı Şia mezhebine bağlı yöneticiler Suriye’de masum Sünnî halka zulmetmiş olsalar da bundan dolayı masum İran halkı cezalandırılmaz. Cezalandırılacak ise o zulmü yapanlar cezalandırılacak. Bunu da Siyonist Haçlı İttifakı yapmayacak.
8. “ İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir.” (Fussilet: 34) ayet-i kerimesini ilke edinerek hareket etmeliyiz.
9. Müslümanların birbirlerine karşı hataları olsa da bu sorunu kendi aralarında halletmelidirler. Kâfirlerden, zalimlerden yardım isteyerek Müslümanın cezalandırılması istenemez.
10. Müslümanlar olarak basiret sahibi olmalı ve üzerimizde oynana oyunlara alet olmamalıyız.
11. Mezhepler din değildir. Dini doğru yaşamak için benimsenen birer yoldurlar. Vasıtadırlar. Vasıtaları amacın önüne geçirmemeliyiz.