1989 yılında Ankara Üniversitesi ilahiyat Fakültesini kazanmış ve gidiş için hazırlanıyordum. Bir gün sonra yola çıkacaktım. Akşam ezanından sonra bir işim için dışarı çıktığımda yolda el ele tutuşmuş vaziyette giden bir kız ile erkek ile karşılaşmıştım. “Afşin de böyle gezenler de mi varmış!” diyerek hem üzülmüş hem de çok şaşırmıştım. O zamanlar insanlar bir yanlış yapacakları zaman onu gizli yapardı. Birbirine yabancı bir kız ile erkek açıktan, insanların göreceği şekilde buluşup konuşmazlardı. Günah ta işleseler gizli işlerlerdi.
Memleketim olması hasebiyle Afşin’e sık sık gidip gelirim. Kurban bayramdan sonra yine gitmiştim. Bu gidişimde öğle vakti Rabia Parkı’ndan geçmem gerekti. Oradan geçerken bir anda şok olmuştum. Hemen hemen her bank doluydu ama bir kaçı hariç hiçbirinde aile yoktu. Hepsi lise seviyesinde kız ve erkeklerle doluydu. Belki de hepsi liseli gençlerdi ama hiçbirinin görüntüsü normal değildi. Normal bir şekilde oturmuyorlardı. Çok uygunsuz şekillerdeydiler. Hatta bazı banklarda kız erkek şeklinde iki veya üçlü grup halindeydiler. Çevreden gelip geçenleri hiç dikkate almadıkları gibi yarım metre ilerisindeki kimseleri dahi hesaba katmıyorlardı.
Gördüğüm manzara beni çok üzmüştü. Kendim üniversitedeyim ve bu tür davranışlara kampüs içerisinde daha fazla rastlayabiliyorduk. Ama Afşin gibi bir yerde bu durum daha da üzücüydü. Üniversite olduğu için gençler genelde ailelerinden uzaklardı ve daha rahat davranabiliyorlardı. Ama Afşin gibi bir yerde çoğu kimse birbirinin ailesini tanır ve kimin oğlu veya kızı olduğunu bilebilirdi. Onun için ailelerin sosyal bir baskısı olurdu. Ama gençlerin bu baskıyı da kırdıkları anlaşılıyordu.
Afşin de bile ahlaksızlık bu seviyeye gelmiş ise söylenecek bir şey kalmamış demekti. Nereden nereye gelmiştik. Geneli lise veya ortaokul seviyesinde olan bu gençlerin içerisine düşmüş oldukları bu ahlaksızlık nereye doğru gidiyordu?
Gelinen nokta içler acısıydı. Kur’an, helak olan farklı kavimlerden bahseder. Ahlaksızlık bunların başında gelir. İçinde yaşadığımız toplum helak olan kavimlerden fazlası var eksiği yoktu. İşlenen günahlar hem Nuh (as)’ın kavmini, hem Lut (as)’ın kavmini hem de Şuayb (as)’ın kavmini geçmiş durumda. Lut (as)’ın kavmi eş cinseldi ama onların günahları küçük bir toplum içerisinde kalıyordu. Günümüzde eşcinsellik normalleştirilmiş ve evliliğin alternatifi olarak sunulmaya çalışıldığını görebilmekteyiz. Eşcinselliği savuna dernekler ve vakıflar kurulmuş. Eşcinsel evlilikleri konu alan filimler yapılmaktadır. Eşcinsel ünlü ve sporcular birer kahraman gibi reklam edilmektedir. Hepsinden daha kötüsü bütün bu ahlaksızlıklar medya ve sosyal medya kanalları ile dünyanın her tarafına ulaştırılmaktadır.
Ahlaksızlık sınır tanımaz bir noktaya gelmiş. Hadis-i şerifte “Hayâ imandandır” buyrulur. Hayânın imandan olması ne demektir? “Utanma duygusunun kaynağı imandır”(Müslim,İman: 57) demektir. Kalpteki iman ile utanma duygusu arasında sıkı bir ilişki vardır. İman hayâya kaynaklık eder, hayâ da imanı besler. İman gittiğinde utanma duygusu da kaybolur.
Öyle bir noktaya geldik ki utanma denen bir şey kalmadı. Kızlarımız yatak odası kıyafetleri ile sokaklara çıkar oldu. Ahlaksızlık açıktan işlenir hale geldi. Evde anne-baba, okulda öğretmenler, çevrede büyükler karışamaz oldu. Biri müdahale edecek olduğunda da “Biz özgürüz. İstediğimiz gibi giyiniriz. Kimse karışamaz. Sen işine bak” diyerek en sert şekilde karşılık verir oldular. Gerektiği zaman bir kız çocuğu babasını şikâyetle evden dahi uzaklaştırabilir oldu. Ahlaksızlığın önü tamamen açılırken onlara müdahalenin bütün yolları kapatıldı.
Gençlerin yaptıkları bu yanlışlara kızıyoruz ama onlar biranda bu noktaya gelmediler. Onların bu şekilde olmasına neden olan birçok sebepler var. Suç onlarda başlayıp onlarda bitmiyor. Tek boyutlu değil çok boyutlu bir durum var. Bunun birçok sebebi var. Burada bunların tamamını yazacak değiliz. Ama en başta gelenlerden bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz:
1. Aile yapımızın bozulması. Bizim aile yapımızda kadın ve erkeğin bir konumu var. Erkeğe ayrı kadına ayrı görev ve sorumluluklar verilmiştir. Maalesef yıllardır bizim aile bütünlüğümüz bilinçli bir şekilde hedef seçilmiş ve bozulmaya başlamıştır. Batının değerleri bize dayatılmaya çalışılmıştır. Sözde kadını korumak adına çıkarılan kanunlarla kadının değeri ayaklar altı edilmiştir. Eşitlik adı altında kadınlar erkeklerin bulunduğu her alana sürülerek hayatın her türlü zorlukları onlara yaşatılmış ve yaşatılmaya da devam edilmektedir. Kadın istihdamı adı altında kadının fıtratına tamamen ters olan alanlarda çalışmak zorunda bırakılmışlardır. Kadını evden uzaklaştırarak ailenin temeline dinamit konulmuştur. Evin annesi ve sultanı olacak kadınlar çocuk yapmaktan uzaklaştırıldılar. Evde çocuğunu yetiştirmek yerine birilerine hizmet eder hale getirilmişlerdir. Sonuçta kendi değerlerinden yoksun bir aile yapısı ortaya çıkmıştır. Temeli sağlam olmayan bu tür aile yapılarında sağlam nesillerin yetişmesi de imkânsız hale gelmiştir.
2. Eğitim. Çocuğun eğitimi denildiğinde sadece onların matematik, Fizik, Türkçe gibi derslerdeki başarıları anlaşılmış ve ahlaki eğitimlerine gereken önem verilmemiştir. İslam “Allah’ın adıyla okuma”yı emrederken bizim eğitim sistemimizde bunun tam tersi bir durum gözetilmiştir. Dinî eğitim ve değerlerden uzak bir şekilde yetişen geçlerden ne beklenebilir? Sonuçta boş bir kap gibi olan çocuğu ne ile doldurursan dışarıya sızacak olan da odur.
3. Beslendiğimiz gıdalar. Kur’an yiyeceğimiz gıdalar için ”helal ve tayyip (temiz) olanlarından yiyin” (Bakara: 168) buyurur. Birincisi kazancımızın helal olması, ona haram karıştırılmaması gerekir. İkincisi ise yiyeceğimiz şeylerin yaratılıştan temiz, yenilmek için yaratılmış şeyler olması gerekir.
Maalesef bugün bu iki şarta da riayet etmiyoruz. Kolay yoldan para kazanma hırsıyla helal-haram demeden her türlü yollara giriyoruz. Yine beslendiğimiz gıdaların tamamına yakınının fıtratları bozulmuş durumdadır. En temel gıda olan ekmekten başlayarak üste doğru hangi gıdayı ele alırsanız alın mutlaka yapıları bozulmuş, zararlı kimyasallar içermektedir.
Gıdalar insanları geldiği yere çağırı” derler. Yani insan helal ve temiz şeyler ile belenirse helale meyli artar. Haram ve pis olan şeyler ile beslenirse harama meyli artar.
4. Medya ve Sosyal medya. Televizyon kanallarında ahlaksızlıkların reklamlarının yapılması. Yapılan ahlaksızlıkların sosyal medya vasıtası ile normal biri durummuş gibi yayınlanması. Birçok TV kanallarında ahlaksızlıkların yayını yapılmaktadır. Eşini aldatan erkekler, kocasını bırakıp başka erkeklerle evlenen ve bu evliliklerinden olan çocukları ile ekranları paylaşan kadınlar… Bu tür yayınlar ahlaksızlığın yayılmasında çok büyük etkilere sahiptirler.
Geç olmadan ya bu olumsuz gidişata elbirliği ile “dur” diyeceğiz, hepimiz taşın altına elimizi atacağız yada yavaş yavaş yok olacağız. Kendi evlatlarımızın ateşini kendi ellerimizle besleyeceğiz.