Kıyamet alametlerinin sayıldığı bir hadis-i şerifte “cariyelerin efendisini doğurması” şeklinde bir ifade kullanılır. Cariyelerin efendilerini doğurması kıyametin habercisi olarak kabul edilir.

“Cariyelerin efendilerini doğurması”ndan maksat nedir?

Bu konu hakkında; zinanın yaygınlaşması, ahlaksızlığın çoğalması, çocukların anne-baba üzerinde otorite olması ve istediklerini yaptırabilmeleri gibi farklı anlamlar verilmiştir.

Hadis-i şerif çocuk eğitimi konusunda yapılan bir yanlışa dikkat çekmesi açısından önem arz etmektedir. Çocuklarımızı eğitelim derken farkında olmadan onlara zarar verebilmekteyiz. Suça karışan çocukların sayısının hızla artması, uyuşturucu ve madde bağımlılığının çocuk yaşlara kadar inmesi ve çocuk yaşta işlenen cinayetler, bizlerin çocuk eğitimi konusunda yanlış yaptığımızı göstermektedir. Çocuklarımıza her türlü eğitim imkânı sunmamıza rağmen düzelme yerine daha da fazla bozulmalar yaşamaktayız.

Tertemiz dünyaya gelen çocuklarımız önce aile ortamında daha sonra da okullarda eğitimlerine devam etmektedirler. Masum birer melek gibi başladıkları eğitim hayatının sonunda her türlü suçu işleyebilecek birer canavar haline gelebilmektedirler.

Çocuklarımızın bu hale gelmesinin sebepleri nelerdir?

Bu konuda ilk akla gelen Aile ve Okuldur. Çünkü çocuğun şekillenmesi ailede başlamakta ve okul ortamında şekillenmektedir. Ailede ve okullarda verilen yanlış ve yetersiz eğitim çocukları suça doğru itmektedir.

Ailelerin çocuk eğitimi konusunda en büyük yanlışlarından birisi, sadece çocukların dersteki başarılarına odaklanmalardır. Çocuğun Fen, Sosyal ve Matematik gibi derslerine odaklanırken onun manevi yönünü boş bırakmalarıdır. Sahip olması gereken değerleri onlara yükleyememeleridir.

İlkokuldan itibaren çocuklar bir yarış içerisine sokularak onlardan sürekli çalışmaları istenmektedir. Çevresindeki bütün arkadaşları birer rakip olarak gösterilerek onları geçmesi istenmektedir. Onun için çocuğun okulda aldığı dersler yeterli görülmediği için etüt merkezlerine ve dershanelere gönderilmektedirler. Hatta çoğu zaman buradaki eğitim de yeterli bulunmayarak özel hocalardan özel derslerle takviye edilmektedirler.

Çocuktan sadece ders anlamında başarı beklendiği için her şey ona göre ayarlanmaktadır. Anne-babalar kendi yaşam şekillerini dahi çocuklarına göre şekillendirmektedirler. Eve alacakları misafiri veya yapacakları ziyaretleri çocuklarına göre şekillendirmektedirler. Çocuklara en güzelinden bir oda, son modelinden bir bilgisayar ve cep telefonu, en lüksünden mobilyalar hazırlanmakta ve bir daha o odadan çıkmaması istenmektedir. Çocuk evdeki vaktinin tamamına yakınını bu odada geçirmekte ve kolay kolay dışarı çıkmamaktadır. Yemek için mutfağa dahi gitmemekte ve yemeği bizzat annesi tarafından ders masasına kadar götürülmektedir. İstediği her şey bir anda masasında hazır hale getirilebilmektedir.

Çocuk ders çalıştığı için eve akrabaları veya misafirler gelse dahi onlara “hoş geldiniz” demek için odasından kafasını çıkarmamaktadır. Arkadaşları ile vakit geçirmek için kısa süreliğine dahi olsa dışarı çıkmamakta veya çıkarılmamaktadır. Adeta çocuk anne-babanın yaşam dünyalarının merkezine oturmakta ve onların yaşam şekillerini belirlemektedir. Dünyanın merkezinde çocuk, her şey onun etrafında dönmektedir.

Bu şekilde dört duvar arasında, sosyal hayattan kopuk olarak yetişen bir çocuk gerçek hayatta birçok şeyi başaramamaktadır. Girdiği sınavlardan yüksek başarılar elde etse de gerçek hayatın çok uzağında kalmaktadır. Arkadaşlık, kardeşlik, akrabalık, yardımlaşma gibi değerlerden yoksun büyümektedir. Gerçek hayatta insanlarla kolay kolay iletişim kuramamaktadır. Mesleki anlamda bir yere gelse de duygusuz bir kişiliği olduğu için gerektiği şekilde faydalı olamamaktadır. Maddi anlamda her istedikleri tatmin edilirken manevi anlamda tamamen boş bırakılan bu çocuklar, çok kolay bir şekilde suçlara bulaşabilmektedirler.

Çocukların bu şekilde olmasında en büyük hisse anne-babalara aittir. Onların yerli yersiz her isteğini yerine getiren ama onlara gerekli değerleri öğretmeyen anne-babalar, çocuklarını çok yanlış bir noktaya yönlendirmektedirler. Kendileri birer hizmetçi, çocukları ise birer efendi gibi davranmaktadırlar. Sonuçta anneler efendilerini doğurmaktadırlar. Efendiler istemekte, anne-babalar ise onların isteğini yerine getirmektedirler.

Her konuda ölçülü olmayı emreden İslam, çocuk eğitiminde de ölçülü olmayı emretmiştir. Çocuğun her istediğini yerine getirmek çocuğa yapılabilecek en büyük kötülüklerden birisidir. Onların hem dünyasını hem de ahiretini düşünerek onları eğitmeliyiz. Yerinde olan isteklerini karşılarken yersiz ve lüzumsuz istek ve arzularına dur diyebilmeliyiz. Sadece konuşmasını değil yerine göre susabilmesini de öğretmeliyiz. Onların bire çocuk olduklarını ve her zaman hata yapabileceklerini bilerek hareket etmeliyiz. Bugünün şartlarına göre değil yarının durumuna göre yetiştirmeliyiz. Dersteki başarıları kadar ahlaki durumuna da önem vermeliyiz. Bedenini beslediğimiz gibi ruhuna da hitap edebilmeliyiz. Akis halde anne babaya hizmet eden nesiller değil, anne-babaya hükmeden nesiller yetiştiririz.