15 yıl önce Afşin Atatürk Parkı'nda bir avuç insan toplandı. Makam yoktu, koltuk kaygısı yoktu, parti hesabı yoktu. O gün orada bulunanların ortak paydası tek bir şeydi: Afşin'e bir yüksekokul kazandırmak. Bu, o dönemde hayal gibi görünen bir hedefti. Küçük bir ilçenin, büyükşehirlerin gölgesinde kalan bir yerleşimin, kendi yükseköğretim kurumuna sahip olması kolay bir iş değildi. Ama Afşin halkı, "olmaz" demeyi hiç öğrenmemişti.

Fazlı Aydoğan'ın belediye başkanlığı döneminde kurulan Kent Konseyi, bu hayali bir projeye dönüştürdü. Mevlüt Taşkale'nin başkanlığında bir araya gelen isimler ; Adnan Özdemir, Ömer Kösebalaban, İlyas Sarı, Adem Gündoğar, Mehmet İnal, Ahmet Kır, Cahide Ertekin, Selma Özdemir, İsmail Canbolat, Hasan Akpınar, Bekir Sıtkı Can ve dönemin bütün siyasi parti temsilcileri, sivil toplum kuruluşları, kanaat önderleri hepsi aynı masada buluştu. Siyasi görüş ayrılıkları, o gün kapının önünde bırakıldı. Çünkü mesele, hiçbir partinin, hiçbir kişinin değil, Afşin'in meselesiydi.

Bu birliktelik, sözde kalmadı. Araçlar kiralandı, Ankara'ya defalarca gidildi. Kahramanmaraş milletvekilleri Mahir Ünal, Nevzat Pakdil, Mehmet Sağlam ve dönemin diğer vekilleriyle sayısız görüşme yapıldı. Üniversite rektörlüğü nezdinde girişimlerde bulunuldu, dosyalar hazırlandı, raporlar sunuldu, ısrar edildi. Bu süreç yıllar sürdü. Kimse pes etmedi. Çünkü bu, bir ilçenin kendi eliyle kendi geleceğine yaptığı bir yatırımdı.

Ve nihayet 2015 yılında bu emek karşılığını buldu. Afşin'e Sağlık Yüksekokulu kuruldu. Bu, sadece bir bina açılışı değildi. Bu, bir ilçenin "biz de varız, biz de gençlerimize gelecek sunabiliriz" demesiydi. Yıllar içinde bu okuldan yüzlerce hemşire mezun oldu. Bu mezunlar, sağlık sisteminin dört bir yanına dağıldı, hizmet verdi. 2023'te bu bölgeyi vuran büyük deprem felaketinde bile, bu okulun mezunları ve öğrencileri sahada, hastanelerde, saha hastanelerinde görev aldı. Bu okul, Afşin'in kendine güveninin, kendi ayakları üzerinde durabileceğinin en somut kanıtı oldu.

Şimdi ise bütün bu emek, birkaç maddelik bir kanun teklifiyle yok sayılmak üzere. TBMM'ye sunulan teklifle Afşin Sağlık Yüksekokulu'nun kapatılması gündeme geldi. 15 yıllık mücadelenin, sayısız Ankara seyahatinin, gece gündüz demeden yürütülen yazışmaların, bir ilçenin ortak aklının ürettiği bu kazanımın karşılığı, birkaç satırlık bir madde ile siliniyor.

Bunun adı nedir peki? "Yeniden yapılanma" mı, "verimlilik" mi, "mükerrerliğin giderilmesi" mi? Yoksa düpedüz taşrayı, Anadolu'yu, küçük ilçeleri önemsemeyen bir zihniyetin itirafı mı? Bir ilçenin 15 yılda inşa ettiğini, masa başında oturan birileri tek bir imzayla ortadan kaldırıyor. Kimse kalkıp Afşinlilere "neden" demiyor. Kimse kalkıp "bu okulun öğrencileri nereye gidecek, bu ilçenin genç nüfusu ne olacak, bu bölgenin sağlık personeli ihtiyacı nasıl karşılanacak" diye sormuyor. Karar önce alınıyor, hesap sonra soruluyor — daha doğrusu hiç sorulmuyor.

Asıl mesele şu: Bir yer, bir yükseköğretim kurumunu kaybettiğinde sadece bir binayı, bir tabelayı kaybetmez. O ilçenin genç kalma umudunu kaybeder. Ailelerin çocuklarını yanı başlarında, kendi memleketlerinde okutabilme hakkını kaybeder. "Burada bir gelecek var" diyebilme cesaretini kaybeder. Küçük ilçelerde bir yüksekokulun varlığı, sadece eğitim vermekle kalmaz; esnafına müşteri, kiracısına ev sahibi, kahvesine müdavim, sosyal hayatına renk katar. Bu okulun kapanması demek, bunların hepsinin de bir bir sönmesi demektir.

15 yıl önce o parkta toplanan insanlar, bugün bu kararı alanlardan çok daha büyük bir sınav vermişti. Onlar hiçbir karşılık beklemeden, hiçbir çıkar gözetmeden, sadece ilçeleri için didinmişti. Bugün ise bir kalem darbesiyle o emek çöpe atılıyor. Bu, sadece bir okulun kapanması değil; bu, o günün emekçilerine, o günün fedakârlığına yapılmış bir saygısızlıktır.

Ve bu resim sadece Afşin'i ilgilendirmiyor. Bugün Afşin'in başına gelen, yarın başka bir ilçenin de başına gelebilir. Bugün susan, yarın kendi kurumunun kapandığını görebilir. Bu yüzden bu mesele, tek bir ilçenin meselesi olmaktan çıkıp, taşranın, Anadolu'nun genel meselesi haline gelmelidir.

Bu satırları bilhassa Kahramanmaraş milletvekillerine, siyasi parti başkanlarına ve sivil toplum örgütü temsilcilerine yazıyorum. 15 yıl önce bu okulu kazanmak için Ankara'nın kapısını aşındıranlar, bugünkü makam sahiplerinin selefleriydi. O gün hangi partiden olursa olsun herkes aynı masada oturdu, herkes aynı hedef için didindi. Bugün o koltuklarda oturanlar, aynı sorumluluğu taşımıyor mu? Seçim bölgeniz Afşin'i de kapsıyorsa, bu karara sessiz kalmanın hiçbir mazereti olamaz. Sivil toplum örgütleri, meslek odaları, esnaf dernekleri 15 yıl önceki o dayanışma ruhu şimdi nerede? Bir imza kampanyası mı gerekiyor, bir heyet mi Ankara'ya gitmeli, bir basın açıklaması mı yapılmalı hangisi olursa olsun, bu sessizlik daha fazla sürmemeli. Tarih, bu okulu kimlerin kurduğunu yazdığı gibi, kimlerin sessiz kalarak kapanmasına izin verdiğini de yazacaktır.

Afşin bu okulu nasıl kazandıysa, aynı kararlılıkla sahip çıkmasını da bilmeli. Yoksa bu, sadece bir yüksekokulun değil, bir ilçenin sesinin de kapatılması olur.