“Evlilik kader mi?” Evleneceğim kimse kaderimde yazılmış mı?” şeklindeki soruyu sık sık duyarız.

Bu sorunun cevabına geçmeden önce “kader”in ne olduğunu doğru anlamamız gerekiyor.

İnsanın başına gelen her şey kaderdir ama kader denildiğinde tek bir şey anlaşılmamalıdır. Kader kendi içerisinde iki kısma ayrılır. Birincisi insanın iradesine bağlı olan kader, diğeri ise insanın iradesine bağlı olmayan kaderdir.

İnsan iradesine bağlı olanlardan sorumludur ve hesaba çekilecektir. İradesine bağlı olmayanlardan ise sorumlu olmayacağı için onlardan hesaba çekilmeyecektir. İnsanın cinsiyeti, milleti, fiziki özellikler iradeye bağlı olmayan kaderdir. İnsanın fiilleri, çalışması, yemesi-içmesi ise iradeye bağlı kadere girer. Onun için ömrünü ne ile ve nerede geçirdiğinden, malını nereden kazanıp nereye harcadığından hesaba çekilecektir.

İnsanların yaptıkları ve başlarına gelen her şey kaderdir. Ama bu gelen şeyler insan iradesine bağlı ise insan bunlardan sorumludur ve hesaba çekilecektir. İradesini aşan şeyler ise kişi bunlardan sorumlu değil ve hesaba çekilmeyeceği kaderdir.

Kader konusundaki bu yanlış anlayışı düzettikten sonra evlilik konusuna geçebiliriz.

Evlilik kader mi?

Kader ise kaderin hangi kısmına girer?

Evlilik bir kaderdir. Fakat kaderin iki kısmına da girer. Evlilikte kaderin iki boyutunu da görebilmek mümkündür. İnsanının iradesi doğrultusunda gerçekleştiği gibi kendi iradesini aşan kısımlar da olabilmektedir. Yani insanın evleneceği kişinin belirlenmesinde bazen iradesinin etkili olmadığını görebilsek te çoğu zaman iradesinin etkisini görebilmek mümkündür.

“Zina eden erkek; zina eden veya müşrik bir kadından başkasıyla evlenemez. Zina eden kadın da zina eden veya müşrik bir erkekten başkasıyla evlenemez. Çünkü bu (evlenme şekli) müminlere haram kılınmıştır”(Nur: 3)

Bu ayette geçen “nikâhlayamaz”dan maksadın ne olduğu tartışma konusu olmuştur. Ayet bir hüküm mü bildiriyor yoksa bir durum tespiti mi yapıyor?

Müfessirler buradan maksadın bir hüküm bildirme değil de bir durum tespiti olduğunu söylemişlerdir. Eğer ayet hüküm bildirseydi, zina yapan bir kimsenin ancak zina yapan biri ile nikâhlanması gerekirdi. Aksi takdirde nikâhı kabul olmaması gerekirdi. Zina edenler evlenmek için kendileri gibi birini bulmaları gerekecekti. Zina çirkin bir fiil olduğu için yapanlarda gizli yapmaktadır. Kimse ben zina yaptım onun için böyle bir eş arıyorum demez veya diyemez. “Zina eden, zina edenden başkası evlenemez” şeklinde bir hüküm vermek meseleyi içinden çıkılmaz bir hale sokar. Zina ettiği bilinen biriyle evlenmek doğru olmaz. Fakat kişi hayatında bu çirkin fiili işlemiş ama tevbe etmiş olabilir. Onun için ilgili ayeti hüküm içerikli değil de haber içerikli anlamak daha doğrudur. Ayet zina eden kimselerin karşılaşabilecekleri bir durumu haber vermektedir.

Ayetin kastetmiş olduğu manayı şöyle bir örnekle açıklayabiliriz: Ankara’dan biri İstanbul’a diğeri de Kayseri’ye giden iki yolcu otobüsü düşünelim. İstanbul’a giden şoför yolcularını İstanbul istikametindeki güzergâhlardan alabilir. Kayseri güzergâhından yolcu alamaz. Kayseri’ye giden şoförde kayseri güzergâhından yolcu alabilir, İstanbul güzergâhından yolcu alamaz. Yani hangi güzergâha doğru hareket etmiş ise o güzergâh üzerinden yolcu alabilir. Evlilikte böyledir. İnsan hangi hayat şartını benimsemiş ve hangi yola girmiş ise o yolda olanlardan birisiyle evlenebilir. Bazen imtihan gereği çok iyi bir kimseye çok kötü, çok kötü birine çok iyi bir eş nasip.

Yine Nur suresi 26. ayet-i kerimede bu manayı destekleyici şekilde şöyle buyrulmaktadır: “Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler, kötü kadınlara; temiz kadınlar, temiz erkeklere; temiz erkekler de temiz kadınlara (uygun)dur. Bu (temiz ola)nlar, onların söyledikleri iftiradan uzaktır. Onlar için mağfiret ve cömertçe bir rızık vardır.”

Bu ayet Hz. Aişe’ye iftira atılması üzerine nazil olmuş ve peygambere eş olacak kimselerin de namuslu kimseler olduğundan haber vermektedir. Peygamber (sas) temiz olduğu gibi onun eşleri de temizdir. Onun eşleri hakkında hayırdan başka bir şey konuşmayın mesajını verilmiştir.

Eğer insan namuslu bir şekilde yaşarsa Allah, evlilik hayatında onun karşına namuslu birini çıkartır ve onunla hayatını birleştirir. Ama böyle yapmak yerine ahlaksız bir yaşantıyı tercih ederse, onun karşısına da kendisi gibi birini çıkartır ve onunla evlenir. Bazılarının dediği gibi: “Bekârken istediğimle gezerim, hayatımı yaşarım. Yarın evleneceğim zaman da eline el değmemiş birini bulur ve onunla evlenirim” olmaz. İnsan hangi çarşıda gezerse o çarşıdan bir dükkâna girebilir. Sakatatçılar çarşısında gezen kuyumcu dükkânı bulamaz.

Her insana kendi yaptıkları güzel gösterilir. Evlilik konusunda da Allah, insanlara kendi yaşam şekillerine uygun birisi ile evlenmelerini güzel göstermektedir. Ahlaksız bir kimseye ahlaksız biri ile evlenmek cazip gelirken, ahlaklı bir kimseye de ahlaklı biri ile evlenmek cazip gelmektedir. Bazen imtihan gereği iyi bir kadın kötü bir erkekle veya kötü bir kadın iyi bir erkekle evlense de genellikle durum herkesin kendi denginde olanlarla evlenmesi şeklinde olmaktadır. Allah, adeta kişilerin kendi tercihleri ile girmiş oldukları yolları onlara süslemekte, o yolla ilgili şeylere rağbet etmeyi o kişilerin içerisine karakter olarak yerleştirmektedir. Zina yapan bir erkek veya kadına, zina yapan biri ile evlenmek cazip gelirken, bu fiilden uzak olan bir kimse için böylesi bir evlilik hiç cazip gelmemekte, hatta nefret uyandırmaktadır. Herkes kendi cinsinden olan kimselere meyletmektedir.

İnsan hangi şekilde yaşarsa Allah da ona göre eş nasip eder. Evlilik bu yönü ile insanın iradesine bağlı kader kısmına girer. Yani yaşadığı hayat şekline göre Allah ona bir eş nasip eder. Ama her zaman böyle olmaz. Bazen de imtihan gereği olarak çok iyi birine çok kötü bir eş (Hz. Nıh ve Hz. Lut (as)’ın eşleri gibi) bazen de çok kötü kimseye çok iyi bir eş (Firavun’un eşi Âsiye validemiz gibi) eş nasip edebilir. Evlilik bu yönü ile de insanın iradesini aşan kader kısmına girer.