Bir toplumu ayakta tutan sahip olmuş olduğu değerlerdir. Her toplum kendi değerlerini geçmişinden günümüze taşır.

Bizim değerlerimizin temel kaynağı inancımızdır. İslam’dan aldığımız değerlerimizi taşıyarak bugünlere kadar geldik. Fakat ne zamanki kendi asli kaynağımızdan uzaklaşmaya başladığımız da kaybetmeye başlamışız.

Değerlerimizden uzaklaşmamız tesadüfen olmadı. Çok yönlü bir saldırı ile bu gerçekleştirildi ve gerçekleştirilmeye de devam etmektedir.

Modernleşme ile dini değerler önemini yitirmeye başladı. Küreselleşen dünyada dini değerlerin öneminin olmadığı düşüncesi yerleştirilmeye çalışıldı. Sökülüp atılan her dini değerin yerine sahte değerler yerleştirilmeye başlandı.

Din aklın ve bilimin karşısında gösterilerek dinsiz bir toplum oluşturulmaya çalışıldı. Oysaki aklın kullanılmasını her zaman emreden dindi. Din aklını doğru yolda kullanan kimseleri methedip yanlışta kullananları eleştirirken aklın karşısında imiş gibi gösterildi. “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”, “ilim öğrenmek kadın ve erkeğe farzdır”, “hikmet (bilgi) müminin yitik malıdır. Onu nerede bulursa alır” şeklinde evrensel ilkeler getirmesine rağmen ilme karşıymış gibi bir algı oluşturuldu.

Din, evliliği emrederken evlilik dışı ilişkiler cazip hale getirildi. Din, insanın evlenerek hem neslini devam ettirmesini hem de cinsel arzularını helal yoldan giderilmesini emrederken, “evlilik cinselliği öldürür, evlilik aşkı bitirir” gibi söylemlerde evlilik dışı ilişkiler normalleştirilmeye çalışıldı.

Din, eşlerin birbirine sadakatini emredip evlilik dışı ilişkileri yasaklarken zina normalleştirilmeye çalışıldı. Eşlerin birbirlerini aldatması, evlilik dışı ilişkiler “kaçamak” olarak isimlendirilerek ahlaksızlıklar normalleştirilmeye çalışıldı.

Din, helal yollardan kazanıp helale harcamayı esas alırken sadece mal kazanmaya önem verildi. Helalinden kazanıp helaline harcamayı gereksiz göstererek kazanç için her türlü yolu helalleştirdiler.

Din, insanın sahip olduğu mallarında dahi iktisatlı davranıp israftan kaçınmasını emrederken üretmeyen ama sürekli tüketen bir toplum oluşturdular.

Din, zenginin malından bir kısmını zekât ve sadaka olarak fakirlere verilmesini emrederken “benim malım, benim param, kimse benim malımın ortağı değildir” anlayışını yerleştirerek zekât ve sadakayı unutturdular.

Din, borçlu olan insana borç vermeyi emrederken bunun yerine kredi anlayışını getirdiler. Borç vermede borçlu kimse düşünülüp olun içerisine düşmüş olduğu sıkıntıdan kurtulması amaçlanırken, kredi sisteminde borç veren düşünülmüş, borçlu kimsenin üzerine daha fazla binilerek o yükün altında ezilmesi amaçlanmıştır.

Modern dünyada sürekli kaybederken hiç kazanmadık. “Allah rızası” düşüncesi kayboldu ama onun karşısına bir şeyler konulmadı.

“Yardımlaşma” duyguları kaybolurken onun yerine “Bencillik” hâkim oldu.

“Evlilik” birilerinin kahrını çekmek olarak yansıtılırken onun yerine “Keyfince yaşamak” adına bekarlık öne çıkarıldı.

Evlilikte eşlerin birbirinin sıkıntısını çekmesi yerine boşanmaları teşvik edildi.

Din, zinayı yasaklayıp nikah yolu ile birlikteliği emrederken onun yerini zina aldı. Nikahsız ilişkiler “kaçamak” olarak isimlendirilerek zina fiilleri basit gösterilmeye çalışıldı.

Din, anne-babayayı evin bereket kaynağı görüp onlara “öf” dahi denilmemesini emrederken, anne-babalar huzur evlerine yerleştirildi.

Din, çocukları ve misafirleri dünyanın ve evin bereketi olarak görürken, çocuk sahibi olmanın yolları dolaylı yollardan kapatıldı veya “doğum kontrolü” adı altında bir veya iki çocukla yetinilmesi sağlandı. Çocuk sahibi olmak yerilirken evde köpek beslemek özendirildi. Misafirler lokantada doyurulup otellerde uyutuldu.

Bu şekilde hareket etmeye devam ettiğimi müddetçe kaybetmeye de devam edeceğiz. Değerler kalbi besleyen damarlar gibidir. Bir değerin kaybolması damarlardan birinin tıkanması demektir. Tıkalı damar çoğaldığında kalp krizine sebep olur. Bu durumdan kurtulmak için önce anjiyo gerekir. Ama hastalık ilerlemiş ise anjiyo da yeterli olmaz. Açık kalp ameliyatı gerekir. Bugün toplum olarak geldiğimiz noktada anjiyo kurtarmaz olmuştur. Açık kalp ameliyatı gerekmektedir.

Değerler bir toplumun kimliğidir. Değerlerini kaybeden kimliğini kaybetmiştir. Kimliği olmayanın uyruğu belli olmaz. Kendi kimliğine sahip olmayana yabancı bir kimlik verilir. Olması gereken kendi kimliğimize sahip çıkmaktır.