Son dönemde ABD-İsrail-İran savaşının ardından Şii-Sünni kışkırtmalarının daha net bir şekilde görünmeye başladığını görebilmekteyiz. Birileri mezhebinden dolayı İran halkını eleştirirken, diğerleri de bu insanların eleştirileri üzerinden ehl-i Sünnet düşüncesini eleştirmektedir.

Müslümanların içerisinde bulundukları durumun faturası ehl-i sünnet düşüncesine kesilmektedir. Hatta kendilerince yanlış gördükleri bazı davranışları dahi direk ehl-i sünnete mal edebilmektedirler. “Bu konuda Kur’an’ın hükmü bu iken ehl-i sünnet düşüncesine göre böyledir” şeklinde eleştiri yöneltmektedirler. Hatta eleştirilerini yer yer hakaret seviyesine çıkararak: “Sünnist Müslümanlar…” şeklinde küçük düşürücü ifadeler kullanmaktadırlar.

Ehl-i Sünnet düşüncesi nedir? Kur’an’ın dışında, Kur’an’ı yok sayan ve sadece sünnetle beslenen bir düşünce mi? Müslümanların yanlış fikirlerine kaynaklık eden bir düşünce mi?

Ehli Sünnet, İslam’ı anlamada ve yaşamada Hz. Peygamber ve sahabeyi örnek kabul eden düşüncedir. İslam dünyasında bir grubun değil dünyadaki Müslümanların yaklaşık % 90’ının tabi olduğu bir düşünce yapısıdır. Ehl-i sünnet ifadesi Hz. Peygamber ve sahabe döneminde kullanılan bir kavram değildi. İlk defa Hasan-ı Basrî tarafından kullanıldığı rivayet edilmektedir. Mezhep olarak isimlendirilmesi ise hicri 3. Asırda olmuştur.

Hz. Osman’ın şehadeti, Sıffın savaşı ve Cemel vakaları gibi yaşanan hadiseler sonucunda siyasi olaylar dini düşüncelerin önüne geçmeye başlamış ve bu olayların sonucunda ilk önce Haricilik, daha sonra Şia ve Mutezile olmak üzere siyasi-dinî mezhepler ortaya çıkmıştı. Bu üç grubun ortak özelliği; dinî konuları siyasi bakış açıları ile yorumlamaya çalışmış olmalarıydı. Düşünceleri İmâmet, hilâfet, büyük günah işleyen kimselerin durumu gibi konular çerçevesinde şekillenmişti.

Ehl-i Sünnet düşüncesi ise bu konulara siyasi olarak değil, Kur’an ve Sünnet çerçevesinden yaklaşmayı esas almış ve bu çerçevede bir yöntem belirlemişti. Bu anlamda Ebu Hanife ehl-i sünnet düşüncesinin oluşmasında en önemli kişi kabul edilir. Ebu Hanife’den sonra İmamı Malik, İmamı Şafiî ve Ahmed bin Hanbel gelir.

Hicri 3. Asırda yeni fetihlerle birlikte Müslümanlar farklı din ve kültürlerden insanlarla tanışmış ve bazı dini konular sorgulanmaya başlanmıştı. Tartışma konusu olan bu tür meseleler akli olarak açıklanmaya çalışılmıştı. Bu çerçevede öncülüğünü İbn Küllâb el-Basrî ile Hâris el-Muhâsibî’nin yaptığı “ehl-i hadis kelamcıları” diye anılan yeni bir grup ortaya çıkmış ve bu grup daha sonra Ehl-i sünnet kelamcılarını oluşturmuştu.

Bu düşünce hicri 4. asrın başından itibaren İmam Eş‘arî ve İmam Mâtürîdî tarafından geliştirilmiş ve Müslümanların çoğu tarafından kabul görmüştü. Daha sonradan gelen Cüveynî, Gazalî, Pezdevî ve Nesefî gibi birçok kelamcı tarafından bu düşünce desteklenmiş ve İslam coğrafyasının büyük bir kısmına yayılmıştır.

Bu manada ehl-i sünnet; kökü Hz. Peygamber ve sahabeye dayanan, Ebu Hanife ile şekillenmeye başlayan, İmamı Malik, İmamı Şafi, Ahmed bin Hanbel ile devam eden, İmam Eşari ve İmam Maturudi ile İslam coğrafyasının genelinde kabul gören düşüncenin genel adıdır.

Harici, Şîa ve Mu‘tezile gibi mezheplerde kendilerinin Kur’an ve sünnete tabi olduklarını söylemiş olsalar da onların siyasi görüşleri daha baskın olduğu için onlara ehl-i sünnet denilmemiştir.

ABD-İran savaşına mezhep çerçevesinde yaklaşmak veya bu hadise üzerinden Şii veya ehl-i sünnet düşmanlığı yapmak son derece yanlış bir tutumdur. İran’ı mezhebinden dolayı eleştirerek onların başına gelenlere sevinmek son derece yanlış olduğu gibi İran’a destek vermeyen ülkeler üzerinden ehl-i sünnet düşmanlığı yapmak ta yanlıştır. Müslüman kabul edilen ülkelerin hangisinin yönetimi Müslümanların elinde? Suudi Arabistan, BAE, Kuveyt, Bahreyn … gibi ülkelerin yöneticileri Sünni’dir demek ne kadar doğru bir yaklaşım? İslam ülkelerinin yönetimleri Müslümanlardan çok batının, ABD’nin, İsrail’in çıkarlarına uygun hareket etmektedirler. Onların dini bir kaygıları olmadığı gibi ehl-i sünnet düşüncesi ile hiç ilişkileri yoktur. Buna rağmen onların yaptıklarından hareketle ehl-i sünnet düşüncesini eleştirmek ne kadar doğru olacaktır?

Sözde İslam ülkelerinin yöneticilerinin tutumlarından hareketle ehl-i sünneti (sünni) eleştirmek konuyu hiç bilmemek demektir. Amerika ve İsrail İran’a Şii oldukları için saldırmadıkları gibi onlara destek verenler de bundan dolayı destek vermemektedirler. Zalimlerin karşısında Müslüman ve mazlum bir halkı desteklemektedirler. Müslüman yakışan mezhepler üzerinden birilerini eleştirmek değil, zulme uğrayan kimselerin yanında yer alabilmektir. Mazlumun dini, imanını sorgulamak değil, zalimin önünde durabilmektir. Mezhepler üzerinden çıkarılan fitne ateşine odun adan değil, ateşi söndürmek için su taşıyan olmalıdır. İslam’ın vermiş olduğu basiret ile olaylara yaklaşarak doğru bir duruş sergileyebilmelidir.