Cenazenin ardından yapılacak işlemleri şu şekilde sıralayabiliriz:
a. Varsa ölen kimsenin borçlarını ödemek.
b. Vasiyetini yerine getirmek
c. Kalan malı mirasçılar arasında taksim etmek.
Cenazenin arkasından ilk yapılması gereken onun borcunu ödemektir. Eğer mal bırakmış ise o maldan ödenir.
Hz. Peygamber (sas) ilk dönemler ölen bir kimsenin borcu var ise onun cenaze namazını kendisi kılmaz, başka birilerine kıldırırdı. Borcunu ödeyecek mal bırakıp bırakmadığını sorar, eğer bırakmış ise o maldan borcunu öder daha sonra da cenazesini kıldırırdı. Veya biri onun borcunu ödemeye söz verirse de kıldırırdı. Borcunu ödeyecek malı yoksa : “arkadaşınızın namazını siz kılın” buyururdu. “Mü’minin ruhu, ödeninceye kadar borcuna bağlı kalır.” (Tirmizî, Cenâiz: 76) buyurarak borçlu ölmenin zorluğundan bahsederdi. Ama zamanla Müslümanlar maddi olarak zenginleştiklerinde, Peygamber efendimiz borçlu olanın borcunu öder ve ondan sonra cenaze namazını kıldırırdı. (Buhârî, Ferâiz: 4)
Cenazenin borcu ödendikten sonra varsa vasiyeti yerine getirilir. Bir kimse malının 1/3’den fazlasını vasiyet edemez. Malının 1/3 ü kadarını vasiyet edebilir. Sahabeden Sad malının tamamını vasiyet etmek istemiş ama Hz. Peygamber (sas) onun sadece malının 1/3’ü kadarını vasiyet etmesine izin vermişti. (Buhari, Vasâyâ: 3) Eğer vasiyeti bu miktarın üzerinde ise fazla olan kısmının yerine getirilmesi mirasçıların rızasına bağlıdır. Onlar rıza gösterirlerse yerine getirilir. Eğer rızaları yoksa yerine getirilmez.
Kişi mirasçılarına yapamaz, yapsa da geçerli sayılmaz. “Mirasçıya vasiyet yoktur” (Ebû Davud, Vasâyâ: 6) hadisi şerifinde belirtildiği gibi vasiyet yapılan kimsenin mirasçı olmaması gerekir.
Bir kişi hayatta iken mallarını mirasçılar arasında miras olarak taksim edemez. “Ben ölmeden mirası taksim edeyim. Öldükten sonra çocuklar arasında anlaşmazlık çıkmasın” diyerek miras taksimatı yapamaz. Fakat malını mirasçı olabilecek kimselere bağışlayabilir. Bir malın miras sayılması için mal sahibinin ölmesi gerekir. Miras ölümden sonra gerçekleşir. Mal sahibinin hayatta iken verdikleri bağış sayılır, miras sayılmaz. Mirasta kimin ne kadar alacağı ayetle belirtilmişken bağışta böyle bir durum söz konusu değildir. Mal sahibi isterse çocuklarına eşit olarak verebilir, isterse de birilerine fazla diğerlerine az bağışlayabilir.
Cenazenin borcu ödenip, vasiyeti yerine getirildikten sonra kalan malın hemen mirasçılara taksim edilmesi gerekir. O mal artık ölen kimsenin mülkünden çıkmış ve mirasçıların mülküne geçmiştir. Mirasçıların paylaşılmamış, ortak mülkü olmuştur. Onun için hemen taksim edilmesi gerekir.
Bazı yerlerde ya bu taksim hiç yapılmıyor veya yıllarca uzatılıyor. Mirasçının çocuklarından birisi miras mallarının taamının üzerine konuyor ve onu işletiyor. Tarla ise onu ekip biçiyor. Başka bir şey ise de onu kullanıyor. Hatta çoğu zaman kızlara hiç verilmiyor. Kızın miras malı istemesi ayıp görülüyor. İstediği zaman da çevresi tarafından kınanıyor.
Miras malının kardeşlerden biri veya bir kaçının işletip diğerlerini mahrum etmeleri haramdır. Babaları öldükten sonra o mal artık babanın mülkünden çıkmış ve bütün mirasçıların mülküne geçmiştir. Kız olsun erkek olsun fark etmez. O mal taksim edilmediği müddetçe malı elinde bulunduran kimse kul hakkı yemiş olmaktadır. Baskı ile veya kınayarak kız kardeşlerini devre dışı bırakmak da helal değildir. Her hak sahibine hakkı verilmelidir. Maalesef bu konuda çok yanlışlar yapılmaktadır.
Miras bırakılan mal kira getiren bir şey ise ondan alınan kiralar dahi mirasçılara dağıtılmak zorundadır.
Mirası dağıtmamak veya geciktirmek kul hakkına giren günahlardandır. Bu şekilde miras malından faydalanıp diğer mirasçılara vermeyen kimse haram yemiş olmaktadır. Bu şekilde elde etmiş olduğu kazançlar kul hakkına girmektedir.