1.Demokratik Erdemlilik
Değerli hemşerilerim, muhterem dostlarım, genelde ülkemizin özelde de Afşin’imizin sorunlarından birkaçına değinmek istiyorum.
40-50 bin merkez, köyleriyle birlikte 80 bin nüfuslu potansiyeliyle büyük bir ilçe olan Afşin, fiziksel kalkınmasının yanında artık kültürel ve manevi kalkınmasını da gerçekleştirmek zorundadır.
Bunları belirlemek için eskiden beri hafızamızda yer tutan, dilimizden dökülen yerel atasözlerimize bakmamız gerekir.
. Bizim yöremizde kıskançlığın şiddet tınısı akrabadan çevreye doğru yayılır.
Paylaşmayı bilmeyen kişiler ve gruplar pek çok sükutu hayali yaşar. ‘Benim olsun da küçük olsun’, anlayışını ‘Bizim olsun, büyük olsun da paylaşalım, görüşüyle değiştirilmediği sürece bireyler arasında yurttaşlık bağı, hemşerilik dayanışması ve yardımlaşmanın yerini sürtüşme ve çatışmaların önü alınamaz. O zaman da kargaşadan, hırgürden yozlaşmadan gıdalanmak yazgımız olur. Benin derdim kendimi büyütmek değil de yakınlarımı ve çevremi küçültmek olursa durum pek iç açıcı olmaz. İlçemizin yakın geçmişine bakılacak olursa Afşin, 1910 yılında belediyelik olmuştur. II. Meşrutiyet ve Cumhuriyet Kurulduktan sonra Tek Parti dönemlerinde atama yoluyla belediye başkanlığı yapan hemşeriler:
1. (1910-1911) Ağaların Mehmet Ağa
2. (1911-1928) Sadık İnan
3. (1928-1950) Cevlanların İbrahim Efendi (Özdemir)
Çok Partili döneme geçtikten sonra
4. (1959-0-1960) Süllü Hacı Mehmet Demir
5. 1963-1968) Gişilerin Kemal Ertekin
6. (1968-1969) Atilla İmamoğlu
7. (1969-1978) Hanifi Hacıömeroğlu
8. (1978-1980) Doğan Bozkurt
9. (1984-1989 Şeref Peköz
10. (1989-1999) Ergün Ertekin
11. (1999-2004) Yalçın Demir
12. (2004-2009) İrfan Gedikbaşı
13. (2009-2014) Fazlı Aydoğan
14. (2014-2024) Mehmet Fatih Güven
15. 2024- ) Koray Kıraç
116 yıllık yerel yönetime sahip olan Afşin Belediyesinden eskiden beri dilimizde pelesenk olan “yazın toz topraktan, kışın çamur, balçıktan kurtarılamayışından yakınılırdı. Son yıllarda tam asıl soruna odaklanıldığında Asrın Deprem Felaketinin özelde Afşin’i genelde de 12 Vilayeti vurması büyük talihsizliktir. Özellikle Afşin dışında ikamet eden değerli hemşerilerimiz tarafından dillendirilen sorunun çözümü bir türlü istenilen düzeye gelip memnuniyet anketine ulaşılamadı. Onlar da istiyorlar ki, kendi ilçeleri de ülkemizdeki imar alanındaki gelişmelerden olağan payını alabilsin. Burada gerek Afşin’de gerekse ilçe dışında yaşayan Afşinliler olarak kendi kendimizi bir muhasebeden geçirmemiz gerekiyor. Bu eleştirileri yaparken –ben oyumu belediye başkanına verdim, kazandırdım, kardeşim artık iş başkana düşüyor diye elimizi taşın altına koymaktan imtina ediyorsak bu eleştirinin bir anlamının olduğu kanısında değilim. Demokrasi tarihimiz birkaç kez kesintilere uğrasa, 27 yıl tak parti iktidarı yaşanmış olsa da 1878 yılından beri ülkemiz demokratik yönetimle tanışmış, 1946 yılından sonra da çok partili hayata geçilmiştir. Demokratik toplumlarda genel ve yerel seçimlerde uygar insanlar, demokratik yarış içerisinde birbirlerinin rakibi olurlar, var güç ve yetileriyle uygar bir şekilde birbirleriyle yarışıp mücadele ederler. Seçim bitip başkan seçildikten sonra ilçe halkı, partililer seçilen başkanı tebrik edip başarılar dileyip yapabilecekleri bir görev varsa başım gözüm üstüne deyip başkana artık seçildiği partinin değil kentin başkanı olduğu izlenimini vermeleri gerekiyor. Ama bu işi böyle uygar bir biçimde sürdürmeyip, başkanın başarısız olması için menfi muhalefet yapıldığında zararı sadece başkan mı görür yoksa tüm kent halkı mı? Her belediye başkanı kendisine oy vermeyenlerce, hatta umduğunu bulamayan kendi partililerince kıyasıya eleştirilirse bu kent kalkınabilir mi? İnsanın benliğini öldürmesinin ne kadar güç olduğunu –her ne kadar bizim ilk belediye başkanımız (Ağaların Mehmet Ağa bunu başarmış olsa da- hepimiz biliriz. Belediye Başkanlığı görevini arkadaşı Sadık İnan’a bir elbise karşılığı değil, bir elbise yaptırarak devretme erdemini göstermiştir. Ama ben kazanamadım, başkan olamadım diye de kentin gerileyeceği zehabına kapılmak da uygun değildir. Çünkü bu ortamda her seçilecek başkanın en az 7-8 partinin ve umduğunu bulamayan kendi partililerinin menfi muhalefeti sürecek ve başarılı olunamayacaktır. Yine tekrarlayalım: Paylaşmayı bilmeyen kişiler yönetici de olsalar kentlerine ya da kurumlarına yarar getiremezler.
Hikaye bu ya Siirtlilerle Batmanlılar aralarında amansız bir rekabete girişirler. Bir Batmanlı ile bir Siirtli yan yana idam edileceklermiş. Batmanlıya sormuşlar: Son arzun nedir? “Kırmızı iple asın beni” demiş. Siirtliye sormuşlar, onun asılacağı ip, kırmızı olmasın demiş.
2.Akrabalık ve hısımlık ne demektir?
Akrabalık, sıhriyet, ırsiyet, tabii hısımlık, yasal ve yapay yakınlıktır. İnsani düşünüş ve tutumlar karşıtlık esasına göre belirlenir. Her yargının bir de alternatifi vardır. Örneğin, akraba ve hısımlık asabiyeti/bağlılığı, hakkaniyet çizgisini aştığında meşruiyetini kaybeder. Buna karşın akraba ve hısım bilmezlik tümüyle yakınlarını tanımazlık sınırına dayandığında da kişi toplumsal bir dayanaktan ve korugandan mahrum kalır.
Fıkra bu ya, adamın birini dövmüşler, yüzünü gözünü morartmışlar, “ah arkam” diye inliyormuş. “Sırtına da mı vurdular”, denilince, “hayır, arkam olsaydı yüzüme vuramazlardı”, demiş. Ağaç dalıyla gürler, denir. Akraba üyeleri de dayanışma duygusuyla güven duygusuna sahip olurlar. Bu düşünce ve tutumun alternatifi de vardır. İnsanlar kıskançlık duygusunu özellikle kendi yakınları üzerinde geliştirir. Yöremizde bir ata sözümüz buna işaret eder:
Kimse bilmez akrabanın akrabaya nettiğini, akrep etmez akrabanın akrabaya ettiğini Kimse bilmez, akrabanın akrabaya nettiğini/Akrep etmez akrabanın akrabaya ettiğini. Akrabalık ve hemşerilik öyle bir bağdır ki, akraba üyelerinden biri başarı gösterse bu başarıda payı olmasa da onuru yakınlarına da yansır. Biri de bir utancın içine düşse yakınlarının dahli olsa da olmasa da lekesi onlara düşer. Bu yüzden akraba üyelerimizle iç disiplin oluşturup, içimizdeki çürük meyveleri uyarmak icap eder.