Son günlerde en fazla duyduğumuz şeylerden birisi de ünlülerin uyuşturucu kullanmaları. İnsan neden uyuşturucu kullanır? Sıkıntısı olduğu için mi? Parası olmadığı için mi? Yoksa başka sebepler mi var?
Bu sorunun cevabını yaşamış olduğum bir hatıra içerisinde vermeye çalışayım:
Askerlik görevimi 1998 yılında yapmıştım. Bir gün bir arkadaşımız hastalanmış ve koğuşta dinleniyordu. Ben de onu ziyaret için gitmiş ve uzun bir sohbet yapmıştık. Mesai saati olduğu için koğuşta kimse yoktu. Sadece koğuş sorumlusu bir arkadaş vardı. Arkadaşın yanından ayrılırken koğuş sorumlusu kişi yanıma yaklaşarak: “Sen hoca mısın?” diye bana bir soru yöneltti. Ben de “Hayır hoca değilim ama öğretmenim” diye cevap verdim. O kişi tekrar bana: “Siz konuşurken uzaktan dinledim. Konuştuklarınız çok ilgimi çekti. Biraz konuşabilir miyiz?” dedi. Ben de konuşabileceğimizi söyledikten sonra bir yere oturduk ve konuşmaya başladık. Aramızda şöyle bir konuşma geçmişti:
-Hocam ben hiç mutlu olamıyorum. Mutlu olmak için her şeyi denedim ama yine de mutlu olamadım. Sivilde iken bizim maddi durumumuz çok iyi olduğu için her şeyi denedim. İçki içtim. Kumar oynadım. Kız arkadaşlarım oldu. Kumar oynadım. Uyuşturucu kullandım. Hatta uyuşturucunun birçok çeşidini kullandım. Aklına ne geliyor ise ben hepsini yaptım. Ama nedense bir türlü istediğim mutluluğu bulamadım. Onun için ara ara kendi bedenime zarar verdim, vermeye de devam ediyorum.
Yaşadıklarını bu şekilde özetlemiş ve kendisine çare olabilecek bir şeyleri duymayı arzuluyordu. Konuşması bittikten sonra ona dönerek şöyle dedim:
-Hiç dini yaşamayı düşündünüz mü?
-Hayır, hiç düşünmedim. Düşünmüyorum da. Dinin bana bir şey verebileceğine de inanmıyorum.
- Her şeyi denemiş ve mutlu da olamamışsınız. Yapabileceğin bir şey de kalmamış. Bir kez de dini deneyelim. Denemekte fayda var. Her şeyi deneyen kimse dini de deneyebilir.
İlk önceleri dini tercih etmemek konusunda ısrarcı olsa da biraz konuşmadan sonra onu ikna edebilmiştim. İkna olduktan sonra şu şekilde konuşmaya devam ettik:
-Ama hocam benim din adına hiçbir bilgim yok. Hiçbir şey bilmiyorum. Dini yaşamam nasıl olacak?
-Olsun. Bilgin olması şart değil. Bilgi zamanla oluşur. Ben sana yardımcı olurum. Gel bir deneme yapalım. Eğer dinde de aradığını bulamaz isen o zaman kendi yoluna devam edersin.
-Nasıl yapacağız?
-Orasını bana bırak. Ben sana nasıl yapacağın konusunda yardımcı olacağım.
Bu şekilde konuşmamız bittikten sonra be o arkadaşla irtibatımı sürdürdüm ve önümüzdeki ilk cuma günü onu alıp camiye götürdüm. Kışlanın içerisinde camimiz vardı ve cuma namazlarını ben ve bir ilahiyatçı arkadaş dönüşümlü olarak kıldırıyorduk. O günde sıra bendeydi. Amacım o arkadaşa caminin havasını teneffüs ettirmek ve o ortamı göstermekti. Beraberce camiye gittik. Ona şadırvandan abdest aldırdım. Sonra caminin içerisine girdik. Onu arka tarafta bir yere oturtturdum. Sen burada otur, gelene ve gidenlere bak. Başka bir şey yapmana gerek yok dedim.
Ben hutbeye çıkmıştım ama gözüm bir taraftan da o arkadaşın üzerindeydi. Sürekli sağa sola bakıyor ve çevreyi kontrol ediyordu. Namaz arasında da ara ara bakıyordum. Bir ara ayağa kalktığını ve onun da namaz kılmaya çalıştığını gördüm. Namaz bittikten sonra nasıl olduğunu sorduğumda:
-Hocam vallahi çok güzel oldu. Ben burada bugüne kadar almadığım bir havayı teneffüs ettim. İçimde tatlı bir duygu oluştu. Çok hoşuma gitti.
-Peki! Aradığın bu değil miydi?
-Evet, aynen de buydu. Ben bugüne kadar hiç tatmadığım bir duyguyu tattım.
Bu durum arkadaşım için dönüm noktası olmuştu. Ondan sonra onunla sürekli konuşmaya çalışıyor ve kendi arkadaş çevrem ile tanıştırarak bizim ortamı tanımasını sağlamaya çalışıyordum. Beraber oturuyor, çay içiyor, sohbet ediyorduk. Arkadaş bizim ortamı çok sevmiş ve bizimle birlikte hareket etmeye başlamıştı. Sürekli camiye geliyor ve bizimle birlikte namazlarını da kılıyordu. Bir taraftan da Kur’an öğrenmeye başlamıştı.
Bu arkadaşımız belli bir zaman sonra bana gelerek: “Aynen benim gibi bir arkadaşım daha var. Onunda sıkıntıları çok fazla. Onunla da konuşabilir misiniz?” dediğinde çok sevinmiştim. Onunla da tanıştık. Durumunun iyi olmadığı her halinden belli oluyordu. Uyuşturucu kullanmaktan olsa gerek gözlerinin çevresi kıpkırmızı olmuş ve sanki yerinden fırlayacak gibiydi.
Aynı formülü ona da uygulamış ve ondan da çok güzel netice almıştık. Bu yeni arkadaşımız aradan yirmi gün geçtikten sonra bana iki tane resim gösterdi. “Hocam bu ilk resmim diğeri de yeni resmim” demişti. İlk resimde bira şişesinin biri ağzında diğeri de önünde duruyordu. Diğer resmi mescitte çekilmiş, başında takke, önünde rahle ve rahlenin üzerinde Elif Bâ cüzü vardı. Kur’an öğreniyordu.
Bu şekilde bizim tanışmalarımız devam ediyordu. Her tanıdığımız çevresinden birilerini getiriyordu. En son birini daha getirmişlerdi ki kollarında normal deri kalmamıştı. Her tarafı jiletlenmiş ve iyileşmiş olduğu için deri farklı bir şekle bürünmüştü. Boynunun her iki tarafından aşağıya doğru yara ve yeni atılmış dikişler vardı. Ona da aynı formülü uygulamıştık. Caminin manevi havasını teneffüs ettiriyor ve iyi bir arkadaş çevresi oluşturuyorduk. Bu şekilde de çok güzel olumlu neticeler alıyorduk.
Askerlik hizmetimizi kısa dönem olarak yapmış olsak ta çok bereketli ve verimli geçiyordu. Askerliğimizin sonuna yaklaştığımızda sadece bizim 80 kişiden oluşan bölüğün 64 kişisi mescitte cemaatle namaz kılıyorduk. Hatta askerler arasında bizim bölük için: “Yat içtimaını mescitte alan bölük” diyorlardı.
Günümüz insanının en büyük sorunu, inançsızlık veya inancının gereklerini yerine getirememektir. İnsan, ruh ve beden denilen iki parçadan oluşan bir bütündür. İnsanın huzurlu olması ruh ve beden arasındaki uyuma bağlıdır. Ruh ve bedenin gıdasını alması ve sağlıklı olması ile mümkündür. Günümüz insanı bedene yönelik her türlü yatırımları yaparken ruhu ihmal etmektedir. Ruh ve bedenin gıdaları farklıdır. İnsan bedenen ne kadar doyuma ulaşsa da ruhen aç olduğu müddetçe mutlu olamayacaktır. Günümüzdeki şöhretli kimseler arasında uyuşturucu kullanımının yaygın olmasının arkasında da bu inanç boşluğu, ruhların açlığı yatmaktadır. Maddi anlamda her şeyi elde etmiş, şöhretin zirvesine ulaşmış olsalar dahi ruhlarına yönelik bir şey yapmadıkları için mutlu olamamaktadırlar. Mutluluğu sürekli arasalar da yanlış noktada aradıkları için bulmaları mümkün olmayacaktır. Uyuşturucu kullanmanın arkasında da mutlu olabilme arzusu vardır. Uyuşturucu maddeler ilk alındığında sahte bir mutluluk hissi verse de kalıcı olmadığı için tekrar eskiye dönüşler başlamaktadır. Kullandıkça batacak, battıkça kullanmaya devam edecektir. Sonunda tamamen uyuşturucunun esiri olacak ve o şekilde yok olmaya doğru gidecektir.
Yapılması gereken Allah’a yönelmektir. “Bilesiniz ki kalpler ancak Allah’ı zikrederek huzura kavuşur” (Ra’d: 28) ayet-i kerimesinde de ifade edildiği gibi gerçek mutluluk Allah’ın dinini yaşamakla mümkün olacaktır. Hayatında Allah’ın dinine yer vermeyen kimse, her gün bir şeyler denese de hiçbir şey değişmeyecektir. Bir sorunun cevapları arasında yüz tane şık olsa doğru tektir. Bir kimse o doğru şıkkı, şıklar arasından çıkardığında asla doğruyu bulamayacaktır. 99 tane şıkkı ayrı ayrı işaretlese dahi asla doğruyu bulamayacaktır.
Bize düşen ise o pislik çukurunda boğulan kimselerin ayaklarının altına birer taş koyarak onları oradan çıkarmaya çalışmaktır. İslam’ın güzelliklerini teneffüs edebilecekleri ortamı hazırlayarak onları da o ortama çekebilmektir.