Haremlik-Selamlık başta evler olmak üzere mekânların erkekler ve kadınlar için ayrılmasıdır. Mekânların kadın ve erkeklere göre ayrılmasını ifade eden iki kavramdır. Kadınlar için ayrılmış özel bölüme harem veya haremlik, erkekler için ayrılmış bölüme ise selamlık denir.
Haremlik ve selamlığın dini dayanağı var mı? Veya bu hüküm bugün uygulanabilir mi? Yaşamış olduğumuz hayat ve içerisinde bulunduğumuz şartları göz önüne aldığımız da haremlik-selamlık ne kadar uygulanabilir?
Göçebe veya yerleşik yaşayan Araplarda erkekler ayrı birde otururlarken kadınlar ve çocuklar ayrı yerlerde otururlardı. Eğer oturdukları yer çadır gibi tek odadan ibaret ise bunu sağlamak için perde kullanırlardı. Bu perdeye de “hıdr” denilirdi. Hz. Peygamber’in kadınlara yönelik “Yâ zevâte’l-hudûr!” ifadesinden de bu anlaşılmaktadır (Buhârî, Salât, 2).
Haremlik-selamlık uygulamasının en önemli dayanaklarından birisi şu ayet-i kerimedir: “Peygamber hanımlarından bir şey istediğinizde, onlar perde arkasında iken isteyiniz. Bu, sizin kalpleriniz için de onların kalpleri için de en temiz olanıdır.” (Ahzâb: 53)
Ayetteki hicap kelimesi, hem evin dış kapısındaki hem de içerideki perde (hıdr) için kullanılır.
Haremlik selamlık dediğimiz uygulama temelde bu ayete dayansa da bunun oluşmasını sağlayan şu ayeti kerimeler de vardır:
“Zinaya yaklaşmayın, çünkü o bir hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur.” (İsrâ: 32)
“Mümin erkeklere söyle, gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar ve mahrem yerlerini korusunlar.” (Nur: 30)
“Mümin kadınlara da söyle, gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar, mahrem yerlerini korusunlar. Ziynetlerini/ziynet sayılan yerlerini meydana çıkarmasınlar.” (Nur: 31)
“Gizledikleri ziynetlerinin açığa çıkması için ayaklarını vurmasınlar.” (Nur: 31)
Haremlik-selamlık ile ilgili olarak Musa (as) ile Şuyab (as)’ın kızları arasında geçen şu kıssayı da delil olarak zikredebiliriz:
“Musa, Medyen suyuna varınca, orada (hayvanlarını) sulayan bir çok insan buldu. Onların gerisinde de (hayvanlarını suyun olduğu yerden) geri çeken iki kadın gördü. Onlara "Derdiniz nedir?" dedi. Şöyle cevap verdiler: "Çobanlar sulayıp çekilmeden biz ( onların içine sokulup hayvanlarımızı) sulamayız; babamız da çok yaşlıdır.” (Kasas: 23)
Musa (as) henüz daha gençken ve peygamber olmadan önce Mısır’da bir suça karışmış ve orayı terk ederek Medyen şehrine gelmişti. Şehre girdiğinde bir suyun başında çobanların koyunlarını suladıkları görmüştü. Yine çobanlık yapan ama koyunlarını sulamak isteyen iki tane kızın, erkek çobanların olduğu mekâna girmediklerini ve geride beklediklerini fark etmişti. Daha sonra kendisi o bayanların koyunlarını almış ve suladıktan sonra onlara teslim etmişti.
Bu kıssada dikkat çekilen noktalardan birisi; çobanlık yapan kızların erkeklerden uzak durmaları ve onların ortamına karışmamalarıydı. Kur’an, kızların bu davranışını değer vererek ve ona bir değer katarak anlatır.
Kıssadan hareketle ailenin nafakasını temin edecek erkek olmadığında kadınların çalışabileceği, çalışmak zorunda kalsalar da mahremiyet sınırına riayet etmeleri gerektiği anlaşılmaktadır. Bu ayet çalışmak zorunda kalan kadınlar için, çalışma hayatlarında haremlik-selamlık sınırlarına riayet etmeleri gerektiğini öğretmektedir.
Hz. Peygamber’in hayatında haremlik-selamlık uygulamasına delil olabilecek örneklere rastlamaktayız. Hicap ayeti indikten sonra Hz. Peygamberin evine yabancı bir erkek geldiğinde hanımları hemen evin içinde bulunan örtüyü (hıdr) indirir ve arkasına geçerlerdi. Hz. Peygamberin eşlerinin evi küçük bir odadan ibaretti. Bir keresinde eşlerinden Ümmü Seleme ve Meymûne ile birlikte iken âmâ olan Abdullâh bin Ummu Mektûm geldi. Fakat eşleri perde arkasına geçmediler. Peygamber (sas.) niçin perde arkasına geçmediklerini sorunca “Ya Resulallah, o âmâ. Bizleri görmez ve tanımaz.” dediklerinde; “Sizler de mi âmâsınız? Onu göremiyor musunuz?” diyerek onları uyarmıştı.(Tırmizî, Edeb: 29)
Yine Hz. Peygamber (sas) sefere çıkarken hanımlarından birini yanında götürürdü. Fakat onlar açıkta gitmez, develerin üzerine yapılan, etrafı kapalı mahfiller içerisinde giderlerdi. Benî Müstalik gazvesinde de Hz. Aişe’yi beraberinde götürmüştü. Ordu konakladığında Hz. Aişe ihtiyaç gidermek için uzaklaşmıştı. İhtiyacını giderip dönerken gerdanlığını düşürdüğünü fark etmişti. Gerdanlığını aramak için tekrar dönmüş ve bu arada kervan hareket etmiş ve Hz. Aişe orada kalmıştı. Daha sonra da bu hadise İfk (iftira) hadisesinin yaşanmasına kadar uzamıştı.
Hz. Aişe bu olayı anlatırken: “Ben çok zayıf olduğum için mahfili kaldırıp deveye koyarken beni içerisinde zannetmişler. Ben dönüp geldiğimde ordu gitmişti. Yapmam gereken orada beklemekti. Benim kaybolduğumu anladıklarında geri dönüp gelir ve beni bulurlar diye düşündüm. Bir taşın üzerinde oturmuştum. Bir ara dalmışım. Ancak Safvan bin Muattal’ın “innâ lillahi ve innâ ileyhi racıûn” sözü ile uyandım. Ben Safvan’ı hicap ayeti inmeden önce gördüğüm için tanıdım. Hz. Peygamber onu geride bir şey kalıp kalmadığını kontrol etmek için görevlendirmişti. Aramızda hiçbir konuşma geçmedi. O devesinden indi ve ben bindim. O şekilde kervana yetiştik.”
Burada dikkatimizi çeken nokta Hz. Aişe’nin “hicap emrinden önce Safvan’ı görmüştüm” ifadesidir. Buradan da anlaşılıyor ki hicap ayeti indikten sonra mümin kadınlar yabancı erkeklerle aynı ortamı paylaşmamaya dikkat etmişlerdir.
Kur’an, bir taraftan zinayı yasaklarken diğer taraftan da “Zinaya yaklaşmayın.” diyerek kişiyi ona götürecek yollardan uzaklaştırmaya çalışmıştır. Bir erkeğin yabancı bir kadınla aynı ortamı paylaşması, iki tarafın birbirlerine bakışmaları ve kadınların ziynet yerlerini açmaları gibi şeyler kişileri zinaya götüreceğinden dolayı yasaklanmıştı.
Haremlik ve selamlık uygulamasının arkasında kadın ve erkeklerin aynı toplumun birer üyeleri olmaları ve bir arada yaşamaları gibi nedenler vardır. Hicap ayetinin devamında “Bu, sizin kalpleriniz için de onların kalpleri için de en temiz olanıdır.” buyrularak bu uygulamanın illeti, gerekçesi açıklanmaktadır. İki taraf bir araya geldiğinde veya bir ortamı paylaştıklarında üçüncü kişinin şeytan olacağı belirtilmiştir.
Bazen bir anlık bakışlar bir ömürlük çileye neden olabilmektedir. Her şey bir şey ile başlar ve hiçbir şey bir şey olarak kalmaz. Yerine göre bir saniyelik bir bakış kişinin kalbini aylarca meşgul edebilir. Helal olmayan her bakışta şeytan bir hissesi vardır ve şeytan insanın kalbine zehirli bir ok fırlatır. Bu oka karşı kalbi koruyacak en güzel kalkan da göz kapakçıklarıdır. Onun için Allah harama bakışları yasaklamıştır.
Bugünün şartlarında artık haremlik selamlık uygulamasının olmayacağını söyleyen kimseler Ahzâb suresi 53. ayetteki emri sadece peygamber hanımları için olduğunu söylemektedirler. Böyle bir iddia gerçekten çok uzak ve hiçbir dayanağı olmayan batıl bir iddiadır. Ayet-i kerimede peygamber hanımları ile ilgili şöyle buyrulmaktadır: “Peygamber, müminlere kendi öz nefislerinden, canlarından, birbirlerinden daha yakındır, daha ileridir. Eşleri müminlerin anneleridir.”(Ahzâb: 6) Ayet-i kerimesinde buyrulduğu gibi peygamberin eşleri müminlerin anneleri olup, onların nikâhlanmaları helal değildir. Evli olan bir kadın kocasından boşandığında veya kocası öldüğünde başka bir erkekle evlenebilir. Ama peygamberin hanımları nikâh konusunda bütün mümin erkeklere anneleri gibidir. Hz. Peygamber boşadığında veya onun vefatından sonra onun hiçbir eşi başka biri ile evlenemez.
Nikâhlama konusunda annemiz konumunda olan kadınlara haremlik-selamlık uygulanıyor ise bizlere tamamen yabancı olan kimseler hakkında neden uygulanmasın? Peygamber eşlerine karşı uygulanması istenen haremlik-selamlık uygulamasının, yabancı kadınlara karşı uygulanması daha önceliklidir. Kendi manevi annelerimize karşı uygulanan bu uygulama neden yabancı kadınlara karşı uygulanmasın?
Ahzâb suresi 53. ayetin hükmünü sadece peygamberin hanımlarına tahsis etmek yanlış olur. Bu ayetin hükmü her zaman ve her yerde geçerlidir. Hz. Peygamber’in hanımlarını kapsadığı gibi kıyamete kadar gelecek olan tüm müminleri de kapsar.