Bunlar mı Düzeysiz, Mizah mı?

Memleketimizde siyah tişörtlü yeni bir komedyen türü oluştu. Sahnenin ortasına dikilip mizah yapan bu arkadaşlar hemen her çevreye hitap ediyor. Sözün özü hepsinin bir müşterisi var. Mizahta düzey aranır mı derseniz, alacağınız yanıtlar kişinin durduğu yere, kültürel bagajına ve estetik anlayışına göre değişir elbette. Geçenlerde sosyal medyada önümüze düşen bir video, bu tartışmaya yeniden odaklanmamıza neden oldu.

Memleketimizin işbu yeni nesil stand-up’çılarından biri Paris’e gitmiş. Paris sokakları heykel ve fıskiyelerle doluymuş, lafı buradan açıyor. Her yerde fıskiye var ama tuvaletlerde yok! Niye yokmuş, neden yokmuş. Olmadığı için arkadaşımız tuvaletini yaptıktan sonra şeyini yıkayamamış. Ve işte o an şovun "zirvesi" geliyor ve şeyine yani malum uzva değiniyor. Bitmeyen bir “Yıkayamamış, taharetlenememiş" nakaratı başlıyor... Her yere fıskiye yapanlar neden tuvalete yapmamış? Malum kelimeyle açılan cümle, aynı kelimenin etrafında dönüp duran bir seviyesizlikle devam ediyor. Salon ise kendinden geçmiş, kahkahalarla gülüyor.

Beyimiz durmuyor tabii, tam gaz devam ediyor.

Yani işin içine biraz akıl, biraz tarih, en azından minimal bir mizah katıp "Eski sarayları gezdim, meğer Fransızlar devasa saraylar yapmışlar ama tuvaleti unutmuşlar" gibi tarihsel bir ironi üzerinden yürüse, belki bir kültürel eleştiri çıkacak ortaya. Yok ne anlam var ne tutarlılık. Sadece o kaba kelimeyi defalarca tekrarlayarak salonu manipüle etmekten ibaret bir performans.

Hani Müslüman mahallesinde salyangoz satmak derler ya, bu arkadaş ta Hristiyan mahallesinde taharet satmaya kalkıyor, öylesine.

Adamın kültürü bu; yüzyılların alışkanlığı, yaşam biçimi. Senin kültüründe ise taharet var, temizlik hassasiyeti var. Sen adamı, kendi kültüründe olmayan bir unsur üzerinden küçümser bir dille eleştiriyorsun. Lakin asıl trajikomik olan şu: Senin kendi kültürünün içinde yaşayıp da bu temizliği es gezen, "Nedir bu fıskiye merakı?" kafasında dolaşan binlerce insan sosyal medyada cirit atıyor. Kendi insanındaki o hijyen ve kültür erozyonuna ses edemeyenler, sıra Fransa sokaklarında gariplik aramaya gelince mi aslan kesiliyor? Ayakta durarak yaptığın gösteriye standup diyorsun. Oysa senden iki nesil öncesi Meddahlarımız vardı. Onlar da oturdukları yerden mizahın en hasını yapar, hiciv, yergi, taşlama gibi mizah örnekleri ile en üstten en alta herkesi eleştirirlerdi. Sen Nasreddin Hoca’nın bugün de güldüğümüz ve yarın da gülünecek olan fıkralarında hiç seviyesiz bir söz duydun mu? Seviyesiz olan mizah mı, mizah yaptığını zannedenler mi?

Küfür veya tabu kelimeleri tek başına bir komedi unsuru değildir; sadece kolaya kaçma yöntemidir. Seyircinin o an kahkaha atması ise derinlikten değil, şok etkisinden ve bildik bir mahremiyetin aniden orta yere saçılmasından doğan refleksif bir gülmedir demek istiyoruz ama o kadar da masum olduğu görülmüyor. Kendi medeniyetinin, kendi coğrafyasının pratiklerini bile alaya alan ya da bundan bihaber yaşayan kitlelerin, yabancı bir kültüre kendi alışkanlıkları üzerinden kibirli bir şaşkınlıkla yaklaşması ise ironiden başka bir şey değil.

Cenaze İlanları Neden Okunmalı?

Gazeteyi elinize aldınız diyelim. Spor sayfasını atladınız, ekonomi zaten can sıkıcı… Ama o siyah çerçeveli kutular var ya, işte onlar gözünüzden kaçmaz. Cenaze ilanları, aslında gazetenin en “hayat dolu” köşesidir. Çünkü orada bir faninin “artık demir almak günü” geldiğini öğrenirsiniz; ama asıl sürpriz yaşayanların kendilerini nasıl tanımladığıdır.

Bir bakarsınız, birbirine selam vermeyen iki kişi kuzen çıkmış. Politik olarak birbirine zıt iki aile aslında aynı soydan gelmiş. Ölüm ilanı, akrabalık DNA testinden daha hızlı sonuç verir.

İlanlarda kullanılan ifadeler de ayrı bir mizah kaynağıdır:

● “Çok değerli büyüğümüz”, Kimse hayattayken böyle dememiştir.

● “Aziz dostumuz” , Dostluk, ölümle birlikte tescillenmiş olur.

● “Taziye kabulü şu otelde” , Mahalle camiinden Hilton’a uzanan sosyal merdivenin en net göstergesi.

Ölüm ilanları aslında yaşayanların kendilerini anlatma biçimidir. Bir isim listesi gibi görünür ama toplumsal haritadır. Kimlerin yan yana yazıldığı, hangi sıfatların tercih edildiği, hangi mekânların seçildiği… Hepsi birer ipucu.

Sonuçta, ölüm ilanı sadece bir “vefat haberi” değil; hayatın ironik sürprizlerini gözler önüne seren bir mizah köşesidir. Okumadan geçmek, toplumun en gizli dedikodu sütununu kaçırmak demektir.

Ölüm ilanları tartışmasız bir hayat bilgisi ilanıdır. Bir ölünün üzerinden yaşayan hayata dair gizli ipuçları oradadır. Birçok sırla birlikte.

Sıradan bir insanın mahalle camiinde okunan sela ile uğurlandığı bir ortamda yaşıyorsanız ve duyduğunuz böyle bir sela sonunda vefat edenin ardından Fatiha okuyorsanız ölüm ilanında yer alan sözler sizi rahatsız edecektir. Hele hele taziye kabulü için verilen otel veya restoran adresleri sizi daha da şaşırtabilir.

Yaşadığınız hayata dair bazı sırları, ipuçlarını ve toplumun karmaşık sosyal yapısını çözmek için birebir yardımcıdır ölüm ilanları. Okunması gerekir.

Belki bir ölüm ilanını okurken, gerilir, kendi dünyanızda ölüm ilanına yer olmadığını düşünebilirsiniz