Yeşil Afşin Gazetesi'nde gençlerin edebiyat-sanat konularında yazılarını paylaştığı Genç Kalemşörler'in 40.sayısı sayısı çıktı.

Genç Kalemşörler Yusuf Emre Gül

İNCİ MİSALİ

Herkesin kaderi bir midir? Bazı hayatlar var ki o kadar benzer bazıları var ki “ rabbim kimseyi bu Hayat’a mahkum etmesin ” diyor. Peki, biz hangisiydik? Kaderi benzer insan mıyız yoksa yaşadığına isyan eden mi? Size bir şey söyleyim mi? İnsan kendi geleceğine kendisi şekil verir. Eğer seçimlerini bir başkası verir ise o zaman onun şekillendirdiği hayatı yaşarız. Bazen de şuna inandım ki insanın doğduğu coğrafya onun kaderinin başlangıcıydı. İnsan belki doğacağı coğrafyayı seçmiş olsaydı belki kaderini değiştirmiş olabilirdi. Ama böyle bir şey imkansızdı. İnsan kendi cüzi iradesinin dışına çıkamıyordu. Allah zaten Kuranı Kerimde de demiyor mu? Furkan suresi 20.ayet “ Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerde şüphesiz ki yemek yerler, çarşı pazarlarda gezerlerdi. Bir kısmınızı da deneme ve Sınav’a vesile kıldık. Sabreder misiniz? Rabbin ise yeterince bilip görendir.” İşte ayette buyrulduğu gibi bazıları daha bu yalan dünyadayken sınavı başlar. Sabretmeleri içinde Allah şu ayeti söylemiş. Kuranda geçen Yusuf suresi özetle şöyle diyor;” Her imtihanın sonunda mutlak bir mükafat vardır. Tüm mesele sabır ve tahammül” sadece birazcık sabır lazım bize ama bizler sabretmek yerine isyana başlıyoruz. Bizler bu yalan dünyada birer inci misaliyken göçüp gidecekken neden sabretmiyoruz? Çünkü içimizde ağır basan bir şey var. O ne mi? “Nefis” hani derler ya şeytanı uzakta arama yakında. İşte o şeytan nefis. Her şey o kadar ağır geliyor ki ona seni isyana kadar sürüklüyor. Bir yerde okumuştum bir divane ile adam insan nefsi için şöyle konuşuyorlardı;

Adam: Görür müsün şu atı yılkıdan devşirmişler. Ehlileştirmeye çalışırlar. Ama unuttukları bir şey var bu at ehlileşmez muhterem! Dizgine gelmez bu at, sığmaz bu ahıra muhterem. Alışmış o at vahşi bozkırda yaşamaya, ucu görünmeyen yerlere koşmaya, alışmış güneşin doğuşundan batışına şahit olmaya, gürül gürül pınardan su içmeye yeter mi ona şu ahır, yalak? Ehlileşir mi bu at muhterem?

Muhterem: İnsana insan derler dayı insan neden yapar bunu?

Adam: İnsan, içinde vahşi bir at taşır nefis derler bildin mi muhterem?

Muhterem: Ehlileşmez mi bu at? Dolu dizgin gitmek mi ister?

Adam: İşte marifet bu ya. İnsan içindeki o vahşi atı ehlîleştirebilmeli. Ağaç yaşken eğilir diye bir söz var bildin mi? Büyüdükten sonra eğitebilir misin? Önemli olan fidanı küçükten iyi yetiştirmektir.

Genç Kalemşörler Osman Kurt

MAHŞERLE VUSLAT

Büyük bir dev çınlıyor kulaklarımda.
Her gün biraz daha yaklaşıyorum Hakk’a.

Ruh bedenden ayrılıyor, hasta;
Geride kaldı birkaç haspam.

Diz çöküp minnetle ağlasam,
Sessizce destînle beni yıksan.

Bu şehir gibi alev alsam,
Beni âgûş-ı pâkinle sarsan.

Söksem bu derdi, denize atsam;
Gider benden beden, gökyüzüne ulaşsam.

Yâ Rab, geceyi güneşle sarsan,
Aydınlıkta bile sarılmaz yaram,

Yine yaklaştık mahşerle vuslata,
Uzaklaştı bir insan hayale âşina.

Genç Kalemşörler Mehmet Emin Arıkan

KOLEKSİYON YAPMAK
İnsanların aklına koleksiyon yapmak deyince direkt olarak bir şeyler alıp biriktirmek gelir. Ama koleksiyoner olmak sadece biriktirmek değildir. Koleksiyon yapmaya yöneldiğin alanda geçmişe dönük anılar bırakmaktır. Koleksiyon yapılan bazı eşyaların o koleksiyoner için değerli bir anısı olur. O biriktirdiği şeylere baktıkça yaşadığı anıları hatırlar. Örneğin dolma kalem koleksiyoneri birisi, yıllar önce üretimi bitmiş ve her yerde tükenmiş olan bir kalemi bulmak için araştırmadık yer bırakmaz ama birden yıllardır aradığı o kalem önüne düşer. Bu yüzden o kalem o kişide özel bir yer olur ve onu diğer kalemlerinin hepsinden daha özel tutar ve daha hassas bir şekilde kullanır.

Önemli olan koleksiyonun büyüklüğü değil ona olan bağlılıktır. Ayrıca bu yolda yeni insanlarla tanışır, farklı bakış açıları katarsın hayatına. Hayatında yeni dostluklara kapı açabilir. Sürprizlerle doludur o yüzden koleksiyonerlik. Ama koleksiyonerliği çözebilmektir bu sürprizlerle dolu kapıları açmanın en başı. Zaten bu işi çözersen geriye kalan her şey adım adım gelecektir.

Genç Kalemşörler Ulviye Nur HurmanlıFANİ DÜNYA!

Doğruyu yaşayabilmekten,
Umuda mecalim kalmadı.
Sana koşmaktan,
Dizlerimde hâl kalmadı.

Ne ecel geldi son oldu,
Ne yağmur yağdı ekmek oldu,
Ne yâr geldi canım oldu.

Seher vakti indi Semadan,
Şu fani bedenime can.
Ne şahlar şahı Sultan Süleyman’da kaldı can,
Ne garipler garibi bende derman…

Fani kanımdan,
Ne bir payidar oldu ne bir ırk kaldı.
İmanda da mizanda da başbaşayız,
Bir ben bir yüce Yaradan.

Döndü dünya gitti gül gibi can,
Sana da kalmaz rengine kanma!
Fani dünya değil mi? Hepsi bir yalan…

Genç Kalemşörler Beray Akgül

BÖYLE DEĞİL Mİ

Onu sevdiğini
Onu düşündüğünü
Onun için çabaladığını
Onu görmek istediğini
Neden söylemiyorsun diyorlar
Çok açık değil mi
Sevmek beklemek değil mi zaten
O kişi ne kadar imkansız
Tutulması kolay olsa da
Yıldızlar kadar uzak
Yakalaması zor değil mi
Ama benim aşkım gökyüzü gibi ona
Her başını kaldırıp baktığında
Sonsuzluğu görecek kadar derin
Bakmadığında da geceye hapsolacak kadar yalnız
Böyle bir şey işte seni beklemek
Bazen sonsuzluk oluyorsun bana
Bazen yolsuzluk

Genç Kalemşörler Eren Berat Şimşek

İHMAL EDEMEM
Yıllarımız ay, günlerimiz saat gibi geçerken,
Ben seni sevmeyi ihmal edemem.
Gönlümün güllerini yoluna serdim,
Sensiz bir ömrü hayal edemem.

Canımın cananı ey sevgili,
Gönlümün en mukaddes derdi,
Gözümün nuru ey sevgili,
İhmal edemem seni sevmeyi.

Gönlümdeki çorak topraklar,
Bir bakışınla yeşerir.
Sen ki gönlümün ışığı,
Beni yakar, mum gibi eritir.

Bana bunları yazdıran mübrem kadın,
Sayen olsam ayrılmasam peşinden,
Demin olsam çıkmasam ciğerinden,
Meftunun oldum vazgeçemem gözlerinden.

Genç Kalemşörler Feyza Melek Kılıçgil

MAVİ ÇENTİK
Eski bir fotoğrafın kenarından tutuyorum aşkı,
Parmaklarımda kırık bir çerçevenin soğuk kanı.
Sana söyleyemediklerim,
Odamın köşesinde tozlanmış bir piyanoda,
Dilsiz.
Tuşlarına basmaya kalksam sesi çıkmayacak biliyorum.
Bir şehri boğmuyorum artık, ellerim kanıyor.
İçimdeki çocuğu yalnız uyutmayla avutabiliyorum.
Dizleri kanamış, kalbi senden biraz eksik biraz da yetim tabi,
Annem gibiyim şimdilerde,
Kırgın; en çok da sana,
Hayır, tutamadığın sözlerin kışından değil bu üşüme;
Bir kuş çizmiştim ya hani camın buğusuna
Kanatları hâlâ oradaki boşlukta asılı. Yaralı.
Yollar sermedim önümüze belki, doğru,
Seremedim.
Ayaklarımın altındaki toprak bile emanetti biliyorum.
Ama hala nergis kokuyor saatlerin bazı yerleri.
Söylüyorum belki sızından gelmek istersin diye…
Gitmelerin tozunu süpürürken fark ettim;
Gözlerinde yaşanamamış bir acının sükunetini.
Atımı sürmeyeceğim belki bugün gökyüzüne,
yeryüzü çok kalabalık.
Ama cebimde biriktirdiğim o yetim günleri
Yeniden ekeyim kalbine diye ümit edebileceğim.
Seni düşlerken ümit etmek yetmeyecek ama
O camın buğusundaki kuşu
Senin göğsüne uçurmayı deneyeceğim.

Genç Kalemşörler Sekindiz

SEVENLER AYRILIR İKİYE

Bazı sevenler var;
Sevdiği için canını verir.
Bazıları ise sevdiğinden vazgeçer.

Bazıları “kal yanımda ” der.
Bazıları ise “uç istediğin yere” der.
Biri doyamaz,
diğeri kıyamaz sevdiğine.

Sevdiğine “seni seviyorum” diyen de vardır,
Diyemeyip hep arkasında olanda.

Sevdiğinin muhabbetine ömrünü veren de vardır,
Gözlerine dalıp ömür bulanda.

Kalanda vardır sevdiğinin yanında,
Çekip uzaklara giden de.