Bu içerikte paylaşılan bilgiler psikoloji alanındaki genel bilimsel bilgiler ve gözlemler doğrultusunda hazırlanmıştır ve bilgilendirme amacı taşır; herhangi bir kişi için teşhis, değerlendirme ya da tedavi önerisi niteliği taşımaz.
Psikolojik süreçler kişiden kişiye, yaşam deneyimlerine, ilişkisel dinamiklere ve bireysel özelliklere bağlı olarak önemli ölçüde farklılık gösterebilir. Bu nedenle burada anlatılan bilgilerin herkes için birebir geçerli olduğu varsayılmamalıdır ve tek başına bir değerlendirme aracı olarak kullanılmamalıdır.
Psikolojik değerlendirmeler ve yönlendirmeler ancak bireyin kendi öyküsü, yaşam koşulları ve ihtiyaçları dikkate alınarak bir uzmanla yapılan bireysel görüşmeler sonucunda yapılabilir.
İnsan ilişkilerinde yıpranma çoğu zaman büyük olaylarla başlamaz. Bir insanı tüketen şey bazen bağırışlar, ağır kavgalar ya da açıkça yapılan kırıcı davranışlar değil; gündelik hayatın içine yerleşmiş küçük cümlelerdir. İlk başta önemsiz gibi görünen bu ifadeler zamanla kişinin duygularını sorgulamasına, kendinden şüphe etmesine ve en sonunda kendi gerçekliğini bastırmasına neden olabilir.
Hayatındaki insanlar sana “Şaka yaptım ya, hemen de alınıyorsun” dediklerinde bir parçan eksilir. “Ben buyum, beni seviyorsan böyle kabul etmen lazım” dendiğinde bir parçan daha eksilir. “Bu küçük şeylere takıldığın için yine kavga edeceğiz” dendiğinde bir parçan daha eksilir. “Bir kere de büyüklük sende kalsın” dendiğinde bir parçan daha eksilir.
Psikolojik danışmanlık süreçlerinde çoğu zaman tam da bu “küçük” denilen cümlelerin açtığı duygusal yaralarla karşılaşırız.
“Ben öyle söylemek istemedim, sen öyle anladın” dendiğinde bir parçan daha eksilir. “Her şeyi bu kadar abartmasan aslında hiçbir sorunumuz yok” dendiğinde bir parçan daha eksilir. “Özür diledim ya, daha ne kadar uzatacaksın?” dendiğinde bir parça daha gider. “İnsan seninle konuşurken de ne diyeceğini şaşırıyor” dendiğinde bir parça daha gider.
Ve nihayetinde, sorumluluktan kaçan o manipülatif zihniyet son darbeyi vurur: “Sen bu aralar pek iyi değilsin gibi ama problem bende değil bence, sen bir psikoloğa görün.” İşte o an çok büyük bir parça daha gider ve içindeki bütün denge yıkılmış olur.
Bir insanı, bir ilişkiyi ya da bir evi yıkan şey asla tek bir cümle veya son bir darbe değildir. Seni asıl yıkan; o son cümleye gelene kadar sırf “huzur bozulmasın” diye duygularından, sınırlarından ve kendi sesinden verdiğin sessiz ödünlerdir. Kendinden her ödün verdiğinde, karşı tarafa seni biraz daha eksiltme hakkı tanırsın.
Duygularını bastırmak, sınırlarını ertelemek ve huzuru koruyabilmek adına kendi ihtiyaçlarını görmezden gelmek, zamanla insanın iç dünyasında derin bir boşluk oluşturur. Ve bir süre sonra kişi, karşısındaki insanla değil; kendisini kaybetmiş olmanın ağırlığıyla mücadele etmeye başlar.
Hayat bir denge tahtasıysa eğer, o denge iki insanın da var olabildiği yerde kurulmalıdır; birinin ayakta kalabilmesi için diğerinin sessizce yok olduğu yerde değil.
—
Can Kaplan
Psikolojik Danışman