Davalı Orhan’ın evlere şenlik işleri!
Hakim ara kararlarını yazdırmaya başladı:
Gereği Düşünüldü:
1-Davacı Orhan Döner’e davaya ilişkin tüm delillerini liste halinde ibraz etmesi için iki hafta KESİN SÜRE VERİLMESİNE, bu süre içinde delil listesini sunmadığı takdirde delil bildirme hakkından vazgeçmiş sayılacağının ihtarına (ihtarat yapıldı) Delil bildirildiğinde ve gider avansı yatırıldığında celbi gereken belgelerin ilgili yerlerden istenilmesi için müzekkere yazılmasına, delil dilekçesinin bir örneğinin karşı tarafa tebliğine,
2- Tebliğden itibaren davalılar vekillerine davaya ilişkin tüm delillerini liste halinde sunmaları için 2 HAFTA KESİN SÜRE VERİLMESİNE bu süre içinde delil listesini sunmadıkları takdirde delil bildirme hakkından vazgeçmiş sayılacaklarının davalı vekillerine ayrı ayrı ihtarına, (her iki davalı vekiline ihtarat yapıldı) delil listesini sunduklarında birer örneğinin davacı tarafa tebliğine, masrafın delil avansından karşılanmasına
3- Günlerin dolu olması ve araya devir işlerinin girmesi sebebiyle duruşmanın 06.02.2011 tarihine talik edilmesine” karar verildi.
İş bu duruşmadan sonra davanın arka planını da öğrenmeye başlıyoruz. Her öğrendiğimiz bilgi hayretimizi artırıyor haliyle. Meğer davayı ikame eden (açan) ve nafaka dosyasının alacaklısı olan Ayla Hanım, icra dosyasındaki hak ve alacağını Orhan Döner’e temlik etmemiş mi?.. Şimdi bu temlik nedir (nereden çıktı) diyeceksiniz halkı olarak! Efendim temlik bir hak ve alacağın başka bir şahsa (hak ve alacağa karşılık yahut bir bedel mukabilinde) devredilmesi demek olup, yazılı şekilde yapılır. İşin ehemmiyetine binaen noterde yapılması da tavsiye olunur.
Tabi Orhan’da böyle yapmış. Öncelikle yani icra takibi başladıktan sonra yazılı bir sözleşme ile nafaka alacağını Ayla’dan temlik almış. Şimdi “nasıl alabilir ki nafaka alacağı temsil edilmez yahu” diyenler olacaktır okuyucular arasında. Vatandaş Orhan boş durmuyor, bu duruma da bir çözüm da düşünmüş. Ve dosyadaki birikmiş nafaka alacağını temlik almış. Nasıl yani!?
Şöyle ki, Bağcılar 5. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen kararla, eşi Naci’den boşanan Ayla’ya davalı koca tarafından ayrıca, aylık 350 Euro yoksulluk nafakası ödenecekmiş. Nafaka ödenmesine dair hüküm güya daha önce tahsili için icra takibine konu edilmediğinden, bir hayli birikmiş. Bizim başlangıçta bilmediğimiz ve ama süreç içerisinde farkına vardığımız başka bir durum da nafaka alacağını tahsil için icra takibi yapma işini kurgulayanın ve takip dosyasının da hazırlayan kişinin Orhan’ın olduğuydu. Tabi bu bilgileri duruşma günü tanıştığımız diğer davalının vekili olan Av. Selma Hanımdan öğrenmiştik. Bu daha ne ki işin başlangıcı erenler, süreç içerisinde daha neler neler yaşadık. Bekleyin ki göresiniz bu dosyada…
Meğer nafaka alacağı icra takibine konulmadan, boşanma kararından itibaren alacaklı Ayla Teyzeye (teyze diyorum zira dava tarihi olan 2011 günü itibariyle 70 yaşındaydı) bu paralar ödeme günündeki Türk Lirası karşılığı hesaplanmak suretiyle, banka yahut posta havalesiyle düzenli olarak ödenmiş. Sadece hükümde yer alan 3.000,00 ABD doları maddi tazminat ise bizzat Naci tarafından alacaklıya konutta ödemeleri olarak PTT marifetiyle gönderilmiş gözüküyor. Ödemelere dair makbuzları elinde bulunduran Naci, kendisine karşı icra takibi başlatıldığında, avukatı aracılığıyla Bahçelievler Asliye Hukuk Mahkemesinde bir de menfi tespit (yani nafaka alacaklısına icra dosyasıyla kendisinden istenen şekilde bir borcu bulunmadığını ispat için açtığı dava) davası da açmış.
Şimdi avukatlık mesleğiyle iştigal edenler, bu davanın borç ödemelerine dair elde makbuz olmasına rağmen, İcra Hukuk Mahkemesi değil de neden Asliye Hukuk Mahkemesinde açıldığını sorabilirler haklı olarak. Efendim bu konudaki tahminimiz, dosyanın taraflarından Halis dışındakilerin hepsinin yaşının 70’in üzerinde olması olabilir. Nitekim Naci Beyin avukatı Selma Hanım da bu yaş grubu içerisindeydi. Zaten meslektaşımız Selma Hanım, avukatlıktan emekli imiş ve her ne kadar bürosu var ise de pek dava dosyası yokmuş. Naci de akrabası olduğu için bu dosyada vekilliğini “hatır belasına” üstlenmişmiş. Hatta kendi deyimiyle “Akranları torun severken bu yaşta adliyelerde dolaşması biraz da tuhaf oluyormuş”.
Tabi davanın İcra Hukuk Mahkemesinde açılmış olması halinde, hakim ödeme makbuzlarına bakmak suretiyle Asliye Hukuk Mahkemesindeki yargılamaya göre davayı daha çabuk neticelendirecekti. Zira Asliye Hukuk Mahkemelerindeki muhakeme işin tabiatı gereği detaylı olduğu için muhakeme yani yargılama diğer mahkemeye göre daha uzun olur. Zaten bu mahkemede; açılan davayı “dosyanın muhakemesinin Aile Mahkemesinin görevi olduğundan bahisle”, görev yönünden reddetmiş ve talep halinde, Bahçelievler Aile Mahkemesine gönderilmesine hükmetmiş.
İşin bir başka boyutu ise kendisi lise mezunu olmasına rağmen en az beş-on yıllık tecrübeli avukat seviyesinde hukuk bilgisine sahip olan Orhan’ın adeta Ayla Hanımın avukatı imiş gibi onunla birlikte hareket etmesiymiş. Nitekim Naci nafaka borcu bulunmadığına dair dava açarken bunlar da nafakanın artırılması için Aile Mahkemesinde dava açmışlarmış. Tabi Asliye Hukuk Mahkemesi Av. Selma’nın nafaka borcunun ödenmesi sebebiyle açtığı menfi tespit davasında görevsizlik kararı vererek dosyanın gönderildiği Bahçelievler 1. Aile Mahkemesi’nde karşı tarafın da nafakanın artırılması davası açıldığını öğrenince karşı tarafın nasıl bir “çetin ceviz” olduğunun farkına varmış.
Bu Orhan Döner’de konuya nereden dahil oldu derseniz, meğer çok yıllar önce bir fabrikada genel müdür olarak çalışan Naci Beyin personeli imiş bu şahıs. Hatta taraflar İstanbul’da Haydar Mahallesinde komşu olduklarından o tarihlerde ailecek de görüşürlermiş. Meğerse Orhan Döner’in fabrikada yaptığı bir usulsüzlük sebebiyle, genel müdür tarafından iş akdi feshedildiği için de Naci’ye karşı gizliden gizliye husumet beslermiş!
Gel zaman git zaman kader bu dava sebebiyle tarafları bir daha karşılaştırmış. Nasıl mı? Aslında yukarıda bahsedilen boşanma davasında hükmedilen yoksulluk nafakası (dava devam ederken, koca tarafından eşine ödenen nafakaya tedbir nafakası, davada verilen kararın kesinleşmesinden sonraki dönem için nafaka ödenmeye devam ederse bu durumda da ödenen nafakaya yoksulluk nafakası denilir) Naci ve Ayla çiftinin tek çocuğu olan oğulları Turgut tarafından annesine düzenli olarak ödenmekteymiş. Aslında ödeme nafaka borçlusu Naci adına oğlu tarafından Ayla’nın banka hesabına yahut postahane aracılığıyla yapılmış ise de Turgut annesi incinmesin diye ödemenin nafaka olduğuna dair dekonta herhangi bir açıklama yazdırmamış.
Hatta nafaka miktarı mahkeme kararında ABD doları cinsinden yazıldığı için ödeme tarihi itibariyle 1 Euronun TL karşılığı esas alınmak suretiyle 350 Dolar kaç TL ediyor ise bu tutar ödenmekteymiş. Bu durumu aylar itibariyle ödeme tutarlarındaki rakamın değişmesinden de anlıyormuşuz. Ne tuhaf değil mi? Bir ülkenin mahkemesi nafaka parasını başka bir ülkenin para birimi üzerinden hüküm altına alıyor. Aslına bu durum açıkça bağımsızlığa gölge düşürür kardeşim.
Yok öyle “Bir Türk dünyaya bedel” diye slogan atmaya. Vatandaşın şöyle ya da böyle (hangi saikle olursa olsun) başka bir ülkenin para birimini kendi parasını Cumhuriyet Tarihi boyunca tercih eder duruma gelmişse, bağımsızlık ve istiklal düşüncesi aşınmaya başlamış demektir. O halde biz de avukatlık bir yana Devletin bu yönü de düşünmesi ve psikolojik üstünlüğün kaybı anlamına gelen bu başka ülkenin parası üzerinden nafaka ödenmesi talebini kabul etmemesi için hakimlerini uyarması gerektiği düşüncesindeyiz. Görüyorsunuz ya ey azizler biz yazılarımızda sadece hikaye anlatmıyoruz!
Her neyse, konunun bu yönünde fazla ayrıntıya daldık galiba. Eskiler boşuna dememişler “huylu huyundan vazgeçmez” diye. Malumunuz kimi kıymetli okurlar, çok uzun yazıyorsun diye haklı olarak eleştiriyorlar ya beni. Bunun sebebi de işte bu yazılarda teferruata fazla dalmamdan kaynaklanıyor. Ne diyelim onlarda haklılar ama ben de haklıyım kardeşim. Bu kadar kusur “kadı kızında da olur” değil mi yani? Bu şekilde uzun yazmak biraz da hoşuma gitmiyor değil hani. Siz yine de bunu beni tanıyanların yanında söylemeyin de “sırrımız ifşa olmasın” emi? 😊)))
Konunun asıl başlangıcı ise icra takibi başlatılmadan iki ay önce Naci-Ayla çiftinin oğlu Turgut’un vefatıyla başlamış. Orhan, eşi Ceyda aracılığıyla Ayla’nın eşinden boşandığından zaten haberdarmış. Hatta hanımların çarşıda pazarda ayda yılda karşılaşmaları sebebiyle, Naci’nin eşinden boşandıktan sonra başkasıyla evlendiğini de duymuş Orhan. Ve eşi Ceyda marifetiyle, kadınlar arası dayanışmadan kaynaklı sohbetleri, kâra çevirmeyi düşünmüş. Turgut’un vefatı nedeniyle eşi Ceyda ile birlikte taziye için ziyarete gitmişler Ayla’nın Florya’daki evine. Bu apartman dairesi, Naci’nin boşanma kararıyla Ayla’ya verdiği ve onun ikamet ettiği daireymiş.
Tabi başsağlığı dileklerinden sonra Orhan eşi ile evden ayrılmış. Bur hafta sonrasında bir kahve içimi bahanesiyle taraflar tekrar görüşmüşler. Aslında bu kahve içme işi Orhan’ın yönlendirmesiyle Ceyda tarafından ayarlanmış. Zaten boşanmadan sonra tek başına yaşayan ve hayatta tek varlığı olan Turgut’un da vefatıyla iyice boşluğa düşen Ayla (ki yakın akrabaları da dahil kimseyle pek diyaloğu yokmuş. Boşanmadan sonra hayata ve akrabaya küsmüş adeta) bu eski tanıdığın kendisiyle taziye dolayısıyla da olsa ilgilenmesine aldanmış açıkcası.
Sohbet esnasında Orhan Ayla Hanıma, bu boşanma işini sormuş kıyısından köşesinden. Olayın nereye varacağını bilmeyen ev sahibi ise “Boyu devrilesice benden ayrıldıktan sonra başka birisiyle evlenmiş” diye anlatmış konuyu.
Peki demiş Orhan “Naci bey pek zengindi bildiğim kadarıyla ve bir çok yerde işyeri vs. vardı. Sana bir şey vermedi mi davada?”
-“Verdi de verdiği devede kulak misali Orhan bey. İşte şu oturduğum ev dışında bir de 3.000,00 $ tazminat ile henüz tek kuruşunu ödemediği aylık 350 $ nafaka”. Konuya bu noktadan sonra daha “dikkatli ve tamamen duygusal olarak!” yaklaşan Orhan, mahkeme kararını istemiş. Kendisinin adliye işlerini takip edebilecek bir bilgiye sahip olduğunu zaten bir sürü davası da olduğunu söyleyerek Ayla’ya isterse alacağını tahsil için yardımcı olabileceğini ifade etmiş.
Böylece ikili bu nafaka ve tazminat işinin tahsili için birlikte hareket etmeye başlamışlar. Tabi Orhan adeta işin kurdu. Önce muhatabından gerektiğine başkalarına avukatlık yetkisi vermek da dahil geniş yetkili bir umumi vekaletname çıkarttırmış Ayla’ya kendisi için. Aslında bu nafakanın tahsili için icra dosyası açmanın kendisi için basit bir olay olduğunu ancak avukat olmaması nedeniyle hazırladığı dosyayı Ayla’nın imzasıyla başlatmaları gerektiğini de söylemiş.
Tabi işin nereye varacağı belli olmayan serüven de böylece başlamış. Ayla Teyze’nin daha sonra ayrıntısı yazılacak olan anlatımına göre, Orhan birden çok yazı imzalatmış kendisine. İşin başlangıcında mahkeme kararından itibaren nafaka hiç ödenmemiş gibi hesaplanmış, üzerine yasal faiz (yıllık % 9) eklenmiş ve böylece toplamda 100.000,00 TL birikmiş nafaka alacağının tahsili için Bahçelievler İcra Dairesini dosyasıyla Naci’ye karşı ilamlı icra takibi başlatılmış. İlginç olan dosyada sadece birikmiş nafaka alacağının ödenmesi istenmiş ama takip tarihinden sonraki dönem için işleyecek nafaka alacağı talep edilmemiş…
Süreç içerisinde öğrenildiği kadarıyla Orhan, bir taraftan Ayla’nın imzasıyla başlattığı birikmiş nafaka alacağına dair icra dosyasının işlemlerini zaten adliyede kendi dosyaları da bulunduğu için aşinaymış. Nafaka alacaklısı Ayla ile Adliyeye gidip, icra dairesindeki dosyayı takip ederken, diğer taraftan da yazılı bir belge ile bu birikmiş nafaka alacağını, yaşlı kadını yanıltarak –iyi niyetimizden kaldırdı demiyoruz- temlik almış.
Hatta daha sonra taraflar arasında ihtilaf çıkıp birbirleri hakkında dolandırıcılık isnadıyla Cumhuriyet Savcılığına şikayet ettiklerinde, dilekçesi arasına her nasılsa delil diye eklediği “sözleşme” başlıklı evraktan anlaşıldığına göre Orhan, bu alacak dosyasını takip için % 5 ücret alacağına dair bir de imza almış Ayla’dan. Tabi sadece bununla yetinmemiş ve icra dosyasındaki hak ve alacağın Ayla tarafından kendisine temlik edildiğine dair hazırladığı tek sayfadan ibaret ve her ikisinin de imzası bulunan bir belgeyle de işini garantiye almış. Nitekim süreç içerisinde izah edileceği üzere bu temlik belgesinin bir benzeri de Bahçelievler Noterliği tarafından imzası onaylanmış.
Böylece nafaka dosyasındaki alacak tereyağından kıl çeker gibi, Orhan tarafından Ayla’nın elinden alınmış ama bu durumdan onun haberi olmamış. Ayla’nın acı gerçeği öğrenmesi için aradan bir sekiz aylık zaman diliminin geçmesi gerekmiş! Nasıl mı? Bu işin ayrıntısını kısmetse sonraki bölümde okuyalım derim…
…. ikinci bölümün sonu…