Hayat bazen insanı kendi içine çeker. Sesler azalır, kalabalıklar dağılır, insan yalnızca nefesini duyduğu o dar vakitlerde bulur kendini. Kabuğun içi gibidir orası; karanlık, sessiz ve bazen nefes darlığı kadar sıkışık...
Biz o hâli çoğu zaman kuyulara düşmek sanırız, hatta bazen ruhun mahkûmiyeti. Oysa en büyük doğumlar en koyu karanlıkta hazırlanır. Toprağın altındaki tohumu, rahmin içindeki bebeği, yumurtanın içindeki canı düşün dostum. Hepsi o dar alanda, dışarıdan görünmeyen, sessiz bir hazırlığın içindedir.
Bu karanlığı rahmet bilen halk irfanı bize bir pusula uzatır. "Her geleni Hızır bil, her geceyi Kadir."
Bu söz sadece bir temenni değil, bir varoluş biçimidir. Her anı bir ihtimal olarak görmek, her karşılaşmayı bir işaret saymak ve her yarayı bir eşik bilmektir. Çünkü şifa, geldiğini davul zurnayla haber vermez; o sessiz bir sızıntı gibi çatlaklardan içeri süzülür.
Bir yumurta dışarıdan şiddetli bir darbeyle kırılırsa hayat biter. Dış dünyadan gelen etkiler şartların olgunlaşması için sebepler olursa eğer; asıl dönüşüm, o yaranın içeriden bir çatlağın yarılmasıyla başlar. İşte bu kırılışa, bu varoluşsal yarılmaya vahyin dili "Felak" der. Yok oluş için değil, yeniden doğuş için yarılmak...
Peki, bu kırılış ne zaman başlar? Yumurtanın çatlaması için dışarıdan bir sıcaklık, bir süre ve bir iklim gerekir. Hayatımızdaki her olay; bazen bir dostun yaralayıcı cümlesi, bazen bir kayıp, bazen bir kitap, bazen de bir musibet, içerideki hayatın olgunlaşması için gönderilmiş dışsal birer sıcaklıktır. İşte Kadir Gecesi, bu dışsal sıcaklığın ilahi bir rahmete dönüştüğü o büyük milat vaktidir.
Bu gecede bir iniş var. Kur’an’da anlatıldığı üzere melekler iner, Ruh iner. Ancak bu iniş sadece bin yıl öncesinin veya sadece gökyüzünün bir hikâyesi değildir; bu iniş, insanın gönül dünyasında yaşanır. Bazı geceler diğerlerinden farklıdır. Kalp yumuşar, göz pınarları harekete geçer, duyduğumuz bir söz içimize işler. İçimizdeki sert kabuk çatlamaya başlar. Meleklerin inişi bir ilhamdır, bir tesellidir; Ruh’un inişi ise dağınık gönlü toparlayan o sessiz, muazzam farkındalıktır.
Kadir Gecesi’ni fark etmek, "Yaşadığım bu sancıda bana ne söyleniyor?" diye sorabilmektir. İnişi fark eden bir gönül, artık yarasını sadece bir acı olarak görmez; o yaradan yeni bir yol bulmanın, iyileşmenin ötesinde yenilenmenin imkânlarını aramaya başlar.
Burada asıl mesele sabırdır. Ancak sabır, pasif bir bekleyiş değildir. Sabır, o kırılma sürecini terk etmemek, o sancıdan kaçmamaktır. Kabuk erken kırılırsa hayat söner, geç kırılırsa içerideki can boğulur. Acısını yok sayan büyüyemez, isyanla dağıtan olgunlaşamaz. Sabır, yaranın başında nöbet tutmaktır. Teslimiyet, o yaranın Sahibini unutmamaktır. Salih amel ise o bekleyişi anlamlı kılan her bir adımdır.
Kul yardım isterse Rahman, El-Cebbar ismiyle gelir. O, kırığı sadece onarmaz; kırığın üzerinden yeni ve daha sağlam bir yapı inşa eder. Onarılmış bir gönül, hiç kırılmamış olandan daha derindir. Çünkü o kalp inişi de görmüştür, yükselişi de. Yarası olan merhameti tanır; çatlağı olan ışığın sızdığı yeri bilir.
Bu sabırlı bekleyişin sonunda Mearic (yükselme) başlar: Yukarı doğru, nura doğru bir hareket... İniş rahmandan bir rahmet, yükseliş ise kuldan rahim olana bir cevaptır. Kalbe inen o ince nur; sabırla ve yönelişle yukarı taşınır. Artık her secde bir basamak, her "Elhamdülillah" bir menzil olur. İçten kırılan o kabuk artık bir engel değil, kanat çırpılacak bir boşluktur. Melekler ve Ruh elli bin yıllık bir günde Allah’a yükselir. Unutma dostum. Mesafe mekânda değil, bilinçtedir.
Fecr, şafak demektir. Ama şafak gecenin zıddı değil, gecenin bağrında olgunlaşan hakikattir. İçten kırılan insan için gece artık bir düşman değildir; o, karanlığın neyi beslediğini çoktan öğrenmiştir. Yara artık bir hasar değil, bir doğum kapısıdır.
Her geceyi Kadir bilen, her yarayı bir doğum sancısı sayan ve her sabrı yükselişe dönüştüren insan için şafak bir sürpriz değildir. O şafak, zaten kendi içinde doğmaktadır.
Yarana sadece bir acı olarak bakma dostum. Belki o, içindeki ‘Sen’in doğum sancısıdır. Belki melekler o yaranın başında, o çatlağın eşiğinde manevi melekelerinin güçlenmesi için sana refakat etmektedir.
Kulak ver. Yoluna çıkanı Hızır bil. Gönlünün yaralarını açık tut. Bu gece senin için Kadir olabilir.
Öyleyse dostum vakit tamam! İçten kırılmanın o muazzam ferahlığıyla... Şafağı selamla…