Bizler çoğu zaman ruh sağlığını ikinci plana atan bir toplumuz. Fiziksel bir yara gördüğümüzde telaşla müdahale ederiz; ama bir insanın iç dünyasında açılan yaraları fark etmeyiz ya da fark etsek bile görmezden gelmeyi tercih ederiz. Çünkü hâlâ “psikolojik destek almak” birçok kişi için bir utanç, bir zayıflık göstergesi olarak algılanıyor. Oysa gerçek tam tersidir. Yardım istemek, insanın kendine karşı sorumluluğunun en açık göstergesidir.

Bir çocuk içine kapanıyorsa, bir genç öfkesini kontrol edemiyorsa, bir insan sürekli yalnızlık hissiyle baş etmeye çalışıyorsa; bunlar sessiz sinyallerdir. Ama biz çoğu zaman bu sinyalleri “geçer”, “abartıyor”, “dikkat çekmek istiyor” diyerek küçümseriz. İşte asıl kırılma noktası da burada başlar. Duyulmayan her duygu, zamanla büyür. Anlaşılmayan her acı, birikir. Ve bir gün, geri dönüşü olmayan bir şekilde dışarı taşar.

Toplum olarak sadece sonuçlara odaklanıyoruz. Bir olay yaşandığında üzülüyor, öfkeleniyor, sorumlular arıyoruz. Elbette yapılan hiçbir eylem kabul edilemez ve her birey kendi davranışlarının sorumluluğunu taşır. Ama sormamız gereken en önemli sorulardan birisi de: “Bu toplum bu noktaya nasıl geldi?” Bir insanın bu denli canileşebildiği, böylesine vahşi bir noktaya savrulabildiği bir zemini hangi ihmaller, hangi görmezden gelişler hazırladı?

Sorumluluk sadece bireyde değil. Ailelerde, eğitim sisteminde, toplumun her katmanında… Bir insanın “ben iyi değilim” diyemediği bir ortamda yaşıyorsak, aslında hepimiz bu sessizliğin bir parçasıyız. Ruh sağlığını konuşmaktan çekinen, yardım almayı ayıplayan, duyguları bastırmayı öğreten bir kültür; farkında olmadan kendi krizlerini büyütür.

Artık yüzleşmemiz gereken bir gerçek var: Görmezden gelmek, çözüm değildir. Susturmak, iyileştirmez. Ertelemek, yok etmez.

Belki de şimdi en çok ihtiyacımız olan şey; daha fazla dinlemek, daha az yargılamak… Daha fazla anlamaya çalışmak, daha az etiketlemek… Ve en önemlisi, yardım istemeyi ve yardım almayı normalleştirmek.

Çünkü bir toplumun gerçek gücü, en kırılgan bireylerine nasıl davrandığında saklıdır. Ve biz, o kırılganlığı korumayı öğrenmediğimiz sürece; benzer acıları tekrar tekrar yaşamaya mahkûm oluruz.