Termik santral bacasının dumanı sadece gökyüzünü kirletmiyor, akciğerlere, hücrelere, hayatlara işliyor. Çoğulhan'da kül yağdığı kadar, kanser de yağıyor. İstatistikler konuşmuyor ama mezarlar konuşuyor.

Ölüm Havada Asılı

Afşin-Elbistan A Termik Santrali'nin bacaları her gün 24 saat çalışıyor. Her saat milyonlarca parça kül, kükürt dioksit, azot oksitler ve daha bilim insanlarının isimlerini koyduğu zehirler gökyüzüne yayılıyor. Ve hepsi Çoğulhan'a iniyor.

1967'de bulunan 3-4 milyar ton linyit, bu beldeyi cehenneme çevirdi. Kömür yanarken, Çoğulhan'ın insanları yanıyor. Çoğulhan'ında kanser vakaları artık sıradan bir hastalık değil—bir epidemi. Akciğer kanseri, larinks kanseri, lenfoma, her tür malignitede oranlar ülke ortalamasının çok üstünde. Ama rakamlar, sadece rakamlar; gerçek ölümler, ağlayan aileler, eksik sofralanmış masalar.

Çevre Faciası: Görünen ve Görünmeyen

Çoğulhan'ın çevre felaketinin boyutları kelimelerle anlatılmaz. Hava kirliliği düzeyler, Dünya Sağlık Örgütü uyarı limitlerini seneler boyu aştı. Çocuklar, genç ve yaşlı herkes bu zehirli havayı solumak zorunda.

Su kirliliği: Linyit madenciliği ve santral işletimi, yeraltı sularını kirletmiş, toprak asidifikasyonuna yol açmış. Üretilen elektrik temiz ama bırakılan çevre zehirli.

Toprak erozyonu: Madenler açıldıkça, yağmurlar toprağı çıkartıyor. Verimli topraklar çıkartıya dönüştü. Tarım yapılamaz hale geldi.

Işık kirliliği ve gürültü: 24 saatlik santral faaliyeti, beldenin doğal yaşam döngüsünü mahvetti. Kuşlar, hayvanlar, bitkiler—tüm ekosistem çöktü.

Ama en acı olanı? Sosyal çevre felaketı. Bir belde birbirinden koptu. Hastalık, kaygı, ümitsizlik bulaşıcı hastalık gibi yayıldı. Gençler gitti, yaşlılar kaldı. Evlilikleri bittii, işsizlik arttı, intihara eğilimli insanlar çoğaldı.

Kanserden Ölenlerin Adları

Çoğulhan'da ölen kişiler istatistik değil. Anneler, babalar, çocuklar, öğretmenler, çiftçiler. Kimi 30'unda kanser teşhisi aldı, kimi 50'sine gitmeden gitti. Aileleri, sağlık sistemi, devlet—kimse sebeb olduğu için ağlamadı. Çünkü sebeb "kalkınma" idi.

Genç bir analık yaşlı anneden daha çabuk öldü. Bir baba, yaşadığı yerin dumanı yüzünden birisini bırakıp gitti. Çocuklar, büyüme çağında, akciğerleri kötü havayı çekmeye başladı. Oyunu oynayamadı, koşamadı, büyümesi yarıda kaldı.

Devletin Acı Seçimi

Elektrik şehirler için gerekli idi. Kalkınma ülke için gerekli idi. Ama Çoğulhan'ın kurban gitmesi gerekli miydi? Evet, devletin gözünde. Çünkü Çoğulhan uzak idi, küçük idi, körü körüne kalkınma pahasına feda edilebilecek bir yer idi.

Oysa çözüm vardı: Temiz enerji, daha katı çevre standartları, halkın yerinden edilmeden işletme. Ama ucuz elektrik, hızlı kâr, minimum maliyet tercih edildi.

Şimdi Kaldırılıyor

1990'da 5.583 kişi, 1997'de 4.011, 2024'te 939. Sadece sayılar değil bunlar—her rakam bir aile, her aile bir göç, her göç bir travma. Kalanlar ise, akciğerlerine kanser yuvaları taşıyan insanlar.

Çoğulhan sonunda kaldırılıyor. Ama çok geç. Ölüler zaten gitti, yaşayanlar tık tık kanser olacak. Belki bu kaldırılış, en azından başkalarından mezarları koruyacak.

Bir Soru Kalsın

Çoğulhan'da kül yağarken, kanserler büyürken, insanlar ölürken—biri bu kurbanları sorumlu tutacak mı? Çökmüş bir beldenin, kayıp ömürlerin, çalan çan sesleri, adalet görecek mi?

Hayır. Çoğulhan yıkılıp gitecek. Linyit ocakları açılmaya devam edecek. Başka beldelerde başka santrallar yapılacak. Ve kurban vermeye devam edecek.

Çünkü kalkınma böyle işler. Sesiz kurbanlarla, kül yağan yerlerle, kanser ölümleriyle.