İsrailoğulları peygamberlerinden, kendilerini Allah yolunda cihad ettirecek, savaşa götürecek bir kral tayin etmesini isterler. Allah (cc) de Tâlût’u onlara komutan olarak gönderir. İlk anda komutanın kendilerinden birisi olmasını gerektiğini söyleyerek Tâlût’u kabul etmeseler de sonunda kabul etmek zorunda kalırlar. Tâlût isarailoğullarından 80000 kişilik bir ordu hazırlayarak Câlût ile savaşmak için yola çıkar. Ama önlerinde bir nehir var ve o nehirden geçmeleri gerekiyor. Tâlût ordusuna bu nehirden geçeceklerini ama hiç kimsenin bir avuçtan fazla su içmemelerini söyler. Ordunun içerisinden çok az bir grup bu emre uyarken diğerleri kana kana sudan içerler ve savaşmayacak duruma gelirler. Karşıya geçen bu az bir grup Allah’ın yardımıyla Câlût’u ve ordusunu yener ve zafere ulaşırlar. Bu durum Kur’an’da şu şekilde anlatılır:
“Tâlût, ordu ile hareket edince, “Şüphesiz Allah, sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Kim onu tatmazsa işte o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan başka.” dedi. İçlerinden pek azı hariç, hepsi ırmaktan içtiler. Tâlût ve onunla beraber iman edenler ırmağı geçince, (geride kalanlar) “Bugün bizim Câlût’a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yok.” dediler. Allah’a kavuşacaklarını kesin olarak bilenler (ırmağı geçenler) ise şu cevabı verdiler: “Allah’ın izniyle büyük bir topluluğa galip gelen nice küçük topluluklar vardır. Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Bakara: 249)
Nehirle imtihan olmak ve nehri geçememek nedir? Nehir neyi ifade ediyor? Veya bu ayet günümüzde bizlere nasıl bir mesaj vermektedir?
Nehir, gerçek manada iman edenler ile sözde iman edenleri birbirinden ayırt ettirecek bir ölçüydü. Sabredenler ile sabredemeyenleri ayıran bir güçtü. Sağlamları çürüklerden ayırt eden bir elekti.
Nehir, Tâlût’un ordusundaki çürükleri ayırmış ve gereksiz fazlalıkları ordudan temizlemişti. Az da olsa gerçek manada cihad edebilecek kimseleri bırakmıştı.
Nehir günümüzde neyi ifade etmektedir?
Nehir, sahip olduğumuz, Rabbimizin bizlere nasip ettiği makamlarımızdır. Bu makamlar Allah’ın emaneti olarak bizlere verilmektedir. Rabbim bu makamların gereği olarak dürüst davranmamızı, onun gereklerini yerine getirmemizi ve insanların hizmetinde kullanmamızı bizlerden istemektedir. Gerektiği şekilde bu makamların hakkını yerine getirenler nehri karşıya geçenlerdir. Ama bu makamları kişisel çıkar ve menfaatleri için kullananlar ve buralardan haksız kazanç sağlayan kimseler nehri geçemeyen kimselerdir. Bulunduğu kurumu aile şirketine çevirerek kendi eş ve yakınlarına iş kapısı haline getirenler nehri geçemeyenlerdir.
Nehir, dünyalık olarak sahip olduklarımızdır. Dünyalıklarını helal yollardan temin etmeye çalışan ve kendilerine nasip edilenlere rıza gösterenler nehri geçenlerdir. Kendi nasiplerine razı olmayan ve gayri meşru yollardan dünyalıklarını artırmaya çalışanlar nehri geçemeyenlerdir. Helal-haram ayrımı yapmadan mal biriktirenler nehirden geçemeyenlerdir.
Nehir, içimizde beslediğimiz hırslarımızdır. Allah’ın kendisine nasip ettiklerine rıza göstererek başkalarının ellerinde olanlara göz dikmeyenler nehri geçenlerdir. Elindeki nasibine razı olmayıp başkalarının ellerindekine göz diken ve onları elde etmek için her şeyi meşru görenler nehri geçemeyenlerdir.
Nehir, bizi dünyaya bağlayan ve dünyayı cazip gösteren duygularımızdır. Duygularını kontrol ederek kendisini yanlış işlerden koruyan kimseler nehri geçenlerdir. Aklını duygularının kontrolüne vererek onların esiri olanlar nehri geçemeyenlerdir.
Nehir, sahip olduğumuz maddi ve manevi anlamdaki güçlerimiz ve imkânlarımızdır. Rabbinin verdiği imkânları O’nun rızası doğrultusunda kullanmanlar nehri geçerlerken sahip olduğu imkânları gücüne güç katmak için kullananlar ise nehri geçemeyenlerdir. Sadece kendi geleceği için bir aracı haline getiren, gerektiğinde zulmetmekten ve haksız işler yapmaktan geri durmayanlar nehri geçemeyenlerdir.
Nehri geçenler dünyada izzetli bir yaşam yaşadıktan sonra ahirette cennet gibi bir yere giderlerken nehri geçemeyenler, o nehrin sularında boğulacak, dünyada ve ahirette rezil olacaklardır.