Bağımlılık denince akla çoğu zaman alkol ve uyuşturucu madde gelir. Oysa bugün bağımlılık, yalnızca kimyasal maddelerle sınırlı değildir. Davranışsal bağımlılıklar da en az onlar kadar yaygın ve etkilidir. Özellikle sanal bahis sitelerinin artması ve erişimin kolaylaşması, kumar oynama davranışını gençler ve yetişkinler arasında hızla yaygınlaştırmaktadır. Öyle ki birini ayırıp diğerini görmezden gelmek, resmin yarısını kaçırmak anlamına geliyor.

Üstelik davranışsal bağımlılıkları fark etmek ve önlemek çok daha zordur. Çoğu zaman dışarıdan belirgin bir işaret vermez; ancak kişinin düşünme ve davranma biçimini zamanla ele geçirir. İşte tam da bu nedenle bağımlılık meselesini tek bir noktadan değil, erken yaşlardan itibaren bütüncül bir bakışla ele almak gerekir. Zira bu iki bağımlılık türü arasında geçiş sandığımızdan çok daha kolaydır. Bugün oyunla başlayan bir süreç, yarın kumara; oradan da alkol ve madde kullanımına evrilebilmektedir.

Dijital oyunlara karşı değiliz. Mesele oyun değil; denetimsizlik. Süresi ve içeriği kontrol edilmeyen oyunlar, özellikle çocuklar için ciddi bir risk taşımaktadır. Bugün sosyal medyada karşılaştığımız oyunların önemli bir kısmının kumar endüstrisi tarafından fonlandığını biliyoruz. İçerik ya doğrudan kumar unsurları barındırmakta ya da kumara geçişi kolaylaştıran mekanikler içermektedir. Endüstri el ele yürüyor. Birinden yakalayamazsa, ötekinden…

Sanal bahis sitelerinin yaygınlaşmasıyla birlikte kumar, her yaştan birey için erişilebilir ve görünmez bir risk hâline gelmiştir. Artık belirli mekânlarla sınırlı değildir; cebimizde, avucumuzda, gece yarısı yalnız kalındığında bir tık uzağımızdadır. Erişim kolaylaştıkça kontrol zorlaşmaktadır. Kumar oynayan kişi bir süre sonra paranın değil, oynamanın peşinden koşar.

Kumar bağımlılığı, sadece kontrol edilemeyen bir alışkanlık değildir. Yaşamı, ilişkileri ve işlevselliği bozan ciddi bir ruh sağlığı problemidir. Zamanla yalnızca maddi kayıplara değil; duygusal tükenmişliğe, sosyal izolasyona ve derin bir çaresizlik duygusuna yol açar. Bu tabloyu “irade eksikliği” ile açıklamak bilimsel olarak mümkün değildir. Kumar bağımlılığı; biyolojik, psikolojik ve çevresel etkenlerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan, kronik ve tekrarlayıcı bir beyin hastalığıdır.

Beyin görüntüleme çalışmaları, kumar bağımlılığında tıpkı alkol ve madde bağımlılığında olduğu gibi beynin ödül sisteminde bozulmalar olduğunu göstermektedir. Kumar, dopamin salınımını artırarak kişiyi daha fazla heyecan ve haz arayışına sürükler. Oynadıkça ödül mekanizması bozulur, dürtü kontrolü zayıflar. Prefrontal korteksteki işlevsel değişimler, “Bırakmak istiyorum ama yapamıyorum.” cümlesinin nörobiyolojik karşılığını oluşturur.

Toplumda hâlâ kumarı bir ahlak sorunu ya da kişisel zayıflık olarak gören yaygın bir bakış açısı vardır. Oysa araştırmalar, kumar bağımlılığı olan bireylerde depresyon, anksiyete ve intihar riskinin belirgin şekilde arttığını ortaya koymaktadır. Üstelik bu yük yalnızca bireyin omuzlarında kalmaz; aileler de ağır bedeller öder. Borçlar, çatışmalar, duygusal ihmal ve kopuşlar bu sürecin kaçınılmaz parçaları hâline gelir.

Ne yazık ki utanma ve damgalanma korkusu, birçok kişiyi bu sorunla tek başına mücadele etmeye iter. Oysa yargılanmadan, bilimsel temelli destek süreçlerine erişim, iyileşmenin en temel şartıdır. Bağımlılık alanında uzmanlar tarafından yürütülen psikoterapi; gerektiğinde ilaç tedavisi, grup çalışmaları ve aile katılımı, bu döngüyü kırmada etkili olabilmektedir.

Ailelere düşen görev ise suçlamak değil; fark etmek ve destek olmaktır. Davranışlardaki değişimleri gözlemlemek, sınırlar koymak, gençlerle açık ve dürüst bir dille konuşmak… Ve en önemlisi, bu yükle tek başına kalmamayı öğrenmek.

Sonuç olarak kumar bağımlılığı; dijitalleşmeyle hız kazanan, nörobiyolojik ve psikososyal faktörlerin iç içe geçtiği, birey ve toplum için yıkıcı sonuçlar doğuran ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Görmekten kaçtıkça büyüyen, konuşulmadıkça derinleşen bu bağımlılığı fark etmek; konuşmak ve çözüm yollarını birlikte aramak, belki de atılabilecek en insani adımdır.