Ertelemek kelimesi Latince procrastinare (İngilizce procrastination) kelimesinden gelir ve yarına bırakmak anlamındadır. Bu basit tanım, ertelemenin yalnızca zamansal bir mesele olduğu yanılgısını da beraberinde getirir. Oysa insan en güzel kendini kandırır. “Yarın daha iyisini yapacağım” düşüncesiyle ertelenen her iş, yarın geldiğinde aynı cümleyle yeniden ötelenir. Karar alındığı anda harekete geçilmediğinde, yapılması gerekenler giderek daha ağır hissedilir.
Bu nedenle erteleme bir zaman yönetimi sorunu değil, duygu yönetimi sorunudur. Bir karakter zayıflığı değildir. Neyin doğru olduğunu bilmek ile onu içselleştirmek arasındaki kopukluğun davranışa yansımasıdır. Zihin gelecekteki ödülü bilir; benlik ise şu andaki rahatsızlıktan uzak durmayı seçer. İnsan beyni acı–ödül dengesiyle çalışır. Kısa vadeli rahatlama çoğu zaman uzun vadeli kazanımların önüne geçer. Erteleme, bu eğilimin doğal bir sonucudur.
Erteleme, görevin yarattığı sıkıntıyı, başarısızlık korkusunu ve belirsizliği geçici kaçışlarla hafifletme girişimidir. Kişinin kendini kötü hissetmekten korumaya çalıştığı bir başa çıkma biçimi olarak ortaya çıkar. Bu noktada çözüm daha fazla disiplin dayatmak değildir. Asıl ihtiyaç, yapılan iş ile kişinin olmak istediği benlik ve değerleri arasında anlamlı bir bağ kurmaktır. Erteleme, bu iki alan arasındaki mesafede kendini gösterir. Bu mesafe zorlamayla değil, niyet ve anlamla daralır.
Bu yüzden her erteleme davranışını sorumsuzluk ya da tembellik olarak etiketlemek doğru değildir. Erteleme, çoğu zaman mükemmeliyetçi ve sorumluluk duygusu yüksek bireylerin başvurduğu bir savunma biçimidir. Ertelemek tembellik değil, bir başa çıkma mekanizmasıdır. Erteleme yalnızca isteksizlikten kaynaklanmaz. Çoğu zaman kişi için önemli olan, doğru yapılmak istenen ya da duygusal olarak zorlayıcı bir durumdan geçici olarak uzaklaşma çabasıdır. Bu yönüyle erteleme, koruyucu bir refleks olarak da değerlendirilebilir.
Mükemmeliyetçilik eğilimi olan bireyler ideal zamanı, koşulları ve motivasyonu bekledikleri için daha sık ertelerler. Başlamanın kusurlu olacağı düşüncesi, hiç başlamamayı daha güvenli hale getirir. Benzer şekilde, hayır demekte zorlanan kişiler de ertelemeye başvurur. Karşı tarafı memnun etmek ile kendi ihtiyaçlarını ifade etmek arasında kalan bireyler, doğrudan reddetmek yerine geciktirmeyi tercih eder. Hayır demenin yaratacağı kısa süreli rahatsızlık yerine, pasif kalmanın uzun süreli yorgunluğu taşınır.
Motivasyon beklentisi de ertelemeyi besleyen önemli bir etkendir. Çoğu insan başlamadan önce istek ve ilham bekler. Oysa motivasyon çoğu zaman eylemle birlikte ortaya çıkar. Bir işe emek verildikçe bağ kurulur, bu bağ güçlendikçe motivasyon da artar. Bu nedenle motivasyon çoğunlukla bir sürecin sonucudur. Sürekli erteleyen bireyler tembel ya da sorumsuz değildir. Çoğu zaman kaygı ile baş etmeye çalışırlar. Ertelemeyi yalnızca davranış üzerinden değerlendirmek, sorunun duygusal boyutunu gözden kaçırır ve çözümü zorlaştırır.
Bu durumu değiştirmek için büyük hedefler yerine küçük ve yönetilebilir adımlar atmak gerekir. Büyük bir görevi kısa parçalara bölmek başlamayı mümkün kılar. Zihindeki “ya yapamazsam” düşüncesini fark edip “elimden geleni yapmak yeterli” anlayışını benimsemek yükü hafifletir. Atılan küçük bir adım, harekete alan açar.
Her can sıkıntısının ardında ya yapılması gereken bir iş ya da yaşanması gereken bir duygu gizlidir. Zeigarnik Etkisi, bitmemiş işlerin zihinde sürekli tekrarlamasıdır. Erteleme davranışı bu etkiyi artırır ve sizi gün geçtikçe daha fazla rahatsız eder. O hâlde bitmemiş işler bizi bitirmeden, biz onları bitirelim.