Bazen en çok güldüğümüz insanların içinde neler yaşadığını hiç bilmiyoruz. Her sabah işe giden, arkadaşlarıyla şakalaşan, ailesinin ihtiyaçlarıyla ilgilenen, çevresine karşı hep güçlü duran bir insanın iç dünyasında büyük bir mücadele verdiğini fark edemeyebiliyoruz. Çünkü bazı insanlar üzgün olduklarını göstermek yerine gülümsemeyi tercih ediyor.
Son dönemlerde giderek daha fazla karşılaştığımız ancak çoğu zaman fark edilmeyen durumlardan biri de maskeli depresyon. Kişi iç dünyasında mutsuzluk, umutsuzluk ve tükenmişlik yaşarken dışarıya her şey yolundaymış gibi bir görüntü verebiliyor. Üstelik bu durum her zaman ağlamak, içine kapanmak ya da hayattan uzaklaşmak şeklinde kendini göstermiyor. Bazen sürekli yorgunluk, baş ağrıları, mide rahatsızlıkları, uyku problemleri, tahammülsüzlük ve öfke olarak karşımıza çıkabiliyor.
Örneğin, iş yerinde herkesin neşeli ve yardımsever olarak tanıdığı bir çalışanı düşünelim. Herkesin işine yetişiyor, sorunları çözüyor, şakalar yapıyor. Ancak akşam eve döndüğünde hiçbir şey yapmak istemiyor, kendisini yalnız ve yorgun hissediyor. Ya da ailesinin yükünü omuzlayan, çevresindeki herkese destek olan ama kendi sıkıntılarını kimseye anlatamayan birini... Dışarıdan bakıldığında güçlü görünen bu insanlar, aslında sessizce yoruluyor olabilir.
Peki, neden fark edilmiyor? Çünkü çoğumuz üzgün insanı ağlayan, içine kapanan ya da günlük hayatını sürdüremeyen biri olarak düşünmeye alışkınız. Oysa insan, acı çekerken de gülebilir, çalışabilir ve sorumluluklarını yerine getirebilir. Bazen de zayıf görünme korkusu, anlaşılmama kaygısı veya çevresine yük olma düşüncesi kişiyi duygularını saklamaya itebilir.
Maskeli depresyon, ruhsal belirtilerin her zaman dışarıdan kolayca fark edilemeyeceğini gösteren önemli bir durumdur. Bu nedenle kişinin yalnızca sosyal ilişkilerine, günlük işlerini yerine getirebilmesine ya da dışarıdan nasıl göründüğüne bakarak ruhsal açıdan iyi olduğu sonucuna varmak doğru değildir. Özellikle uzun süredir devam eden yorgunluk, uyku ve iştah değişiklikleri, bedensel yakınmalar, isteksizlik ve duygusal tükenmişlik dikkatle değerlendirilmelidir.
Depresyonun erken fark edilmesinde kişinin kendisini ifade edebileceği güvenli bir iletişim ortamı oluşturmak ve yaşadığı belirtileri ciddiye almak büyük önem taşır. Çünkü ruh sağlığını değerlendirmek, yalnızca görünen davranışları değil, kişinin yaşadığı duygusal ve fiziksel belirtileri bir bütün olarak ele almayı gerektirir.
Unutmamak gerekir ki her gülümseme mutluluğun, her güçlü duruş da iyi olmanın göstergesi değildir. Bazen en çok gülen, en çok sorumluluk alan ve herkese iyi gelen insanlar da anlaşılmaya ihtiyaç duyar. Belki de bir insanın nasıl göründüğünden çok, içinde neler yaşadığına kulak vermeyi öğrenmemiz gerekiyor.