5 Mayıs 2026 Salı Günü Ankara’da Kahramanmaraş Bürokrat ve Akademisyenler Birliği Tanışma Toplantısında Yaptığım Konuşma Metninden Bazı Başlıkları Sizlerle Paylaşmak İstedim.
Değerli hemşerilerim!
Bu ülkenin sorumlu bir bireyi olarak ülkemizin birlik ve bütünlüğünün sağlanabilmesine katkı kabilinden bazı öneri ve uyarılarımı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Tağrık Buğra’nın Osmancık adlı eserinde geçen Şeyh Edebali’nin Osman Bey’e nasihatinde şu öğüdü görürüz: Ey oğul görevin ağır, işin çetin, gücün kula bağlı, insanı yaşat ki, devlet yaşasın” uyarısı devlet felsefesi, toplum, insan konularında düşünce üretenlere ve yöneticilere ölçüyü belirlemede önemli bir açılım ifadesidir. İnsanı, görmezden gelen hangi din, hangi devlet, hangi ulus olursa olsun kendi temel dinamiklerini kaybediyor, demektir.
Konuşmama Osman Bey’den söz ederek başladım. Yine onun bir Türkmen kadınıyla aralarında geçen şu diyaloga da değinelim. Osman Bey, kucağında çocuk olan bir Türkmen kadınıyla karşılaşınca çocuğun başını okşayıp “Bahtı açık olsun hatun,” der. Kadın da “Bunun bahtı sana bakar beyim” der. Bu söz, yöneticilerin yönetim tarzının toplum bireylerinin gelecekleri için ne denli önemli ve hayati olduğunu vurgulaması bağlamında çok anlamlıdır.
Ülke içindeki dış bağlantılı ayrılıkçı kesimler, bu coğrafyanın dağılıp bölünmesini isteyebilirler ama onlar bilmeliler ki bu topraklarda nice toplum ve topluluklar yaşadı. Bin yıldır da biz yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz.
Halkın hoşnutluğu korundukça, birlikte yaşama iradesi ve kararlılığı gösterildikçe, tarihi misyonumuz zulmün karşısında, mazlumun yanında oldukça, dünya haritasını yeniden dizayn etmek isteyen egemenlerin çizmeyi düşündükleri yeni haritalar bizim için küçülmeye değil büyümeye yönelecektir.
Bin yıl ortak bir coğrafyayı ortak yurt edinenler, birbirleriyle hısım ve akraba olanlar, ülkenin kuruluşunu ortaklaşa gerçekleştirenler, devleti ortak yönetenler, sınırları ortak koruyanlar, ülkenin gençlerini ortak eğitenler, aynı kabristanlarda koyun koyuna yatanlar, doğal afetlerde yaralılarını ve cenazelerini enkazın altından ortak çıkaranlar ve kabristana ortak defnedenler, ülkenin ırmaklarında ortak serinlenenler ve boğulanlar, barajlarından ortaklaşa tarlalarını sulayıp birlikte harman kaldıranlar, ibadethanelerini birlikte yaptırıp omuz omuza ibadet edenler, dini ve milli bayramlarını birlikte kutlayanlar, Süper Ligde, I. II. Ve III. Kategorilerde centilmence yapılan futbol, voleybol ve güreş müsabakalarını ortaklaşa oynayıp izleyenler, üniversitelerde ortak öğrenim görüp bilim yapanlar, hastanelerinde ortak tedavi görenler, kimilerini farklı görüşte oldukları, kimilerini de dinsel ve düşünsel kitap okudukları için hapishanelerde darbecilerin işkencelerine katlananlar, türkülerini, şarkılarını ortak söyleyip dinleyenler! Kazanımlarını elbette kaybetmeyeceklerdir.
Beynelmilellik ve Ulusçuluk
Batıya ve Doğuya karşı aydınlanan insanımız, emperyal çıkar hesabıyla yutulması kolay olsun diye ulusları parçalayıp irili ufaklı devletçiklere dönüştürmek isteyen sömürgecilerin, -balık oltası yemi kabilinden ışıklı Hümanizm, Rönesans, Reform, İnsan ve toplum hakları, AB ve P….. Bildirgesi, K….. Kriterleri, BM Kararları başlıklarında sunulan- iğvalarına kanabilirler m?
Tarih bilincinin bize öğrettiği gerçek
Dünyada yönetim konjonktüründe uluslararası camia tarafından kabul edilen belli bir sınır, bunu koruyacak dahilde asayiş ve huzuru sağlayacak hariçte sınırları koruyacak bir askeri ve istihbari gücü olmayan ülkelere bağımsız ve onurlu hayat hakkı tanımaz. Sözde insan hakları ve evrensel normlar fayda vermez. Kendisi fani olan dünyadan ve sakinlerinden vefa beklenmez. Dünya bir kurtlar sofrasıdır, zayıf düşeni yerler. BM’de masada yer alınmadığında paylaşılacak pasta olmak mukadderdir. Beynelmilellik kendine yeterli güçlü bir ulusçulukla anlam, ulusçuluk da beynelmilellik formuyla saygınlık kazanır. Uluslar temel haklarına beynelmilellik patentiyle meşruiyet kazandırılabilir. Atalarımız boşuna söylememişler: “Sulhu salah istiyorsan harbe hazır ol!”
Hemşehri Dayanışması ve Neden Örgütlenmeliyiz?
Çünkü örgütlü gruplar örgütsüz kitleleri alt eder. Özellikle geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerin iyi bir eğitim alabilmeleri için kurulması gereken dernek ve vakıfları diri, canlı ve dinamik hale getirilmelidir. Bir elin nesi var, iki elin sesi var. Birleşebilirse sivri sinekler bir arslanın bile gönün yüzerler. Toplumda örgütsüz, iş hayatında partnersiz, ikamette güvenli komşumuz, hane-i saadette eşsiz olarak, hayatın yükünü omuzlamak manen tıkanmışlık değil de nedir?
Hedefimiz ne olmalı?
Madden ve manen ilerlemeyi hedeflemeliyiz. İlerlemeden yana tavır koymalıyız. Çünkü sosyal alanlar hareketli alanlardır, hareketli alanlarda mevcudu korumak bile geriye düşmek anlamına gelir. O halde sürekli ilerleme, Nureddin Topçu’nun dediği gibi “çalışmayı da ibadet bilinciyle yapmalıyız”.
Düşünceyi güçlendirmenin yolu
Alternatif kavramı bizim dilimize batı dillerinden girmiştir ve bir tercih yapmada birbirinden farklı yolların bulunma imkan ve fırsatıdır. Bir anlamda muhayyerlik durumudur. Bu durum bizim düşünme yelpazemize genişlik kazandırır. Düşünmek insan için kendi tabiatının bir gerekliliğidir. Ruh sahibi olup da düşünmemek, canlı olup da gıdalanmamak mümkün değildir.
Bir işi yapmak durumunda olduğumuzda yalnızca bir seçenek/yol varsa durum oldukça vahim ve sıkıntılı olacak demektir. Çünkü başka bir seçim şansınızın olmaması demektir. Böyle durumlarda insanlar yalnızca bir nokta/konu üzerine yoğunlaşmaktan dolayı zihninde bir atalet/durgunluk oluşacaktır ki bu zihin işlevlerinin dumura uğramasına/kütleşmesine/ beyin damarlarının kireçlenmesine yol açacaktır.
Faaliyetlerde neleri öncelikli kılmalıyız?
Muhataplarımıza, hedef kitleye güven telkin etmekle işe başlanmalıdır. Çünkü insan karakterini, mizacını, huyunu, siyretini takdir etmediği bir kişinin düşüncelerini dikkate almaz.
Zorlukların üstesinden gelmek
Zorluk, gerilenerek, tırsarak değil, direnmeyle, tahammülle, zorlanarak aşılır. Anonim bir ata sözü olan “Zoru zor, oyunu zar bozar”. Kendime ait olan “Öznel zor, nesnel zoru alt eder”. Ferhat’ın kayayı delerek şehre suyu getirme öyküsü. Ferhat yorulsa da özne olduğu için kendini yeniliyor ama kaya nesne olduğu için kendini yenileyemiyor ve Ferhat’a yeniliyor.
Nimetin lezzeti zahmetiyle doğru orantılıdır/En kıymetli av, en zahmetli olan avdır.
Zorlukları aşmanın yolu, bitmez tükenmez bir enerjiyle yeni denemeler yapmaktan geçer. Çünkü gökte hala tecrübeye açık kapı vardır, denilir.
İnsanın toplumsal yaşamına İlişkin soruları
Uyumlu toplum yapısı öncelikle kişilerin birbirlerine katlanmayı (tolereyi) müsamahayı, hoşgörüyü gerektirir. Benimle, içinde yaşadığım toplum/topluluk arasındaki ilişkiler hangi esaslar ve temeller üzerine kurulmuştur? Örneğin bireyler arasındaki ilişkilerin temeli hangi ilke üzerine kurulmalıdır, denilse sanırım en hoşa gidecek ilke ‘Kendimize yapılmasını istemediğimiz muameleyi/işlemi biz de başkalarına yapmamalıyız’ olmalıdır. Birey, toplumda tek değil çeşitli roller üslenen bir varlıktır. Ailede, baba/anne, koca/hanım, işyerimde müdür/amir/memur/hizmetli/işçi/patron, toplum hayatında herhangi bir mesleğin/kurumun üyesi. Toplum içinde tüketiciysem ve hizmet alıyorsam o halde ben de iş ve hizmet üretmek zorundayım, demektir. İçinde yaşadığım yurt, içinde kendimi var, geleceğimi güvenli kılan bir devlet kurumu karşısında benim birey olarak konumum ve sorumluluğum nedir? Haddini bilen, kamu ile bireysellik sınırını hakkaniyetle gözeten hukukunu koruyabilen ama haddini aşmayan kendine yeterli ve onurlu bir yurttaş mı yoksa sorumsuz, ailesine, topluma yük olan bir kişi mi olunmalıdır?
Siyasetin sınırı ne olmalı?
Siyaset kavramının etimolojisine baktığımız zaman Arapça’da atı ehlileştirme sanatı olan seyis sözcüğünden türetilen bir kavram olduğunu görürüz. Siyaset ise insanları yönetme sanatıdır. Yönetim adaletle anlam bulur, toplumu en iyi yöneten adaleti bilen kişi olmalıdır, ancak Platon’un Orhon-filozof-filozof Orhon (Ya devlet adamları filozof ya da filozoflar devlet adamı) olmalıdır, sözü de biraz abartılıdır. Çünkü yönetim işi salt bilgiyle olacak bir iş değildir. Bilgi elbette yönetim işinde başta gelen bir etkendir ama tek etken değildir. Farabi devlet adamında bulunması gereken fıtrî (doğuştan gelen) nitelikleri şöyle sayar: Bilgin, adil, cesaret, hitabet, feraset (ileri görüşlülük) ahlak, cömert, cinselliğe mesafelilik, dünya malına tamah etmemek’tir.
Liyakatli kişiler, layık oldukları görev ve makama getirilmediğinde hem mücevheri çöp kutusuna atmak gibi bir haksızlık hem de ehil olmayanlara nahakça verilen makamların altında ezilmeleri gibi kötülük yapılmış olur.
Bu nedenle makamlarla nitelikler buluşturulmalıdır. Kişi hem makam hem de nitelik sahibi olmalıdır. Niteliksiz payeler omuzda sırıtır/Payeli nitelikler gönülde daha etkin yer eder.
Yöneticilerle yönetilenlerin kucaklaşması ancak toplumun menfaatini kişisel çıkarın önüne koymakla mümkün olabilir. Aksi takdirde bu iki kesim dayanışmanın değil, kapışmanın paydaşları olacaklardır.
Yerel Aydınlanmadan ulusal aydınlanmaya geçiş
Aydınlanmanın yolu yukarıdan aşağıya değil, aşağıdan yukarıya doğru, yani yöneticilerin yukarıdan halkın gereksinimini duymadığı toplumsal reformları/devrimleri dayatmakla değil, halkın ihtiyaç duyduğu reformların yapılmasıyla olmalıdır. Bu yüzden yumurta içerden kırıldığında doğuma, dışardan kırıldığında ölüme yol açar, deniliyor.
Feodal yapıların etkili olduğu toplumsal yapıda sahipsizlik yaralayıcıdır.
Konuya ilişkin bir küçük fıkra var: Bir adamı, egemenler döver, yüzünü gözünü morartırlar. Ancak adam sürekli -Ah arkam, ah arkam! diyormuş.
-Sırtına da mı vurdular?
-Hayır, arkam olsaydı yüzüme vuramazlardı.
İnsanın ağaç dalıyla gürler atasözünün gereği insan geniş aile içinde yetişmelidir.
Bu yaklaşımın bir de alternatifi vardır ki, “Kimse bilmez akrabanın akrabaya ettiğini/Akrep etmez akrabanın akrabaya nettiğini”. Ancak bu, konu dışı olduğu için bahsi diğer kabilindendir.
Hemşerilerine kardeşim diyemeyenler, başkalarına efendim demek zorunda kalırlar.
Hiç kimse kendi saçlarından tutarak kendini yukarı kaldıramaz (Birinin elinden tutması gerekir).
2007 yılında İstanbul Afşinliler Derneğinde yaptığım sohbette çarpıcı bulduğum mesajımı da paylaşmadan edemeyeceğim:
Değerli hemşerilerim! İstanbul’da yani Bizans’a ve Osmanlıya payitahtlık yapmış bir metropolde yaşıyorsunuz, yakın köylü hemşeriler olarak koca metropolde savrulmamak için dernekleşmenizi kutluyorum. Ancak sakın Batı ve İslam Medeniyetinin merkezi olan İstanbul’da köycülük labirentinde tıkışıp kalmayın. Yaşadığınız şehirdeki medeni, insani ve irfani değerleri özümseyip yörenize de taşıyın. Birlik, beraberlik, dayanışma için; düşüncemizin formu modern olmalı, güncellenmiş, içerik ise yerli argümanlardan oluşturulmalıdır.