SARPER SAN YAZDI

TRT'nin Sıkı Denetiminden,

“Sultan-ı Yegâh”tan “Küfürnamelere”

Müzik Nereye Gidiyor?

Eski zamanlarda TRT’nin demirden kuralları vardı. Hazırlanacak bir programın metin ve görüntü denetimleri kılı kırk yararak yapılır, bu süzgeçten geçemeyenler ekranın kapısından içeri giremezdi. Sesini kitlelere duyurmak isteyen müzik yapımcıları, bu kurallara uymak zorundaydı. Teknik aksaklıkların yanı sıra Türkçenin doğru kullanımı ve kusursuz telaffuz hayati önem taşırdı.

Bunun en bilinen örneklerinden biri, Attilâ İlhan’ın yazdığı, Ergüder Yoldaş’ın bestelediği ve Nur Yoldaş’ın seslendirdiği "Sultan-ı Yegâh" idi. Şarkı TRT denetimine takıldı; gerekçe olarak teknik sıkıntıların yanı sıra "sultani yegâh" tamlamasındaki hece vurgusu ve telaffuz hatası gösterildi. Ergüder Yoldaş stüdyoya girip bu düzeltmeyi yaptıktan sonra eser denetimden geçti, halkla buluştu ve büyük bir sükse yaptı. Kısacası; bir telaffuz kusuru veya Türkçeye uymayan en ufak bir keyfilik, denetim mekanizmasının acımasızca işletilmesi için yeterliydi.

Bu anıları yeniden hatırlamamın sebebi, yakın zamanda medyaya düşen ilginç bir haber oldu: Bir rapçiye hâkim tarafından edebiyat ödevi verilmişti.

Adı Lvbel C5 olan bu rapçi, şiddet ve küfür sarmalındaki şarkı sözleri nedeniyle yargılanmış. Küfrün boyutu bir yana, beyimiz şarkısında çoluk çocuğa "bıçaklayın" emri veriyor. Hakkında başlatılan soruşturmada mahkeme tutuklama talebini reddetti; ancak yurtdışı çıkış yasağı, imza yükümlülüğü ve rapçinin Türk edebiyatı eğitimine devam etmesi şartını koştu.

Bir ahlak ve vicdan çürümesini, birkaç kitap okutarak çözmeyi ummak gerçekten ilginç bir adalet yaklaşımı.

Hâkim bu rapçinin diğer parçalarının sözlerine baktı mı bilmem. Ama bildiğim bir şey var ki; ceza aldığı "Kahbe" adlı şarkıdaki küfürleri gündüz gözüyle şakacıktan söylemeye kalksanız ortalık karışır.

Kültürün Yozlaşması ve Sessiz Kalınan Gerçekler

Bu rap akımı özellikle lise ve üniversite gençliği arasında elden ele dolaşıyor, internette milyonlarca kez dinleniyor. Analar, babalar, öğretmenler bu duruma ne diyor bilinmez. Elbette mesele masaya yatırıldığında herkes şikâyetçi oluyor, herkesin söyleyecek bir sözü olduğu görülüyor.

Peki, bu konu neden derinden tartışılmıyor, bu zehirli akım neden asıl gündemimiz olmuyor?

Bırakın ötesini berisini, işin bir de kimlik boyutu var. Söyleyenin adı Lvbel C5. Ne bu yahu? Bu arkadaşın gerçek adı Süleyman Burak’mış; 2001 doğumlu. Tamam, "Süleyman" adı belki rap piyasasına pek uymuyor olabilir ama "Burak"ın neyi var da bu genç kendine "Lvbel" diyor? Anlamını araştırdığınızda, Lvbel'in İngilizce "label" (etiket) kelimesinden türediğini, C5'in ise C4 adlı patlayıcı maddenin bir üst versiyonu olarak kurgulandığını görüyorsunuz. Konumuz olan şarkının adı ise "Kahpe". Daha önce de "Hav Hav Hav" adlı kepazelikle gündeme gelmişti.

Daha ötesi var mı?

Başıboş bırakılmış bir sahipsizlik bu; müzik mi, şov mu, ne derseniz deyin. Dileyen dilediğini kusuyor, çocukların zihnini zehirliyor, bir de milyonlarca tıklamayla ceplerini dolduruyor. Basın ise güya eleştiri modunda ama aslına bakarsanız o da meseleyi ıskalıyor.

Biz Ne Yapıyoruz?

Çocuklarımıza bu sözleri dinletip, küfrü meşrulaştırıp, silahı bıçağı özendirerek uzaktan seyrediyoruz. Sonra da kalkıp, "Yahu 15 yaşında bir çocuk nasıl arkadaşını gözünü kırpmadan öldürür?" diye ekran başında gözyaşı döküyoruz.

Memleketin köklü müzik geçmişinde ve sanatçı listesinde böylesine bir yozlaşma, böylesine bir zihin erozyonu görülmedi. TRT denetimlerinin katı kurallarını bugün arar noktaya geldiysek, sorun sadece müzikte değil; çocuklarımızı korumaktan aciz bıraktığımız bu düzenin ta kendisindedir.

Çözüm Nereden Başlamalı?

Bu gidişata "dur" demek, tek bir kurumun ya da tek bir yasakçı zihniyetin tekeline bırakılamayacak kadar hayati ve çok katmanlı bir mesele. Çözüm, ne geçmişin aşırı katı ve dogmatik sansür mekanizmalarına geri dönmekte ne de bugünkü gibi her şeyi "ifade özgürlüğü" kılıfı altında başıboş bırakmakta yatıyor.

Eğer bu zihinsel erozyonun önüne geçmek istiyorsak, ilk adım ve atılması gereken stratejik adımlar şunlar olmalı:

● Dijital Platformların Sorumluluğu: Küresel müzik ve video platformları, çocukların erişimine sunulan içeriklerde yaş ve şiddet denetimini yerel yasalarla uyumlu, çok daha sıkı bir filtrelemeden geçirmek zorundadır. Algoritmik olarak şiddeti ve küfrü pompalayan bu çarkın ticari cazibesine yasal sınırlamalar getirilmelidir.

● Eğitim ve Medya Okuryazarlığı: Okullarda sadece akademik bilgi değil, dijital ve medya okuryazarlığı erken yaşlardan itibaren müfredata girmelidir. Çocuklarımıza popüler kültür kisvesi altında sunulan şiddet ve nefret söylemlerini eleştirel bir gözle süzme becerisi kazandırılmalıdır.

● Ailenin Bilinçli Refakatçiliği: Anne-babalar çocuklarının kulaklıklarından dökülen sesin yabancısı olmamalı; yasaklayarak değil, konuşarak ve alternatif estetik değerler (nitelikli müzik, edebiyat, sanat) sunarak bir kalkan oluşturmalıdır.

● Kültürel Alternatif Üretimi: Toplumun geniş kesimlerinin ruhuna hitap eden, dili doğru kullanan, şiddeti değil üretimi ve estetiği öven modern sanat ve müzik akımları desteklenmeli; sanatçılar ve prodüktörler bu alanda teşvik edilmelidir.

Kısacası; mesele bir müzik türünü veya gençlerin zevklerini mahkûm etmek değil, geleceğimizin teminatı olan çocukların zihnine ve ruhuna saplanan şiddet virüsüne karşı ortak bir toplumsal refleks geliştirmek. Çocuklarımızı korumak, onları bu başıboş pazarın etki alanından kurtaracak güçlü bir kültürel ve vicdani iradeyi ayağa kaldırmakla mümkün.