New York’un kalbinde teknoloji ve sosyal medyadan uzak bir yaşam sürdürülüyor. Televizyon kullanmayan, internete girmeyen, sosyal medyadan uzak duran ve hatta bazı durumlarda mesaj dahi gönderemeyen telefonlar kullanan Hasidik Yahudiler, Ruhi Çenet’in yeni belgeselinin konusu oldu. Çenet, Brooklyn’de toplulukla yaklaşık 48 saat geçirerek günlük yaşamlarını, dini kurallarını ve dış dünyayla ilişkilerini anlattı.

New York’un ortasında kendi “baloncuklarında” yaşıyorlar

Dünyanın en hareketli şehirlerinden New York’ta yaşayan Hasidik Yahudilerin bazı toplulukları, modern şehir hayatından oldukça farklı bir yaşam sürdürüyor.

Ruhi Çenet, belgesel hazırlığı kapsamında Brooklyn’de Hasidik Yahudilerle yaklaşık 48 saat geçirdi. Çenet’in anlatımına göre topluluk üyelerinin günlük hayatında aile, sinagog, dua ve dini eğitim önemli bir yer tutuyor.

Topluluk, dış dünyayla ilişkisini mümkün olduğunca sınırlı tutarken kendi dini ve sosyal düzeni içerisinde yaşamını sürdürüyor.

Çenet bu yaşam biçimini, New York’un ortasında kurulmuş ayrı bir “baloncuk” olarak tanımlıyor.

“İnternet şeytanın icadı”

Belgeselde internet kullanımıyla ilgili açıklama yapan bir topluluk üyesinin sözleri dikkat çekti.

Çenet’in aktardığına göre kişi, interneti “şeytanın icadı” olarak nitelendirdi. İnternet kullanan insanların zaman içerisinde ahlaklarını, imanlarını ve inançlarını kaybedebileceğini savunan kişi, hayatı boyunca internete hiç girmediğini söyledi.

Çenet’in “Michael Jackson’ı biliyor musunuz?” ve “Cristiano Ronaldo’yu tanıyor musunuz?” sorularına verilen “hayır” cevapları da topluluğun popüler kültürden uzaklığını gösteren dikkat çekici anlar arasında yer aldı.

Telefon var ama mesaj bile gönderilemiyor

Topluluk teknolojiye tamamen sırtını dönmüş değil. Ancak kullanılan cihazlar günümüz akıllı telefonlarından oldukça farklı.

Çenet’in gösterdiği bazı telefonlarla yalnızca konuşma yapılabiliyor. Mesajlaşma, sosyal medya ve internet erişimi gibi özellikler bulunmuyor.

Topluluk üyeleri ise bu durumdan rahatsız görünmüyor. Çenet’e göre bunun önemli nedenlerinden biri, daha geniş bir dijital dünyanın nasıl olduğunu zaten deneyimlememiş olmaları.

Televizyon da yok, video izlemek de sınırlı

Hasidik toplulukların teknolojiyle arasındaki mesafe yalnızca internet kullanımıyla sınırlı değil.

Belgeselde bazı kişilerin hayatları boyunca hiç televizyon izlemediği anlatıldı. Video içeriklerine yönelik yaklaşımın da oldukça katı olduğu görüldü.

Çenet’in aktardığına göre video izleyen bir kişinin başka videolara yönelmesi ve dini açıdan uygun görülmeyen görüntülerle karşılaşması ihtimali, bu içeriklere mesafeli durulmasının nedenleri arasında.

Bu nedenle bazı kişiler kendi görüntülerinin video olarak kaydedilmesine dahi karşı çıkabiliyor.

Fotoğraf çekilmesine izin verilebilmesi ancak video kaydına karşı çıkılması ise belgeselde dikkat çeken ayrıntılardan biri oldu.

“Koşer” olmayan görüntüler bile tartışma konusu

“Koşer” kavramı, Yahudi dini kurallarına uygun kabul edilen şeyleri ifade ediyor.

Çenet’in anlatımına göre topluluk içerisinde bu anlayış yalnızca yiyeceklerle sınırlı görülmüyor. Kıyafetler ve görsel içerikler de dini kurallar çerçevesinde değerlendirilebiliyor.

Çenet, kendi kıyafetlerinin de topluluğun giyim anlayışına uygun bulunmadığını anlattı.

Dolayısıyla topluluk açısından yalnızca izlenen içeriğin değil, içerikte yer alan kişilerin görünümünün de dini açıdan değerlendirilmesi mümkün olabiliyor.

Dünyadan izole yaşam çocukluktan başlıyor

Topluluğun yaşam biçiminin çocukluk döneminden itibaren şekillendirildiği anlatılıyor.

Çocukların küçük yaşlardan itibaren dini ve kültürel kurallar doğrultusunda yetiştirildiği belirtilirken, dış dünyada son derece yaygın olan bazı popüler kültür karakterlerinin topluluk içerisinde tercih edilmediği ifade edildi.

Barbie, Batman ve Superman gibi karakterlerin yerine topluluğun değerlerini yansıtan oyuncakların kullanıldığı aktarıldı.

Aileler 10-15 çocuk sahibi olabiliyor

Hasidik Yahudi topluluklarında yüksek doğum oranı da dikkat çeken özelliklerden biri.

Röportajlarda bazı ailelerde yaklaşık 10 çocuğun bulunduğu, çocuk sayısının 15’e kadar çıkabildiği ailelerin de olduğu anlatıldı.

Çenet, bu durumun nedenleri arasında II. Dünya Savaşı ve Holokost sırasında yaşanan büyük nüfus kayıplarının ardından topluluğun nüfusunu artırma arzusunun bulunduğunu aktardı.

Ancak yüksek doğum oranının yalnızca dini nedenlerle açıklanamayacağı, toplumsal ve ekonomik faktörlerin de etkili olabileceği belirtildi.

Bazı devlet desteklerinden yararlanılması ve belirli sağlık giderlerine yönelik avantajların da ailelerin çocuk sayısı üzerinde etkili olabileceği ifade edildi.

Çocuk sahibi olma konusunda haham belirleyici

Belgeselde aile planlaması ve dini liderlerin rolü de gündeme geldi.

Çenet’in aktardığı röportajlarda, bazı ailelerin çocuk sahibi olmaya ara vermek istediklerinde hahamın görüşüne başvurdukları anlatıldı.

Hahamlar topluluğun dini liderleri olarak yalnızca ibadet hayatında değil, aile ve toplumsal yaşamda da önemli bir konuma sahip.

Röportajda, çocuk sahibi olma konusunda hahamın onayının önem taşıdığı ve ailelerin dini kurallara göre hareket ettiği ifade edildi.

Kızlar 12, erkekler 13 yaşında yetişkin kabul ediliyor

Çocukların topluluk içerisindeki konumu da erken yaşlarda değişiyor.

Çenet’in belgeselde aktardığına göre kız çocukları 12, erkek çocukları ise 13 yaşında dini açıdan yetişkin kabul ediliyor.

Bu dönemden itibaren çocukların dini sorumlulukları artıyor ve yetişkinlik, evlilik ve aile hayatına ilişkin hazırlıklar daha fazla önem kazanıyor.

Oyuncaklarda dahi evlilik ve aile yaşamını temsil eden figürlerin kullanılması bu anlayışın çocukluk döneminden itibaren aktarıldığını gösteren örneklerden biri olarak sunuldu.

Günün büyük bölümü dini eğitimle geçiyor

Hasidik Yahudilerin eğitim sisteminde Yeşiva önemli bir yere sahip.

Çenet’in görüntülediği bir eğitim merkezinde yaklaşık 500 öğrencinin bulunduğu, özel günlerde bu sayının 1000’in üzerine çıkabildiği aktarıldı.

Öğrencilerin sabah yaklaşık 07.30’dan akşam 21.30’a kadar eğitim merkezinde bulunabildiği belirtildi.

Günün büyük bölümü dini metinleri okumak, öğrenmek ve ezberlemekle geçiyor.

Röportaj yapılan öğrencilerden biri, günde 10 saatten fazla kitap okuduğunu söyledi. Öğrenci, dini metinleri cümle cümle öğrenmeye ve ezberlemeye çalıştığını anlattı.

Eğitim programında Yahudi dini düşüncesi, Mesih inancı ve kutsal mabedin yeniden inşa edilmesine ilişkin dini öğretilerin de önemli bir yer tuttuğu aktarıldı.

Kadınlar saçlarını neden kazıtıp peruk takıyor?

Topluluğun kadınlarla ilgili giyim kuralları da dikkat çekiyor.

Evli kadınların saçlarını göstermemesi gerektiğine yönelik dini anlayış nedeniyle farklı örtünme yöntemleri kullanılıyor.

Çenet, bazı kadınların saçlarını tamamen kazıtıp daha sonra peruk taktığını anlattı.

Belgeselde saçın kadın vücudundaki diğer unsurlardan farklı biçimde değerlendirilmesine ilişkin dini anlayış da konuşuldu. Çenet, bazı uygulamaların mantığını sorgularken kendisine verilen cevapları da izleyicilerle paylaştı.

İlk soru: “Yahudi misiniz?”

Ruhi Çenet’in toplulukla geçirdiği süre boyunca dikkatini çeken konulardan biri, yabancılara yönelik mesafeli yaklaşım oldu.

Çenet ve ekibine röportajlar sırasında sık sık “Yahudi misiniz?” sorusunun yöneltildiği aktarıldı.

Yahudi olmadıklarını söylemelerinin ardından bazı kişilerin iletişimi sürdürmek istemediği ve uzaklaştığı anlatıldı.

Çenet, topluluk üyelerinin karşılarındaki kişinin dini ve kültürel kimliğine büyük önem verdiğini belirtti.

Brooklyn sokaklarında “iffet denetçileri”

Belgeselde dikkat çeken başlıklardan biri de topluluk içerisindeki giyim kuralları oldu.

Özellikle Brooklyn’in Williamsburg bölgesinde kadın ve erkeklerin topluluğun dini ve kültürel değerlerine uygun giyinmesini sağlayan kişilerin bulunduğu anlatıldı.

Bu kişiler, topluluk tarafından uygun görülmeyen kıyafetler konusunda uyarılarda bulunabiliyor.

Sokaklarda da kıyafet kurallarına ilişkin çeşitli tabelaların bulunduğu aktarıldı. Bazı uyarılarda modern kıyafetlerin topluluk yaşamına taşınmaması ve daha muhafazakâr giyinilmesi isteniyor.

Uyarıların İngilizce ve İspanyolca olarak da hazırlanması dikkat çekti.

Şort, kolsuz kıyafet veya topluluk tarafından uygun görülmeyen başka giysilerle dolaşılması hoş karşılanmayabiliyor.

Oyuncaklar bile dini kurallara göre seçiliyor

Topluluğun çocuk yetiştirme anlayışı oyuncaklara da yansıyor.

Çenet’in ziyaret ettiği dükkânlarda Barbie gibi popüler karakterlerin yerine topluluğun yaşam biçimini yansıtan oyuncakların tercih edildiği görüldü.

Bazı oyuncaklarda çok çocuklu aile modeli öne çıkarılırken, çocukların gelecekteki toplumsal rollerini öğrenmesine yönelik oyunların da bulunduğu aktarıldı.

Örneğin bazı oyuncaklarda çocuklar “Şabos babası” rolünü üstleniyor. Geleneksel kıyafetlerle oynanan bu oyunlarda dua ve aile hayatı gibi unsurlar da yer alıyor.

Kadın ve erkek rollerini yansıtan muhafazakâr kıyafetli oyuncakların da bulunduğu belirtildi.

“İran’dan Kaçış” gibi kitaplar ve dikkat çeken Lego seti

Oyuncak mağazalarında yalnızca çocuk ürünleri değil, topluluğun dünya görüşünü yansıtan kitapların da bulunduğu anlatıldı.

Çenet, “İran’dan Kaçış” ve “Saddam Oyun Bitti” gibi kitapların dikkatini çektiğini aktardı.

Ancak en dikkat çekici ürünlerden biri, Yahudi tarihinde önemli bir yere sahip mabedi temsil eden Lego seti oldu.

Belgeselde mabedin yeniden inşasına ilişkin dini inançlar da ele alındı. Bu bölümde Kudüs’teki kutsal mekanlara ilişkin çeşitli dini görüşler aktarılırken, bunların belirli dini gruplara ait yorumlar olduğu ve tüm Yahudilerin ortak görüşü olarak değerlendirilmemesi gerektiği vurgulanmalı.

Dış dünyayla bağlantı kurmanın yolu: Haham hatları

İnternet ve sosyal medyayı kullanmayan topluluğun dış dünyadan bilgi alma yöntemleri de belgeselde ele alındı.

Çenet’in aktardığına göre bazı özel telefon hatları bulunuyor. Topluluk üyeleri SMS gönderemeyen telefonlarla bu hatları arayabiliyor.

Telefonun diğer ucunda bir haham bulunabiliyor. Arayan kişi dini öğretileri dinleyebiliyor veya yaşadığı sorunları dini lidere aktarabiliyor.

Bu sistem, topluluğun kendi dini yapısı içerisinde iletişim kurmasını sağlayan kanallardan biri olarak anlatıldı.

Polis yerine önce hahama danışıyorlar

Topluluğun kendi içerisinde oluşturduğu sosyal düzen de dikkat çekiyor.

Çenet’in aktardığına göre bazı topluluk üyeleri yaşadıkları sorunlarda doğrudan resmi kurumlara başvurmak yerine öncelikle hahama danışmayı tercih ediyor.

Topluluk içerisinde Beth Din (Batei Din) olarak bilinen dini mahkemelerin de bulunduğu aktarılıyor.

Bu yapılar, özellikle dini ve topluluk içi meselelerin çözümünde rol oynuyor. Ancak bu kurumların kararlarının hukuki statüsü ve uygulanması, Amerikan hukuk sistemi içerisinde ayrıca değerlendiriliyor.

Topluluktan ayrılmanın bedeli ağır olabilir

Belgeselde en çarpıcı başlıklardan biri de topluluktan ayrılmak isteyen kişilerin yaşayabileceği zorluklar oldu.

Çenet’in aktardığı kişisel anlatımlara göre topluluktan veya dini yaşamdan uzaklaşmak isteyen bazı kişiler, ailelerini ve sosyal çevrelerini kaybetme korkusu yaşayabiliyor.

Topluluk içerisinde kurallara aykırı davranan kişilerin dışlanabileceği ve sosyal statülerini kaybedebileceği anlatıldı.

Özellikle çok çocuklu ailelerde topluluktan ayrılmanın daha karmaşık sonuçları olabileceği ifade edildi.

Çenet, 10 veya 15 çocuk sahibi bir kadının topluluktan ayrılmak istemesi halinde çocuklarını kaybetme korkusuyla karşı karşıya kalabileceğine ilişkin anlatımları da izleyicilere aktardı.

Ancak bu anlatımların belgeselde yer verilen kişisel deneyim ve görüşlere dayandığı, tüm Hasidik Yahudiler için genellenemeyeceği önem taşıyor.

New York’ta modern dünyadan farklı bir yaşam

Ruhi Çenet’in 48 saat boyunca gözlemlediği Hasidik Yahudi topluluğu, New York gibi dünyanın teknoloji merkezlerinden biri olan bir şehirde modern yaşamdan oldukça farklı bir hayatın sürdürülebileceğini gösterdi.

İnternet ve sosyal medyanın sınırlı olması, televizyon ve video içeriklerinden uzak durulması, dini eğitimin günün büyük bölümünü oluşturması ve topluluk içerisindeki güçlü sosyal bağlar bu yaşam biçiminin öne çıkan özellikleri arasında yer aldı.

Çenet’in belgeseliyle birlikte “Hasidik Yahudiler kimdir?”, “Hasidik Yahudiler neden internet kullanmıyor?”, “New York’taki Hasidik Yahudiler nasıl yaşıyor?” ve “Hasidik Yahudilerde aile hayatı nasıl?” gibi sorular da gündeme geldi.

Belgeselin ortaya koyduğu en dikkat çekici tablo ise şu: Dünyanın en büyük ve en hızlı şehirlerinden biri olan New York’ta, birkaç sokak ötede modern hayatın tüm imkanlarından uzak, kendi dini ve toplumsal kuralları içerisinde yaşayan kapalı bir topluluk hayatını sürdürüyor.

Kaynak: Haber Merkezi