Dijital medya ve film sektöründe çocukların giderek yalnızlaştırılan kahraman figürleriyle karşı karşıya kaldığını belirten uzmanlar, aileyi dışlayan anlatıların çocukların bireyselleşme algısını şekillendirdiğini, ebeveyn denetimi ve içerik takibinin bu süreçte kritik önem taşıdığını vurguladı.
Yönetmen ve senarist Yeşim Tonbaz Güler ile psikolog Arzu Avşar, AA muhabirine, dijital medya ve film sektöründeki içeriklerin ailelere yönelik ayrımcılık ve çocukların yalnızlaşması üzerindeki etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Güler, dizi ve film senaryolarında kahramanın çoğunlukla yalnızlaştırılmasının dramatik yapı ve kurgu ile ilgili olabileceğini belirterek, eskiden kalabalık aile metaforlarının öne çıktığını, günümüzde ise bu anlatının değiştiğini söyledi.
Filmlerde çocukların aile ile ters düşmesinin bir çatışma unsuru olarak kullanıldığına dikkati çeken Güler, modern senaryo yazımında bireyselleşen ve mücadele eden çocuk figürünün daha da yaygınlaştırıldığını dile getirdi.
Güler, filmlerde hızlıca konuya girilmesi ve karakterin olgunlaşması için kullanılan bu yalnızlaştırma unsuruna yer yer şüpheyle yaklaşılması gerektiğini ifade ederek, sürecin çocukların aileden uzaklaşarak bir şeyler başardığı algısına hizmet edebileceğini aktardı.
Çocuklara yönelik sinema içeriklerinde yapım şirketlerinin özellikle ebeveyni dışarıda bırakan bir planlama yaptığını belirten Güler, 'Bunun sadece Hollywood'la ya da Batı'yla ilgili olmadığını düşünüyorum. Son dönemde hemen hemen tüm çocuk içeriklerinde ya da çocuklara yönelik televizyon kanallarında çok daha yalnız, ebeveyni dışarıda bırakan, ebeveyni öteleyen bir anlatı olduğunu düşünüyorum.' dedi.
Güler, izleyicinin hikayeden sıkılmaması için yapılan bu yalnızlaştırmaların aile karşıtı ideolojiler açısından kullanışlı bir süreç haline gelebildiğini vurgulayarak, son zamanlarda bu dramatik yapının ideolojik bir tavır için kullanılabilecek bir materyale dönüştüğünü üzülerek gözlemlediğini kaydetti.
Kahramanı yalnızlaştırmanın dramatik yapıda önemli bir yeri olduğunu ancak geçmişte kahramanın aileye dönerek 'tamamlandığını', bugün ise bunun giderek azaldığını ifade eden Güler, şunları söyledi:
'Kadim anlatıda aileyi küçümseyen, aileyi öteleyen bir taraf olarak değil, en nihayetinde tekamülünü tamamladığında tekrar aileye dönen ya da ailesi için bir yola düşen karakterleri, kahramanları görürdük. Şu an ise durum böyle değil. Şu an tamamen içsel yolculuk, bireysel özerklik, kendini geliştirme ve kendini gerçekleştirme öne çıkarılıyor. Bu yüzden özellikle televizyon içeriklerinde daha saf, hata yapan aileler, ebeveynin hep çocuktan bir şeyler öğrendiği, yetişkinliğin daha çok küçümsendiği içeriklerle karşılaşıyoruz. Evet, bu durumun aileye karşı çocuğu bireyselleştirmeye yönelik bir çaba olduğunu görüyoruz.'
- Çocuklarımızı nasıl koruyacağımızı bilmemiz gerekiyor
Güler, çocuklara yönelik dizi ve filmlerde ailenin sorunlu bir ilişki alanı olarak gösterilmesi ve bireyselleşmenin önemi konusunda ideolojik bir alt metin verilmeye çalışıldığı uyarısında bulunarak, film ve dizilerin 'ne kadar aileden uzaklaşırsan o kadar kendin olabilirsin' anlayışıyla kurgulandığını dile getirdi.
Tüm çocuk içeriklerinin temel anlatısının izleyiciyi bir noktadan alıp başka bir noktaya taşımak olduğunu hatırlatan Güler, bu içeriklerin aynı zamanda bir kimlik inşası ürettiğine değindi.
Güler, çocukların hangi içeriklerle muhatap olduğunu bilmenin son derece önemli olduğunu vurgulayarak, izlenen içerikte yalnızlaşan kahramanın ailesiyle ilişkisine bakılarak hikayenin niyetinin de anlaşılabileceğini ifade etti.
Ebeveynlere çocukların tükettiği içerikleri kontrol ederek izin verme konusunda büyük sorumluluk düştüğünü belirten Güler, çocukların olumsuz örneklere karşı korunması gerektiğini söyledi.
Güler, çocuk dizi ve filmi yapan yönetmen ve senaristlerin ürettikleri içerikleri kendi çocuklarına izletmediklerine dair çeşitli açıklamalar ve videolarla karşılaşıldığına dikkati çekerek, sözlerini şöyle tamamladı:
'Bir yandan dijital platformlarda içerik üretenlerin kendi çocuklarına bile bu içerikleri izletmediğine dair birçok video ve açıklamayla karşılaşıyoruz. Orada yaptıkları şeyi biliyorlar ve dolayısıyla çocuklarını koruyorlar. Çocuk dediğimiz varlık, ortaya konulan herhangi bir altın ya da mücevher gibi paha biçilen bir değer değildir, paha biçilemeyen bir kıymettir. Kendinden müstakil değeri olan bir varlıktır. Çocukları doğrudan hayatın içinde bulunan unsurlardan, nelerden sakındıracağımıza ve nelerle muhatap edeceğimize gerçekten karar vererek ilerlememiz gerekiyor.'
- Bireyselleşme propagandası yapılıyor
Psikolog Arzu Avşar da çocuklara küçük yaştan itibaren ekranlar aracılığıyla 'birey olması' gerektiği yönünde bir anlayışın aktarıldığını belirterek, 'Ne yazık ki cinsiyetsiz, yalnızca kendini düşünen, yeri geldiğinde akran zorbalığı yapan ve karşısındakine zarar vermekten çekinmeyen aşırı bireyselci bir toplum oluşturulmaya çalışıldığını görüyoruz.' ifadelerini kullandı.
İnsanın sosyalleşme ihtiyacı bulunduğunu ve bundan tamamen bağımsız kalmasının mümkün olmadığını ifade eden Avşar, sosyalleşmenin öğrenildiği ve uygulandığı en küçük birimin aile olduğunu aktardı.
Avşar, çocukların toplumdan ve aileden 'bireysellik' adı altında soyutlanmasının fıtratına ters bir durum olduğunu belirterek, 'Biz bunu hayatımızdan çekip aldığımızda ne yazık ki gündeme yansıyan çeşitli olumsuzluklar ve anormallikler ortaya çıkabiliyor.' diye konuştu.
Çocukların izlediği içeriklerin titizlikle takip edilmesi gerektiğini dile getiren Avşar, ebeveynlerin 'arkadaşı izletmiş' ya da 'birilerinden öğrendim' gibi gerekçelerin arkasına sığınmaması gerektiğini vurguladı.
Avşar, Türkiye'nin teknoloji bağımlılığı konusunda yüksek oranlara sahip olduğunu ifade ederek, çocukların ilerleyen süreçte bireyselleşme ile bağımlılık sorunlarıyla da karşı karşıya kalabileceğinin altını çizdi.
Çocukların sosyalleşirken alacağı doyumu bireyselleşirken film ve diziler üzerinden karşılamaya çalıştığını belirten Avşar, bu durumun sağlıklı aile ve toplum ilişkilerinin yanı sıra çocuğun potansiyelini de olumsuz etkilediği uyarısında bulundu.
Avşar, ailelerin de çocukların yalnızlaşmasında olumsuz katkıları olabildiğini hatırlatarak, 'susmuyor' gerekçesiyle ya da ebeveynin kendi konforu için küçük yaşlarda çocukların eline verilen ekranların sonsuz bir döngü oluşturduğunu ve geri dönülmesi zor psikolojik sorunlara yol açabildiğini ifade etti.
Çocuk içeriklerinde ciddi bir filtreleme yapılması gerektiğini belirten Avşar, 'Bunun için düzenlemelere gidileceğine inanıyoruz. Bunun devlet eliyle de başlayabileceğini düşünüyoruz. Çevremizde ulaşabileceğimiz çocuklara arkadaşlık ve yoldaşlık ederek bu kontrol mekanizmasını gerçekleştirmemiz gerekiyor.' dedi.
- Olumsuz örnekler çocukları şiddete yönlendirebiliyor
Avşar, çocuklarda bağımlılığa yönelik bir belirti görülmesi halinde vakit kaybetmeden önlem alınması gerektiğini belirterek, baskı yerine çocukla daha fazla zaman geçirmenin ve izlediği içeriklerdeki olumsuzlukları birlikte değerlendirmenin daha sağlıklı bir çözüm yolu olduğunu ifade etti.
Çocuklara baskı ve zorla yapılan yönlendirmelerin onları ekran bağımlılığına daha fazla sürükleyebildiğini dile getiren Avşar, bu durumun çocukların sağlıklı gelişimini olumsuz etkilediğini aktardı.
Ailelerin sosyalleşme sürecinde birincil ve belirleyici unsur olduğunu vurgulayan Avşar, çocukta olağan dışı bir durum gözlemlendiğinde çekinmeden uzman desteğine başvurulması gerektiğini söyledi.
Ailesiyle sağlıklı ilişkiler kuran çocuklar ile olumsuz şekilde bireyselleşmiş çocuklar arasında belirgin farklar bulunduğunu belirten Avşar, sözlerini şöyle tamamladı:
'Araştırmalar gösteriyor ki evinde, sosyal çevresinde, geniş ve çekirdek ailesinde sevgi, şefkat, ilgi ve merhamet gören çocuklar, zorbalık ve şiddet gibi davranışları nadiren gösterse bile kendilerini geri çekebiliyor. Çünkü 'bizim standartlarımızda bu yok, bizim evimizde bu kabul görmez' diyebiliyor. Ancak zorbalığa başvuran çocuklarda sıklıkla ihmal ve istismar bulgularına rastlanıyor. Ailenin çocuğun duygularını ihmal etmesi ya da istismar etmesi bile onu bu olumsuz davranışlara yöneltebiliyor. Bu nedenle gençleri ve çocukları iyilik, şefkat, merhamet, yoldaşlık ve dayanışmanın olduğu tarafta tutmalıyız. En temel çözüm budur.'





