Komedyen Deniz Göktaş, Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda sahnelediği ve daha sonra YouTube’da yayımladığı “Ölü Deniz” adlı stand-up gösterisi nedeniyle hem emniyette hem de savcılıkta ifade verdi. Mahkemeye çıkartılan Göktaş "Cumhurbaşkanına hakaret" ve "dini değerleri aşağılama" iddiasıyla tutuklandı.

Göktaş, 2 Temmuz’da (dün) yurtdışı dönüşünde İstanbul Havalimanı’nda gözaltına alınmasının ardından İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü. İfadesi alınan Göktaş geceyi burada geçirdi. Soruşturmaya konu edilen gösterisi için ifadesinde şunları söyledi:

"Soruşturmaya konu olan video paylaşımında yer alan kişi benim. Bu benim 1 Haziran 2026 tarihinde Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosunda yapmış olduğum stand-up gösterisine ait bir video paylaşımıdır. Şahsım tarafından bahse konu YouTube kanalına yüklenerek paylaşımı yapılmıştır.

Gösterideki konuşmaların metni daha öncesinde benim tarafımdan hazırlanmış bir metne aittir. Tarafıma yöneltilen ‘Halkın Belirli Bir Kesiminin Benimsediği Dini Değerleri Alenen Aşağılama’ kastım kesinlikle yoktur. Bu gösteri benim yaklaşık 3 yıldır Türkiye'nin çeşitli şehirlerinde yapmış olduğum bir gösteriye aittir.

100 bin üzerinde seyirci bu gösterimi izlemiştir ve hiçbirisinden bu kısma dair incindiklerine dair bir şikayet gelmemiştir. Gösterim boyunca birçok konuda konuşuyorum sadece dindarlar değil her türlü politik görüş ya da popüler figür hakkında konuşmalarım vardır.

Burada da kötü bir şey demiyorum. Favori kitabım diyorum. ‘Çeviride sorun var’ cümlemi de yıllardır duyduğum meal tartışmalarına atıf olarak söylüyorum. İnançlı bir insanı kırmak gibi bir amacım kesinlikle yoktur, böyle bir yorumu günlük hayatta bir seyirciden duysam üzülürdüm.”

“Diktatör kelimesi siyasi bir nitelemedir”

Göktaş, ifadesinde “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasını da reddetti:

“Cumhurbaşkanına hakaret suçunu işlediğimi reddediyorum. Herhangi bir şekilde Cumhurbaşkanını aşağılamak gibi bir niyetim yok. Diktatör kelimesi siyasi bir nitelemedir ve sık sık kamuoyuna açık bir şekilde tartışılan konudur. Demokrat otokrat gibi bir kelimedir sadece, gösteri boyunca bu tarz popüler figürler, ideolojiler Türkiye'ye dair sosyolojik olaylara yaptığım gibi mizahi bir yaklaşımdır, başkaca bir amacım yoktur. Üzerime atılı olan suçlamaları kabul etmiyorum.”

Adliyeye sevk edildi

Göktaş, emniyetteki işlemlerinin ardından sağlık kontrolüne götürüldü. Ardından da bugün sabah saatlerinde Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne sevk edildi. Burada savcıya ifade verdi.

İfade sırasında avukatları Kudret Sıla Tatlı, İrem Akyüz ve Metin Sinan Aslan, Göktaş’ın yanındaydı. Göktaş ifadesinde şunları söyledi:

"Ben bu gösteriyi yaklaşık üç yıldır, yani 2023 yılından bu yana Türkiye’nin çeşitli illerinde yaptım. Tarafıma sormuş olduğunuz video içeriğinde yer alan gösteri ise gerçekleştirdiğim son gösterimin video kaydıdır.”

Daha sonra savcı Göktaş’a gösterisindeki "Hala korkuyorum, canlı bombalar ama en çokta oruç tutan canlı bombalardan korkuyorum çünkü normal canlı bombalardan Taksim'e, meydanlara kalabalık yerlere gitmeden kaçabilirsin, ancak oruç tutan canlı bombaların nerede patlayacağı belli olmaz" ifadeleri ile ne kastettiğini ve "oruç tutma/tutmama" şeklinde neden bir ayrım yaptığını sordu.

Göktaş şöyle yanıtladı:

“Ben tarafıma sormuş olduğunuz kısımda, sokağa çıkarken korktuğumdan bahsediyorum, ben psikoloji mezunu olduğum için toplumun korktuğu şeyleri mizahi yaklaşımla yaklaşılabilecek konulara çevirmeye çalışıyorum, tarafıma sormuş olduğunuz kısımda, sokakta bulunan canlı bomba olabilecek kişilerden toplumca korkulduğunu düşündüğüm ve ben de benzer çekinceler taşıdığım için bunu mizahi bir dille gösterimde sergiledim. Canlı bombalar arasında oruç tutup tutmamak şeklinde ayrım olmasının sebebi; kelime oyunu amaçlıdır. Ben oruç tutan insanlar uzun süre aç ve susuz kaldıkları için daha gergin olacaklarını düşünerek böyle bir şaka yaptım."

Erdoğan soruları

Savcı daha sonra “Biraz tatsız bir şey söyleyeceğim, ben Recep Tayyip Erdoğan'ı hiç sevmedim. Hayatımda bir dakikam bile yok, hani görüşlerine katılmıyorum ama karizmatik bir lider. Boyu da uzunmuş işte bıyıkları nasıl hep aynı seviyede kesiyor falan hiç birini söylemedim, ama tatsız kısım şimdi gelecek ama iyisi ile kötüsü ile beraber bir yolculuğumuz var. Ben 1994'te doğdum, o 1994'te İstanbul Belediye Başkanı oldu ve hayatının bütün önemli aşamalarına, kariyerindeki bütün ilerlemelere tanık olduk. Komşum gibi, sevmediğim huysuz bir komşu, ama yine de merak edersin komşunun hayatını, bu gün ne yaptı, çöpünde ne var falan onun Recep Tayyip Erdoğan'ın utangaç bir diktatörden, kendi kimliği ile barışık bir diktatöre geçişi" ifadeleri sordu. Göktaş şu yanıtı verdi:

“Diktatör kelimesi siyasal bir tespittir, kamuoyunda da sıkça tartışılan bir konudur, benim herhangi bir hakaret veya aşağılama kastım bu söylemde bulunmamaktadır.”

Savcı bu kez “Bizim başımıza gelenleri düşünmezseniz, bir birey için çok önemli bir ilerleme, işte o internette kişisel gelişim videolarını sadece iyi niyetli insanlar izlemiyor, bu adamlar da izliyor, belli ki bir gün, çok iyi bir video denk geldi ve dedi ki evet ya 30 yıldır niye kendini kısıtlıyorsun, toplum baskısı, milletin yazdığı metinler, anayasa falan, kendin ol ya, kendin ol, kır kabuklarını Tayyip ya" sözlerini soru olarak yöneltti.

Göktaş “Cumhurbaşkanı hepimiz gibi kişisel gelişim videoları izlediğine ilişkin olarak yapılmış mizahi bir espridir. Bu söylemde herhangi bir aşağılama veya hakaret olduğunu düşünmüyorum” diye yanıtladı.

Savcı bu kez "Keşke daha önce okusaydık ya da terapiye gidiyor olabilir. Kesin gidiyordur. Parası var, imkanı var, bende psikoloji mezunuyum, insan ister istemez hayal ediyor. Keşke Recep Tayyip Erdoğan'ın terapisti olabilsem diye işte. Ödemesi çok iyidir. Yıllar süreceği belli, yan hakları vardır falan, tam benlik meslek, ama bana yar etmezler o işi, kesin akrabalardan birini tutmuşlardır, para içeride kalsın diye, Albayrak, Bayraktar, Albayraktar yeni sürüm çıktıysa, çok iyi bir terapi süreci geçirmediği kesin ama bunu biz bile görebiliyoruz, adamın içten güldüğü bir tane görüntü var o da mezarlıktı, işlerin çok iyi gitmediği belli" ifadelerini soru olarak yöneltti. Göktaş şöyle yanıtladı:

“Psikoloji mezunu olduğum için ve Cumhurbaşkanının stresli bir görev yaptığını düşündüğüm için kendisinin terapisti olabileceğime yönelik olarak gerçekleştirilmiş mizahi bir paylaşımdır, bir aşağılama veya hakaret kastı bulunmamaktadır."

Kur'an soruları

Ardından savcı "... ya da ağzım merhaba diyor, sıfatım ilk üç kitapta iyiydi, dördüncüsünün çevirisi zayıf diyor" şeklinde söylemini sordu. Göktaş şöyle yanıtladı:

“Bu söylemlerde, saçımın uzun olduğu dönemde insanların bana yönelik olumsuz önyargılı bakış açılarından bahsediyordum. Uzun saçlı halime bakan kişilerin ben bu tarz şeyler söylemesem de, söylediğimi varsaydıklarını, zaten şakanın içeriğinde belirtmiştim. Bu şakada çeviriden kasıt mealdir. Kitaptan kastedilen kutsal kitaplardır. 4. kitap olarak kastedilen ise Kuran-ı Kerim'dir. Benim bu şakada herhangi bir aşağılama kastım yoktur. Çeviriden kastım Kuran-ı Kerim'in mealine yönelik tartışmalar ile ilgilidir.”

Savcı “Hatta dördüncü kitap favorim, birçoğumuz gibi İmamoğlu okudu ise o da sevmiştir diye tahmin ediyorum, dört kitap arasında açık ara en iyisi o bence, açık ara en iyisi o bence. Bir kere çok iddialı bir çıkış. 600'lü yıllarda bu son kitap demek, daha yeni yeni kitaplar çıkıyor zaten ya, ben 1200 yılında bir tane daha çıkar diye düşünürdüm, yazar içinde çok zor, aklına yeni bir fikir gelse son kitap dedik ya domuzda yemeyiversinler" ifadelerini sordu. Göktaş buna karşılık şöyle dedi:

“İnsanlar beni gördüklerinde dinden uzak bir insan olduğumu düşünüyorlar, ancak ben tarafıma okuduğunuz şekilde 4. kitabı sevdiğimi beyan ettim, bu söylemde 4. kitabın son kitap olduğuna yönelik teolojik espri amacım vardır. Herhangi bir aşağılama kastım yoktur. Ben benzer şakayı kelimesi kelimesine aynı şekilde 3 yıldır ülkenin farklı bölgelerinde stand-up gösterilerinde yapıyorum. Yaklaşık 100 bin kişiye bu şakayı yapmışımdır ancak bu şakadan incinen herhangi birisini görmedim. Benim dini değerleri aşağılamak gibi bir kastım veya amacım bulunmamaktadır.”

Savcı "Bir iki tane olumsuz yorum geldi, onlar da övgü gibi, FETÖ projesi demiş birisi, bu benim için övgü gibi bir şey" şeklinde söylem ile ne kastettiğini sordu. Göktaş şu yanıtı verdi:

“Ben bu söylemi zaten gösteride de açıklıyorum, daha önce yayınlanan ilk gösterimin prodüksiyonunun iyi olması için çok çalışmıştım. Bu sebeple prodüksiyonun iyi olması nedeniyle bu gösterinin prodüksiyonun büyük olmasından ötürü FETÖ projesi olarak söylemde bulunulmasına yönelik bir şakadır.”

Dalgıç göndermesi

Savcı daha sonra “Bütün yılın stresini denize akıtacağım, tam böyle düşünürken denizin içinden bir kaç tane insan çıktı. Saçları görünmüyor, bütün vücutlarını kaplayan siyah bir kıyafet, ben kimin hangi kıyafetle denize gireceğine karışacak değilim ama bu görüntüye de yıllardır alışamadım. S… dalgıçları gerçekten gerçekten nefret ediyorum, boşa alkışlamayın sizi de tanımış olduk, testi geçemediniz, Harbiye isminin hakkını verdik, Deniz Baykal ölmedi, bilinç altınızda yaşıyor. Burayı anlatmayı çok seviyorum, çünkü anlatmaya başladığımda seyircinin çoğunluğu tatlı insanlar, aşırı geriliyorlar, hayır hayır hayır hayır hayır Deniz sen böyle biri değilsin, hayır hayır hayır hayır hayır hayır hayır hayır ama bir kaç kişinin de gözü parlamaya başlıyor evet ya 20 yıldır niye kimse bundan bahsetmiyor, konuş be çocuk, su tutmuyor mu? su tutmuyor mu bu? bu şaka değil, bu arada gerçekten dalgıçlardan nefret ediyorum" ifadelerini soru olarak yöneltti:

Göktaş şöyle yanıtladı:

“Burada ben haşema ile denize giren insanlara karşı gösterilen ön yargıya yönelik eleştiride bulunuyorum, hatta söylemin tamamını incelerseniz, haşema ile denize giren insanlara karşı ön yargılı olan insanları eleştiriyorum, söylemde "s… dalgıçları" diyerek seyirciyi ters köşeye düşürüyorum, söylemin başında seyirci benim haşema giyerek denize giren insanlar ile ilgili konuşacağımı sanıyor, ancak ben konuyu dalgıçlara getirerek seyirciyi kendi ön yargısı ile yüzleştirerek eleştirel bir gösteri sergiliyorum, zaten söylemin devamında da ‘Harbiye testi geçemediniz’ diyerek kastımın seyircinin ön yargısını sergilemek olduğunu belli ettiğimi düşünüyorum.”

Savcı son olarak "Kurban ben de hiç oturmamıştı, inanmamıştım köye gidene kadar, sonra bir gittim, gerçekten danayı bağlamışlar, dedemin elinde bıçaklar var, bileğliyor, dedemi ikna etmeye çalıştım, dede senin böyle huyların yok, biz seni seviyoruz, biliyoruz, istersen kafa kesersin, gerek yok, hatırlıyorum ya 7 yaşındaydım, dedem bir danayı kesiyordu ve dana bakıyormuş gibi hissediyordum, hadi Deniz kurtar beni, anlat onlara tanrının olmayabileceğini söyle, varsa bile bütün bunlara hiç gerek olmadığını söyle" ifadelerini soru olarak yöneltti.

Göktaş “Seküler büyütülen bir çocuğun kurbanda karşılaştığı zaman yaşadığına ilişkin bir espridir, bu söylemde herhangi bir aşağılama kastı bulunmamaktadır. Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum, benim dini değerleri, toplumun bir kesimini aşağılamak veya Cumhurbaşkanına hakaret etmek gibi bir kastım yoktur. Gösteride de öyle anlaşılabilecek veya bu anlama gelebilecek bir söylem olduğunu düşünmüyorum. İfademe ekleyeceğim başkaca bir husus yoktur” diyerek yanıt verdi.

Savcılık Göktaş’ı ifadesini aldıktan sonra tutuklama istemiyle sulh ceza hakimliğine sevk etti. Mahkeme de Göktaş hakkında tutuklama kararı vererek cezaevine gönderdi. Gerekçe olarak da "yurtdışına kaçma" ve "delilleri karartma" şüphesini gösterdi.

Muhabir: Fatma Doruk