İSTANBUL (AA) - Yeditepe Üniversitesi Mimarlık Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Burçin Başyazıcı, mimarlığın yalnızca tamamlanmış bir yapı üzerinden değerlendirilmesinin sınırlayıcı bir yaklaşım olduğunu, tasarım ve üretim süreçlerinin bir bütün olarak ele alınması gerektiğini belirtti.

Üniversiteden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Başyazıcı, mimarlığın bir fikri gerçeğe dönüştürmek, defalarca denemek ve bu dönüşümü mümkün kılan süreci yönetmek anlamına geldiğini aktardı.

Mimarlığın yalnızca tekil yapılar üretmek değil, toplumsal yaşamın mekansal koşullarını kurmakla ilgili olduğuna değinen Başyazıcı, 'Mimarlıkta yerleşik bazı kabuller giderek sorgulanıyor. Artık mesele yalnızca ortaya çıkan bina değil. Mimarlık eğitimi boyunca yerleşen en köklü kabule göre, mimarlığı anlamak, ortaya çıkan yapıyı anlamaktır. Oysa bu çıktı, uzun ve çok katmanlı bir üretim sürecinin ürünü. Tasarım kararları, teknik gereklilikler, ekonomik koşullar ve farklı aktörlerin katkıları, bu sürecin parçası.' ifadelerini kullandı.

Başyazıcı, mimarlığı yalnızca tamamlanmış yapı üzerinden değerlendirmenin sınırlayıcı bir yaklaşım olduğunu, bir yapıyı anlamanın, onun nasıl tasarlandığını, hangi karar süreçlerinden geçtiğini ve hangi koşullar altında üretildiğini birlikte ele almayı gerektirdiğini, bu anlamda mimarlığın, tekil bir sonuçtan çok, farklı ölçeklerde işleyen süreçler bütünü olarak okunması gerektiğini vurguladı.

Mimarlıkta temsilin, yapının görsel ve biçimsel sunumunu, üretimin de onun nasıl inşa edildiğini ve hangi kararlarla şekillendiğini ifade ettiğini belirten Başyazıcı, 'Mimarlığı tasarım merkezli bir araştırma alanı olarak ele almak, bilgiyi malzemeden üretime uzanan farklı ölçeklerde genişletti. Ancak bu yaklaşım, çoğu zaman üretim süreçlerinin kendisini arka plana iter. Bir yapının nasıl göründüğünden ziyade, nasıl üretildiği ve hangi gerekçelerle bu biçimi aldığı kritik sorulardır. Bu sorular, mimarlığı sadece estetik bir nesne olmaktan çıkarıp, toplumsal yapı içinde konumlandırır.' değerlendirmesinde bulundu.

Başyazıcı, tasarımın çoğunlukla doğrusal olmayan, geri dönüşler ve yeniden tanımlamalar içeren bir süreç olduğuna, söz konusu durumun bireysel yaratıcılıktan çok bilgi üretiminin nasıl organize edildiğiyle ilgisi bulunduğuna değindi.

- Mimarlık eğitimi yeniden kurmaya odaklanmalı'

Denemeler ve revizyonların, bireysel hatalardan ziyade tasarım sürecinin yapısal özellikleri olduğunu vurgulayan Başyazıcı, şunları kaydetti:

'Bu süreç, farklı bilgi türlerinin karşılaşmasıyla şekillenir. Mimarlığın nesne odaklı bir çerçeveden süreç ve üretim odaklı bir yaklaşıma kayması, mimarlık eğitimine de yansıyor. Eğitim, yalnızca mevcut bilgiyi aktaran bir yapıdan ziyade, bilginin nasıl üretildiğini açığa çıkaran bir süreç olarak ele alınıyor. Mimarlık eğitimi, sonuç üretmekten çok üretim süreçlerini anlamaya ve yeniden kurmaya odaklanmalı. Öğrencinin rolü, hazır bilgiyi uygulamak değil, bu bilginin nasıl oluştuğunu sorgulamak.'

Başyazıcı, mimarlık pratiğinin yalnızca teknik yeterliliklerle tanımlanamayacağını, tasarımın içinde yer aldığı süreçleri kavrayan ve süreçlerdeki konumunu sorgulayabilen bir yaklaşımın belirleyici hale geldiğini ifade ederek, şu değerlendirmelerde bulundu:

'Mimarın rolü yalnızca tasarım yapmak değil, içinde yer aldığı üretim sistemini anlamak ve bu sistem içindeki konumuna dair eleştirel bir farkındalık geliştirmek. Yapay zeka, mimarlık üretiminde belirli aşamaları hızlandıran ve çeşitlendiren bir araç olarak kullanılıyor. Ancak bu araçlar henüz süreçlerin kendisini ortadan kaldırmıyor. Yapay zekanın mimarlık üretiminin bazı teknik ve operasyonel boyutlarını dönüştürmesi, aynı zamanda tasarım sürecinin diğer katmanlarını da yeniden görünür kılıyor. Bu dönüşüm, özellikle problemi tanımlama, bağlamı yorumlama ve eleştirel çerçeve kurma gibi alanların önemini daha belirgin hale getiriyor. Mimarlık bilgisinin nasıl yeniden dağılacağı, hala açık bir tartışma alanı olmaya da devam ediyor.​​​​​​​​​​​​​​​​'

Kaynak: AA