Henüz 17 yaşında. Hayatının baharında. Eline kitaptan başka bir şey almamış. Ülkesinin milli menfaatlerine karşı değil. polislere Molotof atmamış. Askerlerine silah doğrultmamış. Seçimle iş başına gelen cumhurbaşkanı Mursi’ye yapılan darbeye karşı gösteride bulunuyor. Haksızlığa karşı duruş sergiliyor. Elinde sopa da yok, kaldırım taşı da. Darbecilere karşı diğer Mısırlılar gibi dimdik duruş sergiliyor. En büyük suçu Müslüman olmak, ihvana sempati duymak. Müslüman kardeşlerle beraber eyleme destek vermek.
 
Mısırlı Esma bu duruşu sergilerken eli kanlı Sisi’nin keskin nişancıları tarafından hem direnişten hem de hayattan koparılıyor. Kanlı saldırılarla şiddete bulaşmayan binlerce Mısırlı, Sisi’nin askerleri tarafından otomatik silahlarla taranarak öldürülüyor. Cenazeler sahiplerine verilmiyor, yok ediliyor. Adeta Habil ile Kabil arasındaki olay tekrarlanıyor. “ seni öldüreceğim” diyen Kabil’e karşı, kardeşi Habil “Allah’a yemin ederim ki, sen beni öldürmek için bana el uzatsan da, ben seni öldürmek için sana el uzatacak değilim, ben alemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım” diyerek el kaldırmıyor. Mısır ordusu direnişçi halkını acımasızca katlediyor. İhvan ise Habil gibi davranmaya devam ediyor. Mısır haber kanalları olayları karartsa da ulusal kanallar bu olup bitenleri bize aktarmayı başarabiliyor. Suriye’de iki yıldır yaşananları içimiz yanarak izliyoruz. Yunus’un diliyle “gençken ölenlere yanar içim göynür özüm” diyoruz. Son günlerde kimyasal gaz kullanarak yüzlerle ifade edilen çocukların öldürülmesi çok hazin. Mısırlı, Suriyeli ne fark eder. Mısırlı Esma’nın ölümü bir sembol ölüm, bir kahramanlık . Babasının mektubu ise hem hüznün hem direnişin destanıydı. Sahiden siz bu olayla ilgili empati yapabiliyor musunuz? Sizlerin de kızları var mı? Bu zulümler karşısında duygulanan başbakan canlı yayında kendini tutamadı. Göz yaşlarına boğuldu. Hem gözü hem içi ağladı. Hüzün doldu. İnsan olmanın gereğiydi bu. Merhametin dışa vurmasıydı. Tamamıyla doğallıktı. Yapmacık değildi.
 
Haksız bir öldürme karşısında, masum bir ölüm karşısında eğer insan ağlayamıyorsa ne denir? Duygulanamıyorsa, hüzünlenemiyorsa hangi kategoride yer alır? Katılaşmış, taşlaşmış bir kalp ve vicdan sahipleri bunu yapamazlar. Karşıdakini anlayamazlar. Hatta bu ağlamadan siyasi rant elde etme cüretini bile gösterirler. Dünyanın neresinde olursa olsun, neye inanıyorsa inansın, mazlumların, suçsuzların, çocukların, yaşlıların, diğer canlıların katledilmeleri insan ve insanlık vicdanını sarsmalı. Bu zulme gücü ölçüsünde karşı koymalı. Zalimlere karşı direnç göstermeli. Eğip bükmeden dimdik durmalı. Mazlumların yanında yer almalı. Müslüman olmak, böyle bir özelliği üzerinde taşır. Zalimlere karşı dik durabilmektir. Bir buçuk milyarlık İslam alemi Müslüman olmanın gereğini yerine getirse, zulmün temsilcileri bu kadar cesaret bulamazlar. Zalimlere destek veren küresel zalimler kendilerine biraz çeki düzen vermek durumunda kalırlar.
 
Mısır’da ağır bedel ödeyen mazlum Müslümanlar, kaybeder gibi görünse de yakın gelecekte zafere ulaşacaklardır. Tutuklu fravun’da serbest bırakılarak , fravunlar el ele verip, Esmaları ve babalarını katletseler de zalimlerin sonu hep hüsran olmuştur. Çağdaş firavunlar mazlumları topluca katletmekle, camileri bombalamakla kendi sonlarını hazırlıyorlar. Firavunların bir hesabı varsa, Allah’ında bir hesabı var. tarihte kendilerinden önceki zalimlerin sonu ne oldu? Belki buna bakmaya fırsat bile bulamayacaklar. Taş kalpliler, siz isterseniz gülün.
Vesselam