Şiddetli yağışlar ve sel felaketlerinin ardından şebeke suyuna kanalizasyon atıkları, mikroorganizmalar ve kimyasal maddelerin karışabileceği uyarısında bulunan Sağlık Bakanlığı Danışmanı Prof. Dr. Haydar Sur, kanalizasyon suları, tarımsal atıklar ve kimyasal maddelerin içme suyu kaynaklarına karışmasının ciddi halk sağlığı riskleri oluşturabileceğini belirtti. Kirlenmiş suyun kolera, tifo, hepatit A ve çeşitli bağırsak enfeksiyonlarına yol açabileceğini ifade eden Sur, “Berrak, kokusuz ve normal tatta olan su da hastalık yapıcı mikroorganizmalar içerebilir.” dedi. Suyun kaynatılmasının her durumda yeterli olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Sur, özellikle kimyasal kirlenmeye karşı vatandaşları uyardı.

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı ve Sağlık Bakanlığı Danışmanı Prof. Dr. Haydar Sur, sel ve yoğun yağışların ardından şebeke suyunun güvenliği konusunda vatandaşların dikkat etmesi gereken noktaları değerlendirdi.

Sel suları içme suyu şebekesine nasıl karışıyor?

Şiddetli yağışların içme suyu kaynaklarında hem mikrobiyolojik hem de kimyasal kirlenmeye neden olabileceğini belirten Prof. Dr. Haydar Sur, sel sularının taşıdığı atıkların önemli bir tehdit oluşturduğunu söyledi.

Prof. Dr. Sur, “Sel suları; kanalizasyon atıklarını, hayvan dışkılarını, tarımsal atıkları, çöpleri ve çeşitli kimyasal maddeleri içerebilir. Bu suların içme suyu kaynaklarına ulaşması, arıtma sistemlerine zarar vermesi veya dağıtım şebekesine sızması suyun kalitesini bozabilir.” dedi.

Su şebekesindeki fiziksel hasarların da kirlenme riskini artırdığını vurgulayan Prof. Dr. Sur, “İnsan ve hayvan dışkılarıyla bakteriler, virüsler ve parazitler suya karışabilir. Borularda çatlaklar oluşması veya su basıncının düşmesi, çevredeki kirli suyun şebekeye girmesine yol açabilir. Suyun bulanıklığının artması, dezenfeksiyon işleminin etkinliğini azaltabilir. Ayrıca yakıtlar, pestisitler, sanayi atıkları ve diğer kimyasallar da su kaynaklarına karışabilir.”

Kirli su kolera, tifo ve hepatit A'ya yol açabilir!

Kirlenmiş suyun tüketilmesinin ciddi enfeksiyon hastalıklarına neden olabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Sur, özellikle dışkı kaynaklı mikroorganizmaların suya karışmasının önemli bir risk oluşturduğunu belirtti.

Prof. Dr. Sur, “Kirlenmiş suyun tüketilmesi veya bu suyla hazırlanan yiyeceklerin yenmesi sonucunda bakteriyel enfeksiyonlardan kolera, tifo, şigelloz ve bazı E. coli enfeksiyonları; viral enfeksiyonlardan hepatit A, norovirüs ve rotavirüs enfeksiyonları; paraziter enfeksiyonlardan ise giardiyaz ve kriptosporidiyoz görülebilir.” diye konuştu.

Bu hastalıkların farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini kaydeden Prof. Dr. Sur, “Bu hastalıklar ishal, kusma, karın ağrısı, ateş ve sıvı kaybına neden olabilir. Hepatit A gibi bazı enfeksiyonlarda ise sarılık, halsizlik ve bulantı gibi belirtiler ön plana çıkabilir.” ifadelerini kullandı.

“Berrak, kokusuz ve normal tatta olan su da hastalık yapıcı mikroorganizmalar içerebilir”

Vatandaşların suyun güvenliğini değerlendirirken en sık düştüğü yanılgılardan birinin görünümüne güvenmek olduğunu belirten Prof. Dr. Haydar Sur, “Berrak, kokusuz ve normal tatta olan su da hastalık yapıcı mikroorganizmalar içerebilir. Renk, koku ve tat değişiklikleri kirlenmeye işaret edebilir; ancak bunların bulunmaması mikrobiyolojik güvenliğin kanıtı değildir.” dedi.

Kirleticilerin çoğunun gözle fark edilemeyeceğini ifade eden Prof. Dr. Sur, “Bazı bakteriler, virüsler ve parazitler gözle görülemeyecek kadar küçüktür. Benzer şekilde, bazı kimyasal kirleticiler de suyun duyusal özelliklerini değiştirmeden bulunabilir.” değerlendirmesinde bulundu.

“Suyu kaynatmak her türlü kirliliğe karşı yeterli değildir”

Sel sonrasında şebeke suyunun güvenliğinden şüphelenildiğinde vatandaşların suyu kaynatarak kullanma yoluna gidebildiğini belirten Prof. Dr. Sur, bunun yalnızca belirli koşullarda etkili olduğuna dikkat çekti.

“Mikrobiyolojik kirlenme söz konusuysa, doğru şekilde kaynatma hastalık yapıcı mikroorganizmaların büyük bölümünü etkisiz hâle getirir. Ancak her türlü su kirliliğine karşı yeterli değildir.” diyen Prof. Dr. Sur, kimyasal kirlenmenin farklı değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Prof. Dr. Sur, şu uyarılarda bulundu:

“Yakıt, pestisit, ağır metal veya sanayi kaynaklı kimyasallar kaynatmayla güvenli hâle gelmez. Bazı maddeler su buharlaştıkça daha yoğun bile hâle gelebilir. Bazı toksinler sıradan kaynatma işlemiyle ortadan kaldırılmaz. Kanalizasyon kaynaklı kirlenme yalnızca kimyasal değil, mikrobiyolojik de olabilir. Kaynatma mikroorganizmaları etkisizleştirebilse de suyun kimyasal açıdan güvenli olduğunu garanti etmez.”

Yakıt, kimyasal atık veya başka toksik maddelerle kirlenme ihtimali bulunan suların kaynatılarak içilmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Sur, bu tür durumlarda güvenli alternatif su kaynaklarının kullanılmasının önemine işaret etti.

“Suyu kaynatarak kullanın” ve “Suyu içmeyin” uyarıları aynı anlama gelmiyor!

Şebeke suyunun kirlendiğinden şüphelenildiğinde öncelikle belediyenin, su ve kanalizasyon idaresinin ve sağlık yetkililerinin duyurularının takip edilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Sur, vatandaşlara yapılan uyarıların niteliğinin büyük önem taşıdığını söyledi.

Prof. Dr. Sur, “‘Suyu kaynatarak kullanın’, ‘suyu içmeyin’ ve ‘suyu hiçbir amaçla kullanmayın’ uyarıları aynı anlama gelmez. Mikrobiyolojik riskte kaynatma yeterli olabilirken kimyasal kirlenmede veya suyla temasın da tehlikeli olduğu durumlarda kaynatma çözüm değildir.” dedi.

Yetkililerin suyun güvenli olmadığını bildirmesi durumunda belirtilen kısıtlamalara mutlaka uyulması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Sur, güvenli olduğu doğrulanmış ambalajlı suyun veya yetkili kurumların sağladığı güvenli suyun kullanılmasını önerdi.

Prof. Dr. Sur, “Şüpheli su içilmemeli; çay, kahve, çorba ve bebek maması hazırlamakta kullanılmamalıdır. Diş fırçalama, yiyecek yıkama ve buz yapma işlemlerinde güvenli su tercih edilmelidir. Buzdolabının su ve buz dağıtıcıları da şebekeye bağlı olduğundan, uyarı süresince kullanılmamalıdır. Şüpheli suyla temas eden ve ağıza götürülen emzik, biberon ve benzeri malzemeler güvenli yöntemlerle temizlenmelidir.” diye konuştu.

Kirli suyla yıkanan sebze ve meyveler de enfeksiyon kaynağı olabilir!

Kirlenmiş şebeke suyunun yalnızca içildiğinde değil, yemek hazırlığında kullanıldığında da sağlık riski oluşturabileceğini ifade eden Prof. Dr. Haydar Sur, “Kirlenmiş su yalnızca doğrudan içildiğinde değil, yiyeceklerin hazırlanması, mutfak gereçlerinin temizlenmesi ve buz yapılması sırasında da enfeksiyonlara neden olabilir. Özellikle pişirilmeden tüketilen gıdalar daha fazla dikkat gerektirir.” dedi.

Şebeke suyunun güvenli olmadığı durumlarda sebze ve meyvelerin bu suyla yıkanmaması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Sur, şöyle devam etti:

“Salata, taze yeşillik, çiğ sebze ve meyveler, kirli suyla temas ettiğinde hastalık etkenlerini taşıyabilir. Yıkanmış olması, kirli suyla temas etmiş bir ürünü her zaman güvenli hâle getirmez. Çorba, sos, içecek, bebek maması ve pişirme öncesinde su eklenen yiyeceklerde güvenli su kullanılmalıdır. Pişirme bazı mikroorganizmaları etkisizleştirse de kimyasal kirlenmeyi ortadan kaldırmaz.”

Buz ve mutfak gereçlerinin de risk taşıyabileceğine değinen Prof. Dr. Sur, “Güvenli olmayan suyla hazırlanmış buz kullanılmamalıdır. Buzun donması suyu güvenli hâle getirmez.” uyarısında bulundu.

Bulaşıkların temizliğinde güvenli su ve uygun dezenfeksiyon yöntemlerinin kullanılması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Sur, özellikle bebeklerin beslenmesinde kullanılan biberon ve emziklerin güvenli suyla temizlenmesi ve uygun biçimde dezenfekte edilmesinin önemini vurguladı.

Hastalık belirtileri günler, hatta haftalar sonra ortaya çıkabilir!

Kirli su kaynaklı enfeksiyonların belirtilerinin hemen ortaya çıkmayabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Haydar Sur, vatandaşların özellikle sel ve su taşkınlarını takip eden dönemde sağlık durumlarını gözlemlemeleri gerektiğini belirtti.

Prof. Dr. Sur, “Belirtilerin ortaya çıkma süresi, alınan mikroorganizmanın türüne, maruz kalınan miktara ve kişinin bağışıklık durumuna göre değişir. Bazı hastalıklar saatler içinde, bazıları ise günler veya haftalar sonra belirti verebilir.” dedi.

Enfeksiyonların ishal, kusma, ateş ve karın ağrısıyla başlayabileceğini ifade eden Sur, bazı belirtilerin acil tıbbi değerlendirme gerektirdiğini söyledi.

Prof. Dr. Sur, “Dışkıda kan görülmesi, şiddetli veya giderek artan karın ağrısı, yüksek veya devam eden ateş, sık tekrarlayan kusma nedeniyle sıvı alınamaması durumlarında tıbbi değerlendirme geciktirilmemelidir. İdrar miktarında belirgin azalma, ağız kuruluğu, baş dönmesi veya bayılma gibi susuzluk belirtileri de önemsenmelidir.” diye konuştu.

Özellikle bilinç bulanıklığı, aşırı uyku hâli ve belirgin genel durum bozukluğuna dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Sur, “Kanlı ishal, belirgin bilinç değişikliği, bayılma veya ağır sıvı kaybı belirtileri acil değerlendirme gerektirir.” ifadelerini kullandı.

Şebeke suyu yeniden kullanılmadan önce bilimsel analizler yapılmalı!

Sel ve şiddetli yağışların ardından su şebekesinin güvenliğinin yalnızca gözleme dayalı olarak değerlendirilemeyeceğini söyleyen Prof. Dr. Haydar Sur, suyun yeniden kullanılabilmesi için kapsamlı kontroller yapılması gerektiğini belirtti.

Prof. Dr. Sur, “Şebeke suyunun yeniden güvenli kabul edilmesi, yalnızca suyun akmaya başlamasına veya berrak görünmesine bağlı değildir. Su kaynağından arıtma tesisine, dağıtım şebekesinden tüketicinin musluğuna kadar bütün sistemin değerlendirilmesi gerekir.” dedi.

Dünya Sağlık Örgütü'nün su güvenliğinin risk temelli yönetim ve bağımsız denetimle sağlanmasını önerdiğini hatırlatan Prof. Dr. Sur, su kaynağı ve altyapının incelenmesi, mikrobiyolojik, fiziksel ve kimyasal analizlerin yapılması, arıtma ve dezenfeksiyon işlemlerinin doğrulanması ve şebekenin farklı noktalarından numuneler alınması gerektiğini kaydetti.

Bu süreçte halkın zamanında ve doğru bilgilendirilmesinin de önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Sur, “Su güvenliğini yetkili kurumların kontrolleri belirler. Sel sonrasında suyun yeniden kullanılabilir olduğu, yalnızca görünüşüne veya tadına bakılarak ilan edilemez.” dedi.

Kaynak: Haber Merkezi