Osmanlı döneminin önemli tarih kaynaklarından biri olan Zubdat al-Tawarikh (Tevârihin Özü) adlı minyatürlü el yazması eserde yer alan Ashab-ı Kehf kıssası, Türkçeye kazandırılan bölümüyle ilk kez Yeşil Afşin okurlarıyla buluşuyor.

16. yüzyılda Osmanlı saray şehnamecisi Seyyid Lokman b. Hüseyin el-Âşûrî tarafından kaleme alınan Zubdat al-Tawarikh, İslam ve Osmanlı tarihini konu alan, minyatürleriyle de dikkat çeken dünyaca ünlü yazma eserler arasında yer alıyor.

Hamburg’da yaşayan araştırmacı, tarihçi ve mütercim Halim Özcan, eserin Türkçeye kazandırdığı Ashab-ı Kehf bölümünü Yeşil Afşin okurları için yayımladı.

Osmanlı’nın Nadide Eserindeki Ashab I Kehf Kıssası İlk Kez Yayımlandı2

Zubdat al-Tawarikh Nedir?

Zubdat al-Tawarikh, 16. yüzyıl Osmanlı tarih yazıcılığının önemli eserlerinden biri olarak biliniyor. Eserde İslam tarihi ve Osmanlı tarihinin yanı sıra çeşitli dini ve tarihi anlatılara da yer veriliyor.

Eserin günümüze ulaşan önemli iki nüshası bulunuyor. Bunlardan biri Sultan III. Murad için hazırlanan ve Türk ve İslam Eserleri Müzesi envanterinde bulunan 1583 tarihli nüsha. Diğer nüsha ise Hab Habeşi Mehmed Ağa’ya sunulan ve bugün Dublin’deki Chester Beatty Kütüphanesi koleksiyonunda korunan 1585-1590 tarihli nüsha.

Minyatürleriyle de öne çıkan eser, Osmanlı döneminin tarih anlayışını ve sanatını bir arada yansıtan önemli kaynaklardan biri kabul ediliyor.

Osmanlı’nın Nadide Eserindeki Ashab I Kehf Kıssası İlk Kez Yayımlandı

Ashab-ı Kehf Kıssasında Dakyanus’un Zulmü Anlatılıyor

Zubdat al-Tawarikh’in Türkçeye kazandırılan bölümünde Ashab-ı Kehf kıssası, Efsus şehri ve Dakyanus’un zulmü üzerinden aktarılıyor.

Rivayete göre Rum diyarında Efsus adı verilen bir şehir bulunuyordu. Şehrin adil bir hükümdarı varken Dakyanus isimli zalim ve kâfir bir hükümdar askerleriyle birlikte şehri ele geçirdi ve hükümdarı öldürdü.

Dakyanus daha sonra mermerden büyük bir saray yaptırarak kendisine mücevherlerle süslü altın bir taht hazırlattı. Kendisine ilahlık isnat eden Dakyanus, itaat edenlere çeşitli ihsanlarda bulunurken karşı çıkanları öldürtüyordu.

Bu zulüm nedeniyle halkın önemli bir bölümü Allah’ı bırakıp Dakyanus’a tapmaya başladı.

Genç Vezirler Dakyanus’un Gerçek İlah Olmadığını Anladı

Rivayete göre Dakyanus bir bayram günü tahtında otururken, Fars ordusunun kendisini ortadan kaldırmak üzere geldiği haberini aldı. Haberi duyan Dakyanus korkudan bayılırken, yanında bulunan genç vezirler yaşananları değerlendirmeye başladı.

Temliha, Mekselina, Fahşimna, Mertuş, Yitus ve Dunus isimleriyle aktarılan gençler, gerçek bir ilahın böylesine korkuya kapılıp bayılmayacağını konuştu. Gökyüzünü direksiz yükselten, güneşi ve ayı hareket ettiren bir Yaratıcı bulunduğunu düşünen gençler, Temliha’nın öncülüğünde şehirden ayrılarak Allah’a sığınmaya karar verdi.

Ashab-ı Kehf ve Kıtmir’in Mağaraya Sığınışı

Şehirden ayrılan gençler yolculuk sırasında ayakları kanayınca bir çobanla karşılaştı. Çobanın Kıtmir isimli köpeği de gençlerin peşine takıldı.

Gençler, köpeğin havlayarak yerlerini belli etmesinden endişe ederek onu uzaklaştırmak istedi. Ancak rivayette, Allah’ın Kıtmir’e konuşma yeteneği verdiği ve onun da iman ettiğini bildirmesi üzerine köpeğin gençlerle birlikte yoluna devam ettiği aktarılıyor. Gençler daha sonra Benclûs Dağı’ndaki Vesîd adı verilen mağaraya sığındı. Mağaranın yakınındaki ağaçtan yiyip pınardan içen gençler uykuya daldı.

Osmanlı’nın Nadide Eserindeki Ashab I Kehf Kıssası İlk Kez Yayımlandı3

Ashab-ı Kehf Mağarada 309 Yıl Uyudu

Dakyanus, gençlerin kaçtığını öğrenince peşlerinden asker gönderdi. Rivayete göre altı yüz bin atlı asker mağaranın yerini buldu ve mağaranın girişini taşlarla kapattı. Gençler burada 309 yıl boyunca uykuda kaldı.

Süre dolduğunda Allah tarafından yeniden diriltilen gençler uyandılar. Ancak ne kadar uzun süre uyuduklarının farkında değillerdi. Mağaranın çevresindeki ağacın ve pınarın kuruduğunu gören gençler şaşkınlık yaşadı.

Temliha Efsus’a Yemek Almaya Gönderildi

Gençler arasında açlık hissedilmesi üzerine Temliha, yemek almak için şehre gönderildi. Ancak Temliha’nın karşılaştığı Efsus, bıraktığı şehirden çok farklıydı.

Şehrin kapısında üzerinde “Lâ ilâhe illallâh Îsâ Rûhullâh” yazılı yeşil bir sancak gören Temliha, yaşananların bir rüya olduğunu düşündü.

Çarşıya gelen Temliha, bir fırıncıya eski dönemden kalma büyük ve ağır bir akçe verdi. Fırıncının parayı tanımaması üzerine çevredeki insanların dikkatini çeken olay kısa sürede büyüdü. Temliha daha sonra dönemin akıllı hükümdarı Abdurrahman’ın huzuruna götürüldü.

Temliha’nın 309 Yıl Sonra Şehre Dönüşü

Temliha, şehirde kendi evini ve tanıdığı insanları bulamadı. Ancak yüksek bir evin önünde kendisini tanıyan çok yaşlı bir ihtiyarla karşılaştı.

Rivayete göre ihtiyar, Dakyanus’un zulmünden kaçan gençlerin Hz. İsa tarafından 77 yıl önce haber verildiğini anlattı. Temliha’nın anlattıkları üzerine olayın Ashab-ı Kehf kıssası olduğu anlaşıldı.

Ashab-ı Kehf’in Son Duası

Hükümdar ve dönemin iki yöneticisi, halkla birlikte mağaranın bulunduğu yere geldi.

Temliha, arkadaşlarına yaşananları haber vermek üzere mağaraya girdi. Bunun ardından gençler, başka kimsenin kendilerinin durumundan haberdar olmaması için Allah’a dua etti: “Ey Rabbimiz! Başka kimse halimize vakıf olmadan bizim ruhumuzu al.”

Rivayete göre bu duanın ardından Allah, Melekü’l-Mevt’e emir verdi ve gençlerin ruhları kabzedildi.

Mağaranın Yeri Gizlendi, İki İbadethane İnşa Edildi

Gençlerin ölümünün ardından mağaranın girişi gizlendi. Mağaranın yerini bulmaya çalışan iki hükümdar başarılı olamadı.

Bunun üzerine mağaranın bulunduğu yere biri mescit, diğeri ise kilise olmak üzere iki ibadethane yaptırıldığı aktarılıyor.

Böylece Ashab-ı Kehf’in uzun uykusu, Efsus şehri ve Dakyanus’un zulmüyle başlayan anlatı, gençlerin Allah’a sığınması ve mağarada son bulmalarıyla tamamlanıyor.

Zubdat al-Tawarikh’te Ashab-ı Kehf Anlatısı Yeşil Afşin’de

Osmanlı tarih ve kültür mirasının önemli örneklerinden biri olan Zubdat al-Tawarikh’te yer alan Ashab-ı Kehf anlatısının Türkçeye kazandırılması, hem eserin daha geniş kitleler tarafından tanınmasına hem de Efsus ve Ashab-ı Kehf anlatısının tarihi kaynaklardaki izlerinin yeniden gündeme gelmesine katkı sunuyor.

Hamburg’da yaşayan araştırmacı, tarihçi ve mütercim Halim Özcan’ın Türkçeye kazandırdığı bölümü okumak için tıklayın

Muhabir: Deniz Doğan