Günümüzde eğitim, iş hayatı ve dijital platformlarda Türkçenin maruz kaldığı yozlaşma her geçen gün artıyor. Üsküdar Üniversitesi Türkçe Öğretim Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÜSTÖMER) Müdürü Öğr. Gör. Selçuk Duman, iş dünyasında yaygınlaşan “plaza dili”, sosyal medyada hızla yayılan emoji kullanımı ve hızlı tüketilen dijital içeriklerin Türkçenin ifade gücünü zayıflattığını söyledi.
Selçuk Duman, “Kelime hazinesi zayıfladıkça düşünce de sığlaşır. Dilin sadeleşmesi başka, fakirleşmesi başkadır.” diyerek dil bilincinin korunması gerektiğini vurguladı.
Yeni kelimeler öğrenmenin yalnızca iletişim becerilerini değil, kişisel gelişimi de güçlendirdiğini belirten Duman, “Yeni kelime öğrenmek, beynin sınırlarını genişleten ve esnekliğini artıran en güçlü zihinsel idmanlardan biridir.” dedi.
Üsküdar Üniversitesi Türkçe Öğretim Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÜSTÖMER) Müdürü ve Türk Dili Bölümü Öğr. Gör. Selçuk Duman; iş dünyasını esir alan "plaza dili", sosyal medyadaki emoji kültürü ve dijital içeriklerin dil üzerindeki tahribatına dair çarpıcı açıklamalarda bulundu.
Türkçe eğitim ve iş hayatında yozlaşıyor
Türkçenin yozlaşması en belirgin olarak eğitim ve iş hayatında gözlendiğini dile getiren Öğr. Gör. Selçuk Duman, “Plaza dili dediğimiz, Türkçe cümle yapısının içine İngilizce kelimelerin gelişigüzel serpiştirildiği garip bir jargon, maalesef kurumsal kimliği esir almış durumda. Bunun yanı sıra cadde ve sokaklardaki dükkan tabelalarında gördüğümüz yabancı ve tuhaf zorlama dil kullanımı, dilin görsel hafızasını da hasara uğratmaktadır. ‘Ana sütümüz’ olan ana dilimiz Türkçe, kendi öz topraklarında bile ikinci sınıf bir dil muamelesi görmekte ve bu durum dilimizin itibarına son derece zarar vermektedir.” dedi.
Türkçe karşılığı olan yabancı kelimelerin ısrarla kullanımı dili köksüzleştiriyor
Dilin matematiğine ve ahengine uymayan, üstelik Türkçe karşılığı olan yabancı kelimelerin ısrarla kullanımının dilimizi köksüzleştirdiğini kaydeden Öğr. Gör. Selçuk Duman, “Kelimeler sadece sesten ibaret formlar değildir, tarihsel bir yük taşırlar ve yabancı kelimeyi gereksiz yere kullandığınızda o tarihi bağı koparırsınız. Bu durum zamanla Türkçenin türetme gücünü ve sistemini kırar ve dili sadece basit bir iletişim aracına indirgeyerek estetik derinliğini yok eder.” diye konuştu.
Sosyal medya dili hız ve emoji üzerine kurulu
Selçuk Duman, sosyal medyanın hız odaklı yapısının da dil üzerinde önemli bir dönüşüme neden olduğunu belirterek, “Sosyal medyada hız odaklı hareket edildiği için bu durum dili gramer kurallarından ve nezaketten hızla soyutluyor. Sesli harflerin atıldığı, duyguların derinlikli kelimeler yerine emojilere hapsedildiği bu mecra, ifade yeteneğimizi köreltiyor. Derdini tam cümlelerle anlatamayan, sadece tepki odaklı, parçalı ve güdük bir iletişim dili, ne yazık ki özellikle gençler arasında kalıcı bir alışkanlığa dönüşme tehlikesi taşıyor.” ifadesinde bulundu.
Kelime bilmeyen insan düşünemez
Dil ile düşünce arasında çok güçlü bir bağ bulunduğunu vurgulayan Selçuk Duman, “Kelime bilmeyen insan düşünemez; çünkü kelimeler düşüncenin yapı taşlarıdır ve insan zihni, ancak bildiği kelime sayısı kadar geniş bir ufka sahip olabilir. İsmini bilmediğimiz, kavramlaştıramadığımız bir duyguyu veya düşünceyi zihnimizde tasnif edemeyiz. Dil ne kadar zenginse düşünce de o kadar çok katmanlı olur. Kelime hazinesi zayıfladıkça düşünce sığlaşır, incelikler kaybolur ve kişinin dünyayı görüş açısı daraldıkça daralır.” şeklinde konuştu.
Yeni kelimeler zihni geliştirir
Yeni kelimeler öğrenmenin yalnızca iletişim becerilerini değil, kişisel gelişimi de güçlendirdiğini belirten Selçuk Duman, “Yeni kelime öğrenmek, beynin sınırlarını genişleten ve esnekliğini artıran en güçlü zihinsel idmanlardan biridir. Sadece daha iyi konuşmayı sağlamaz; aynı zamanda olayları algılama ve analiz etme yeteneğimizi ve empati gücümüzü artırır. Kavram dünyası zenginleşen insan, kendini ve çevresini daha doğru tanımlar. Bu farkındalık da kuşkusuz kişisel gelişimin en temel ve en sağlam basamağıdır.” dedi.
Okuma, kelime dağarcığının en güçlü kaynağı
Kelime dağarcığını geliştirmenin en etkili yolunun okuma alışkanlığı olduğunu vurgulayan Selçuk Duman, “Okuma, kelimelerin doğal yaşam alanlarına yapılan bir yolculuktur ve dağarcığı ezberle değil, bağlam içinde öğreterek besler. Sadece sözlükten bakılarak öğrenilen kelime unutulabilir ancak bir hikâyenin içinde, bir duyguyla harmanlanmış kelime zihne mıh gibi kazınır. Nitelikli okuma, pasif kelime hazinemizi aktif hale getirir ve bize, hiç yaşamadığımız hayatları ve duyguları kelimeler yoluyla tecrübe ettirir.” diye konuştu.
Dijital içerikler kelime dağarcığını sınırlıyor
Günümüzde popüler dijital içeriklerin büyük bölümünün “hızlı tüketim” mantığıyla üretildiğini belirten Selçuk Duman, “Aynı 200-300 kelimenin döndüğü, klişelerle dolu videolar ve kısa metinler, zihni tembelliğe ve kolaycılığa alıştırıyor. Anlam derinliği olan edebi ve bilimsel yazılar haricindeki yüzeysel dijital yazı dünyası, dilin zenginliğini eriten ve montonlaştıran bir etki oluşturuyor.” ifadesinde bulundu.
Sözlük kullanma alışkanlığı hâlâ çok önemli
Bilgi kirliliğinin arttığı günümüzde sözlük kullanımının daha da önemli hale geldiğini belirten Selçuk Duman, “Bilgi kirliliğinin bu denli arttığı bir çağda kelimenin doğrusuna ve köküne ulaşmak bir sorumluluktur. İnternette hızlıca arama yapmak ile bir sözlük maddesini incelemek aynı şey değildir. Sözlük, kelimenin kökünü, akrabalarını ve nüanslarını gösterir. Merak duygusunu canlı tutmak, incelikli düşünmek ve dili hakkıyla kullanmak isteyen herkes için sözlük, emek duygusu veren vazgeçilmez bir yol arkadaşıdır.” şeklinde konuştu.
Sadeleşme başka, fakirleşme başka
Dil tartışmalarında sıkça gündeme gelen sadeleşme konusuna da değinen Selçuk Duman, “Sadeleşmek, dili anlaşılmaz, gereksiz süslü yüklerden kurtarıp durulaştırmaktır. Fakirleşmek ise anlamı karşılayan kelimeleri atıp dili çoraklaştırmaktır. Örneğin ‘ihtimal’, ‘olasılık’, ‘imkân’ kelimelerinin hepsi farklı tonlarda anlam içerir. Bunları atıp tek kelimeye indirmek sadelik değil, sığlık olacaktır. Sadeleşme dilin tortusunu almaktır; fakirleşme ise dili kurutmaktır ve söndürmektir. Aradaki bu hayati farkı iyi görmek gerekir.” şeklinde sözlerini tamamladı.





