Estetik anlayışında son yıllarda değişiklikler görüldüğünü belirten uzmanlar, kusursuzluk ve tek tipleşme yerine doğallık ve kişisel özelliklerin öne çıktığını söylüyor.

Estetik müdahalenin kişinin kendisiyle barışık olduğu sürece bir öz bakım davranışı olabileceğini dile getiren Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “İşlem bittikten kısa süre sonra o tatmin duygusu kayboluyor ve gözünüz hemen bedendeki başka bir kusura takılıyorsa, müdahale edilmesi gereken yer cilt altı değil, öz değer algısının kendisi oluveriyor.” dedi. Aşırı müdahalelerin yüz ifadelerini ve kişilerarası iletişimi de etkileyebileceğine dikkat çeken Beyaz, günümüzde ise insanların giderek kendi yüzlerinin daha doğal, dinlenmiş ve sahici halini aradığını vurguladı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, estetik müdahalelerde doğallık ve sahicilik arayışının yükselişi hakkında açıklamalarda bulundu.

İnsanlar kendilerini kendileri yapan yüzlerini geri istiyor!

Son yıllarda estetik anlayışının geldiği noktayı değerlendiren Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “İnsanlar artık daha doğal, daha az müdahale edilmiş bir görünümü tercih ediyor. Çünkü tek tipleşmekten çok sıkıldık.” dedi.

Kusursuzluk arayışının bir süre sonra herkesi aynı fabrikadan çıkmış gibi hissettirmeye başladığını aktaran Beyaz, “İnsan zihni, doğası gereği biricikliği ve kendine has olanı arar. Karşımızda pürüzsüz ama hikayesi silinmiş yüzler gördüğümüzde, o yapaylık bize güven vermek yerine içten içe bir yabancılaşma hissi veriyor. Doğala yöneliş bir geri adım değil, belki de bir tür teslimiyet. İnsanlar kendi yüzlerindeki yaşanmışlığı, o ufak asimetrileri, yani onları kendileri yapan o tanıdık hali geri istiyor.” şeklinde konuştu.

Kusursuz güzellik algısının yerini sahicilik alıyor!

Sosyal medyada uzun süre hâkim olan kusursuz, pürüzsüz ve filtrelenmiş yüz algısında değişimler olduğunu kaydeden Beyaz, şunları söyledi:

“Filtreler başlarda hepimize oynayabileceğimiz dijital maskeler sundu, ancak bu oyun hızlıca kabusa dönüştü. Ekranda yarattığımız o hatasız silüet ile sabah aynada karşılaştığımız gerçek yüzümüz arasındaki uçurum, kitlesel bir yetersizlik hissi yaratmış olmalı. Artık o dijital illüzyonu sürdürmenin yükünü taşımak istemiyoruz bence. Güzellik algımız daha gerçekçi, nefes alan bir zemine doğru kayıyor. İnsanlar o steril mükemmelliğin aslında ne kadar soğuk olduğunu fark edip ufak tefek kusurların içindeki sıcaklığı ve sahiciliği yeniden keşfediyor.”

İnsanlar duyguları alınmış bir vitrin mankeni gibi görünmek istemiyor!

Bizi birbirimize bağlayan şeyin mimiklerimiz olduğuna işaret eden Beyaz, “Öfkeyi, şefkati, hüznü yüzümüzdeki o küçük kas hareketleriyle okuruz.” dedi.

Estetiğin dozu kaçtığında yüzlerin adeta donuk hale geldiğini ifade eden Beyaz, “Karşımızdakine gülümserken bile duygusal bir duvar örmeye başladık bu vesileyle. Son dönemde öne çıkan minimal dokunuşlar, insanın sosyal bir varlık olarak hayatta kalma refleksidir. ‘Yaş almanın izlerini sileyim ama insanlığımı, empati yeteneğimi ve sevdiklerimle kurduğum o sessiz bağı kaybetmeyeyim’ diyoruz bir nevi. Çoğunlukla duyguları alınmış bir vitrin mankeni gibi görünmek istemiyor insanlar.” açıklamasını yaptı.

Müdahale edilmesi gereken yer cilt altı değil, öz değer algısı olabilir!

Bir kişinin estetik yaptırma isteğinin hangi noktada sağlıklı bir öz bakım davranışı, hangi noktada beden algısıyla ilgili psikolojik bir sorunun göstergesi olabileceği ile ilgili sınırdan bahseden Beyaz, “Aynadaki yansımayla kurulan ilişkiyle ilgili diyebiliriz.” dedi.

“Kendinizi olduğunuz gibi seviyor, genel bedeninizle barışık hissediyor ama yüzünüze küçük bir tazelik katmak istiyorsanız, bu güzel bir kıyafet giymekten farksız.” diyen Beyaz, fakat aynaya bakıldığında sürekli düzeltilmesi gereken bir hata, tahammül edilemez bir kusur görülüyorsa, estetiğin bir bakım değil, kaçış aracı olabileceğini savundu.

Beyaz, “İşlem bittikten kısa süre sonra o tatmin duygusu kayboluyor ve gözünüz hemen bedendeki başka bir kusura takılıyorsa, müdahale edilmesi gereken yer cilt altı değil, öz değer algısının kendisi oluveriyor.” diye konuştu.

Estetik, içsel boşluğu doldurmanın yolu değil!

‘Kendimi daha güzel hissetmek istiyorum’ ile ‘kendimi olduğum gibi kabul edemiyorum’ arasındaki psikolojik farka açıklık getiren Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, şöyle konuştu:

“Biri mevcut olanı kutlayıp şükran hisseder, diğeri mevcut olanı yok etmeye çalışır. ‘Kendimi daha güzel hissetmek istiyorum’ diyen kişi, sahip olduğu temeli zaten değerli bulur, estetik onun için sadece bir artı veya küçük bir kutlama gibi olabilir. İstediği sonucu almasa da yıkılmaz. ‘Kendimi kabul edemiyorum’ diyen kişi için ise estetik, sevilmeye ve onaylanmaya açılan tek kapıdır. Bu kişi kendi değerini tamamen dış görünüşüne göre ayarlar. Bu yüzden de ne kadar değişirse değişsin, o içsel boşluğu doldurmakta zorlanır.”

Beyaz, “Herkes için geçerli olmasa da çoğunlukla insanlar artık başkalarının onayladığı kusursuz bir kalıba sığmak değil, aynaya baktıklarında kendi yüzlerinin hayata en güzel, en dinlenmiş ve en sahici bakan halini görmek istiyorlar.” diyerek sözlerini tamamladı.

Kaynak: Haber Merkezi