Deprem sonrası hasar analizleri, yapı güvenliğinin yalnızca beton dayanımıyla açıklanamayacağını net biçimde ortaya koyuyor. Depremde ağır hasar alan binaların yüzde 60’ından fazlasında ileri seviyede donatı korozyonu tespit edilirken, araştırmalar suya maruz kalan betonarme elemanlarda taşıma kapasitesinin yaklaşık yüzde 80’ini 10-15 yıl içinde kaybettiğini gösteriyor. Günlük 20–30°C’yi bulan dış cephe sıcaklık farklarının neden olduğu mikro çatlaklar ise bu süreci hızlandırarak hem korozyon riskini artırıyor hem de deprem anında ani göçme olasılığını yükseltiyor. Ravago Bina Çözümleri Türkiye Direktörü Alper Doğruer, “Su yalıtımıyla korunmayan bir taşıyıcı sistem, deprem anında tasarlanan performansı gösteremez; ısı yalıtımıyla desteklenmeyen yapı kabukları ise yıllar içinde oluşan mikro hasarlarla bu riski büyütür” uyarısında bulunuyor.

Deprem güvenliği, uzun yıllar boyunca yalnızca taşıyıcı sistemler ve beton kalitesi üzerinden tartışıldı. Oysa son yıllarda hem ulusal hem de uluslararası araştırmalar, yapıların deprem performansını belirleyen unsurların çok daha bütüncül ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor. Özellikle su, ısı ve yangın yalıtımı; yapıların zaman içinde maruz kaldığı korozyon, ısıl gerilmeler ve ikincil afet risklerini azaltarak taşıyıcı sistemlerin gerçek dayanımını koruyan kritik bileşenler arasında yer alıyor. 6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerin yıl dönümü kapsamında değerlendirmede bulunan Ravago Bina Çözümleri Türkiye Direktörü Alper Doğruer de depreme dayanıklı yapılar için yalıtımın bütüncül bir yapı güvenliği unsuru olarak ele alınması gerektiğine dikkat çekiyor.

100 yıl olması gereken bina ömrü korozyon nedeniyle 25 yıla geriliyor

Yalıtımın konfor ve enerji tasarrufuyla olduğu kadar deprem anında can güvenliği konusuyla da ilişkili bir konu olduğunu söyleyen Alper Doğruer, “Yapının yıllar içinde maruz kaldığı su etkisi, taşıyıcı sistemin deprem anındaki gerçek performansını doğrudan belirliyor. 1999 Marmara Depremi sonrasında yapılan teknik incelemelerde, ağır hasar alan yapıların yüzde 64’ünde ileri seviyede donatı korozyonu tespit edilmiş olması bu ilişkinin en çarpıcı göstergelerinden biri. Uluslararası literatürde yer alan çalışmalar, suya maruz kalan betonarme donatılarda ilk 5 yıl içinde taşıma kapasitesinin yaklaşık yüzde 40–50 oranında, 10–15 yıl içinde ise yüzde 80–90 seviyelerine varan kayıplar yaşanabildiğini ortaya koyuyor. Bu kayıplar, deprem anında yapının sünek davranışını zayıflatıyor, ani kırılma riskini artırıyor ve göçme mekanizmasını hızlandırıyor. Su yalıtımı bulunmayan ya da doğru uygulanmayan binalarda, yapı ömrünün 80-100 yıl bandından 20–25 yıl seviyelerine kadar gerileyebildiği biliniyor. Buna rağmen Türkiye’de su yalıtımı, uzun yıllar boyunca ya ihmal edildi ya da maliyet kalemi olarak görüldü. Oysa su yalıtımı, deprem güvenliğinin sessiz ama en kritik savunma hatlarından biri. Taşıyıcı sistemi korumadan depreme dayanıklı yapıdan söz etmek mümkün değil” diye konuştu.

Dış cephe çatlakları korozyon sürecini hızlandırıyor

Isı yalıtımının da deprem güvenliği açısından çoğu zaman göz ardı edilen kritik bir başlık olduğuna dikkat çeken Doğruer, “Yapılar yalnızca deprem yüklerine değil, yıllar boyunca tekrarlayan sıcaklık farklarına da maruz kalıyor. Gün içinde dış cephelerde 20–30°C’ye varan sıcaklık farkları, betonarmede genleşme ve büzülmeye bağlı mikro çatlaklara neden oluyor. Bu çatlaklar zamanla suyun yapı içine sızmasını kolaylaştırarak korozyon sürecini hızlandırıyor. Yeni TS 825 Isı Yalıtımı Standardı ile birlikte binaların hem ısıtma hem soğutma yüklerine göre tasarlanacak olması, yalnızca enerji verimliliği değil, yapı kabuğunun korunması açısından da önemli bir adım. Isı yalıtımı doğru kurgulanmış bir yapıda, taşıyıcı sistem daha stabil kalıyor ve deprem sırasında oluşabilecek ikincil hasarların sınırlandırılması mümkün hale geliyor” ifadelerini kullandı.

“Yalıtımı vazgeçilmez bir yapı güvenliği unsuru olarak konumlandırıyoruz”

Deprem sonrası en büyük risklerden birinin de yangınlar olduğuna işaret eden Doğruer, sözlerini şöyle tamamladı: “Uluslararası afet raporları, büyük depremlerden sonra meydana gelen hasarların önemli bir bölümünün yangın kaynaklı ikincil yıkımlardan oluştuğunu ortaya koyuyor. Gaz sızıntıları, elektrik kaçakları ve yapısal hasarlar, yangın riskini ciddi biçimde artırıyor. Eğer binalarda yangına dayanıklı yalıtım sistemleri ve doğru detay çözümleri uygulanmamışsa, bu risk kısa sürede büyük felaketlere dönüşebiliyor. Ravago Bina Çözümleri olarak biz; su, ısı ve yangın yalıtımını birbirinden bağımsız değil, deprem güvenliğini tamamlayan bir sistem olarak ele alıyoruz. Geliştirdiğimiz yüksek performanslı yalıtım çözümleri, teknik danışmanlık hizmetlerimiz ve sahadaki uygulama tecrübemizle, yapıların yıllar içindeki dayanımını güvence altına almayı hedefliyoruz. Depreme dayanıklı yapılar için yalıtımı vazgeçilmez bir yapı güvenliği unsuru olarak konumlandırıyoruz.”

Kaynak: bülten