Ne anlatılacak bir öykü ne de sırtlayacak bir örgüt kaldı. Eğitimden adalete kadar her başlık ülke insanı için acıdan başka bir şey ifade etmiyor. Geleceğe dair kendi varlığı dışında tek vaadi olmayan Erdoğan, geçmiş defterleri karıştırdı. Orada da başarısızlıklar ve hayal kırıklığından başka bir şey yok.

AKP, çeyrek asır önce kuruldu. Milli Görüş geleneği kadrolarının yanına liberaller, iş dünyası, bürokrasi ve cemaatlerden gelen destekle kuruluşundan 15 ay sonra iktidar oldu. Kuşkusuz kısa süredeki başarıda içerideki desteği organize eden büyük ağabey ABD’yi de unutmamak, hakkını teslim etmek gerekiyor. Amerika’ya gidişler, güçlü lobilerle diyaloglar, Batı medyası üzerinden lansmanlar derken 25 yıl süren hikâye başlamış oldu.

Erdoğan, 14 Ağustos akşamı Ankara’da geniş bir kalabalık önünde AKP’nin kuruluşundan bu yana geçen 25’inci yılı ve yapılanları anlattığı uzun bir konuşma yaptı. Öncelikle bu uzun konuşmayla ilgili söylenecek söz dağın fare doğurduğudur. Bırakın yeni manifestoyu, vizyon belgesini, herhangi bir seçim yada grup konuşmasını dahi aşamayan bir söylem ortaya kondu. Başörtüsü yasağından Kürt sorununa, dış politikadan ekonomik başarılara onlarca başlıkta bildik cümleler aynı tekdüzelikle tekrarlandı. O yüzden heyecan da yoktu.

Heyecanın olmayışının tek nedeni sadece cümlelerin çok tanıdık olması değildi. Esas neden anlatılan hikaye ile hayatın gerçekleri arasında makasın çok açılmış olmasıydı.

Ne demek istediğimizi başlıklara bakıp anlatalım:

Eğitim: Erdoğan konuşmasında eğitime 37 trilyon lira harcadıklarını beyan etti. Rakamı doğru kabul edip bu paranın nereye harcandığına kısaca bakalım. AKP döneminin başında özel okulların oranı sadece yüzde 4’tü; bugün bu rakam yüzde 20’nin üzerine çıktı. Kaynağın önemli bölümü eğitimin özelleştirilmesine aktarıldı. 25 yıl önce Türkiye’de sadece 450 imam hatip okulu vardı, bugün bu rakam 5 bin 150 oldu. Cemaat ve tarikatlara aktarılan milyarları da buna ekleyebilirsiniz. Bir yandan özelleştirme, diğer yandan dincileştirme... Ataması yapılmayan öğretmenler, sözleşmeli öğretmen sömürüsü, barınma meselesi derken liste uzayıp gidiyor.

Sağlık: Büyük başarı hikâyesinden hazin bir son çıktı. Ulaşılamayan randevular, hasta garantili hastaneler, uzun kuyruklar, ilaç katkı payları derken sistem iflas etti. Erdoğan’ın harcadığı 14 trilyonun daha çok nereye gittiği belli. Özel hastanelerin sistemdeki payı 25 yıl içerisinde yüzde 20’den yüzde 40’lara ulaştı. Bir dönem Sağlık Bakanlığı yapan ismin hastaneleri buna en somut örnek. Bu süre içerisinde onlarca skandal, şiddet vakası ve ölüm yaşandı.

Gabar Petrolü: AKP kurulduğunda 1 dolarla 1,1 litre kurşunsuz benzin alınabiliyordu. AKP, Gabar’da benzin bulduktan sonra ise ancak 0,67 litre alınabiliyor. Neredeyse yüzde 50’lik kayıp var. Acaba kuyuları kapatsa mı?

FETÖ: Erdoğan’ın en ilginç değerlendirmesi FETÖ meselesinde oldu. Erdoğan, “Biz ülkeyi yönetme görevini devraldığımızda virüs vücuda yayılmış, bünyeyi adeta felç etmişti” diyerek meseleyi üzerinden atmaya çalıştı. Onca bakan, milletvekili, devletteki kadrolaşmalar ve mezardaki ölülerin bile kaldırılıp oy kullandırıldığı 12 Eylül 2010 referandumunu görmezsek inandırıcı bile gelebilir. Bu ülke bunların hepsini yaşadı ve gördü. Hatta Erdoğan’ın sesinden “Ne istedilerse verdik” sözü hâlâ kulaklarımızda.

Sosyal Yardımlar: Erdoğan’ın konuşmasındaki diğer bir başlık ise sosyal yardımlardı. Yaklaşık 12 trilyon liralık yardım yapıldığını duyurdu. Ülke öyle derin bir yoksulluğa sürüklendi ki herhangi bir sosyal yardım almadan yaşayamayanların toplam nüfus içindeki oranı yüzde 15’in üzerine çıktı. Övünülen şey, yoksullaşmanın kalıcı hale geldiği bir ülke gerçeği.

Bunlar sadece hızla derlediğimiz birkaç başlık. Daha onlarca başlık bulunabilir. Konuşmanın içinde hiç mi doğru sapta mı yoktu? Elbette var. Savunma sanayine harcanan paralar gerçekti. Her yıl açıklanan dünyanın en zenginleri listesini değiştirecek kadar gerçek.

‘BURADAYIM’ SÖZÜ KİMİN İÇİN İYİ OLDU?

Kuşkusuz Erdoğan’ın konuşmasının en önemli kısmı, kendisiyle ilgili kariyer planını kamuoyunun dikkatine sunduğu andı. Erdoğan, 50 yıldır siyasetin içinde olduğunu belirttikten sonra “Gücümüz yettiğince hizmet etmeye devam edeceğim” diyerek sözünü bitirdi. Yani ortada parlamenter sisteme geçme veya görevi bırakma gibi bir plan yok. Sonuna kadar gitmeye kararlı bir Erdoğan portresi çizdi. Kendi ağzından da duyulduğu gibi gücü ve sağlığı elverdiği sürece ülkeyi yönetmekten de adaylıktan da vazgeçmeye niyeti yok.

Bu beklenen bir durumdu. Beklenen ama istenen mi, orası tartışılır. Erdoğan yıllardır partiyi ve etrafındakileri iktidara taşıdı ve orada tuttu. Ama görünen o ki artık yetmiyor. Seçmen desteğini yitirmiş, yorgun ve yıpranmış bir lider görüntüsü var. Gücü ve form durumu tek başına maç almaya yetmiyor. Fakat tüm tek adamlar gibi yedeği de yok. Yıllarca bir avantaj olarak kullanılan güçlü liderlik, gün geldi ayak bağı durumuna geldi. Tıpkı başkanlık sisteminin yüzde 50+1 şartı gibi.

Bir yandan Erdoğan’ın liderliğine mecbur bir süreç, diğer yandan Erdoğan sonrası için kılıçların çekildiği bir yapı... Tüm bunlar yaşanırken sorun çözecek olan il ve ilçe binalarına sadece iş bulmak ve yardım istemek için gidenlerin oluşturduğu 25 yıllık yorgun ve çözülmüş bir parti. Kum saati çoktan tersine döndü ve zaman işliyor.

İLLÜZYON, GERÇEĞİ YENMEYE YETMİYOR

Ülkenin içinde bulunduğu çoklu kriz ve hayatın yıkıcılığı öyle bir boyuta ulaştı ki iktidarın parlak ambalajlarla sunduğu hiçbir proje halka geçmiyor. AKP, 25’inci yılını rozet şovuyla bitirmeyi planladı. Bunun için 3 milletvekili ve 7 belediye başkanı ikna edildi. İlkesizlik, millet iradesini hiçe sayma ve fırsatçılık kürsüden alkışlatıldı.

Rozet takma törenleri, şaşaalı toplantılar ve geçmişin defterlerinden medet uman nutuklar... Hiçbiri mutfaktaki yangını, halkın çantasındaki boşluğu, adaletsizliği, şiddeti ve bunlara karşı biriken öfkeyi örtmeye yetmiyor. 25 yılın sonunda iktidar, topluma yeni bir gelecek vaat etmek yerine, yalnızca kendi siyasal varlığını sürdürmeyi sağlayacak bir rejim dayatıyor. Anlatacak hikâyesi biten bir iktidarın ne kadar yüksek sesle konuştuğunun bir önemi yoktur. Eski defterlerden medet ummak boş bir hayal. Kum saati işliyor.

Kaynak: Haber Merkezi