banner391

“Küçük bir hakikat, büyük bir yalandan iyidir.”

                                                              Leonardo da Vinci

Varoluşsal sorgulamaların (hayata dair ‘büyük soru’) sebep olduğu gerginlik ve çatışmayla yüzleşmek istemeyenlerin, depresyon, panik atak, duygu kontrol bozukluğu gibi zihinsel rahatsızlıklara daha yatkın oldukları belirlendi.

Amerika’da bulunan Case Western Üniversitesi Psikoloji bölümü Profesörü Julie Exline’e göre, içimizde bulunan dini ve manevi değerlerle, dindar insanlarla ya da Allah’ın varlığıyla ilgili sorular; genelde açıkça konuşulmaz ve bastırılır. Bu sorular üzerinde düşünenlerin, mücadeleyi göze alamayanlara oranla akıl sağlığının çok daha iyi seviyede olduğu ispatlandı. Temel bir inanç ve değer sistemine bağlı olarak bu sorgulamaları içselleştirenler, onları yok sayarak yaşayanlardan ruhen çok daha sağlıklı ve güçlüler.

307 yetişkin katılımcıyla gerçekleştirilen araştırmaya göre, ayrıca kendi manevi ihtiyaçlarının farkında olmayanların, farklı dünya görüşüne sahip olan insanlarla yakınlık kuramadığı ve onları tehdit gibi algıladıkları da ortaya çıktı.

Exline, şüpheleri mantıklı bir şekilde analiz edebilmek için önce onların varlığını kabul etmek gerektiğini vurguladı. Çünkü insan duygusal ve zihinsel enerjisini kullanarak hayata dair temel soruları bastırsa bile, onlar zamanla farklı şekillerde yeniden ortaya çıkacaktır. Oysa manen kendini geliştirmek ve derinleşmek, hayatı daha anlamlı hale getirir.

Şekspir tarafından yazılan Hamlet oyununda geçen, “olmak ya da olmamak, işte bütün mesele…” cümlesinin, 20. yüzyılın varoluşçularına ilham vereceğini kim tahmin edebilirdi bilinmez. Fakat, babasının ölümüyle hayatın anlamını sorgulayan ünlü kahraman, uzun yıllar sonra Sartre tarafından dile getirilen “sorumlu insan” düşünceleriyle yeniden ete kemiğe büründü.

Düşünmek insana has bir özellik, sorumluluğun başladığı yer de tam burası ...

Her insan, yaşadığı dönemin etkilerini barındıran bir dünya görüşüne sahiptir. Otuz yıl kadar önce tarihçi Neil Strauss ve William Howe yazdıkları “Kuşaklar-generations” isimli kitapta, her kuşağın kimlik sahibi olmasında ve diğer insanlarla iletişiminde etkili olan önemli toplumsal değişimleri, savaşları ve teknolojik gelişmeleri değerlendirdiler. Buna göre, yirmi yıllık yaş guruplarından oluşan kuşakların ortak özelliklerini belirleyerek 4 farklı dönem ortaya koydular.

Forbes dergisi yazarlarından ekonomist John Mauldin, söz konusu kuşakları inceleyen son yazısında;  tıpkı 2. Dünya savaşının o dönemin neslini şekillendirdiği gibi, “Milenyum nesli (millenial generation)” gençlerinin kaderinin de, hayatları boyu geniş çaplı yansımalarıyla devam edecek bir “varoluş krizi”  olacağını öngörür. “Şimdiki nesil” diye anlaşılmaya çalışılan insan profili, sürekli mercek altındadır.

Şüphesiz, hayatın insan için daha sade ve fıtri olduğu dönemlerde, düşünmenin, farkına varmanın, sorular sormanın ve cevapları bularak mutmain olmanın daha doğal bir süreci vardı. “Milenyum nesli (millenial generation)” için ise, gerçek dünyanın sanal bir eksene doğru kaymasıyla hayatın niceliği ve niteliği daha karışık bir hal aldı. Algı sınırlarının fazlasıyla genişlemesi beklentileri yükseltti, tembellik, sabırsızlık ve narsistlik karakterlere sindi. Ruhun ihtiyaçları ve hayatın gerçekleri karşısında insana mukavemet kazandıracak değerler yok sayılırken, tüketim ve materyalizm kutsandı.

Var olmanın bir kriz haline gelmesi, hakikate kavuşma isteğini canlandıracak bir lütuftur aynı zamanda. Modern psikologların öğütlediklerinin tersine, kafaya takmak arayış yolunu açabilir. Teselli sunan “şeylerin” verdiği bıkkınlıkla, bunca değişimin ve kesretin hedefinde olmak, hiç değişmeyenin arayışına götürmez mi?

Düşünen insanların, ruhen daha sağlıklı olmasını da bu açıdan değerlendirmeli ve sözü İsmet Özel’e bırakmalı: “İnsan iki şeyi arar: Güvenliğini ve özgürlüğünü. Güvenlik içe doğru, özgürlük ise içe doğru seyreder. Ben İslam’a bağlanmakla, bu ikisine kavuştuğum inancındayım. İslam bir şifadır, yarası olmayan ya da yarasının farkında olmayan bu şifadan nasiplenemez.”

5 Aralık 2016, Julie J. Exline, Case Western Reserve Üniversitesi, Davranış Bilimleri Dergisi, www.sciencedaily.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner372

banner373