Hafta içinde, akşam vakti, eve giderken, gelen bir telefon, birkaç doktorun Serintepe Karakolunda ifada verdiğini, ortalığın nohut sapı olduğunu söyleyince, “Bu kavga anlaşılan daha çok süreceğe benziyor” demekten kendimi alamadım.
İddia edildiği üzere, birkaç doktor, Kaan Öztin ve Orhan Karabörk isimli cerrahları tehdit ederler. Tehdit edilen ve huzuru kaçan bu hekimler, valiliğe, savcılığa ve il sağlık müdürlüğüne şikâyet dilekçesi vererek, çığırından çıkan meselenin aydınlatılmasını, çözümlenmesini ve soruşturulmasını isterler.
Ve giderler, Serintepe Karakolunda ifade verirler, şikâyetçi olduklarını söylerler.
Artık olan oldu, giden gitti. Bülent Meşe artık yok. Adam, baktı ki olmayacak, baktı ki huzur ortamı yok, gitti Malatya Özel Gözde Hastanesi ile yüklü bir ücretle anlaştı. O kadar canına tak demiş olmalı ki, anasının vasiyetini bile yerine getiremedi. Getirmek istedi ama gücü yetmedi, dayanamadı, çekip gitti. Rahat bırakmadılar çünkü.
Şimdi ortalık nasıl toplanacak. Bir ev düşünün, her taraf dağınık, her şey karmakarışık. Ama toparlanması lazım da, nasıl? Kim yapacak bunu? Evin hanımı mı, beyi mi, hizmetçi mi, yoksa komşular mı? Belli değil.
Şimdi, aynı ortamda çalışan iki ekip var. Bülent Meşe’nin gitmesini isteyenler ve Bülent Meşe ile birlikte çalışanlar. İki gurup… Bu iki guruptan biri gidecek, yoksa burada sular durulmayacak, yine huzursuzluklara ayyuka çıkacak, yine hastalar ve hasta yakınları bu iki gurubun kavgasına şahit olacak. Bu ruh hali bozulmuş, gergin, stres dolu insanlar, acaba kalp gibi önemli bir ameliyatı nasıl başaracak.
Yani, karşıtlarla yandaşların savaşı, kavgası nereye kadar sürecek, ne zaman bitecek? Bunu bilen, tahmin eden yok!
Tabi başhekim, beyefendi insan, hastaneye çok şey katan başarılı doktor Nurettin Arıkan, bu durumdan rahatsız. O’nun da çekip gitmesi an meselesi diyeceğim de, diyemiyorum. Aklıma bile getirmek istemiyorum. Gidemez. Gitmeyecek, gitmemeli. Meydanı birkaç kişiye teslim etmemeli, onların ekmeğine yağ sürmemeli, “Bak, biz uğraş verdik, savaştık, hem doktoru, hem de başhekimin kalesini kopardık, yedik, bitirdik!” dedirtmemeli, fırsat vermemeli… Sevinç naraları atmaları önlenmeli, tam tam çalmalarına mani olunmalı, zafer şarkıları söyletmemek için zemin hazırlanmamalı… her şeye rağmen koç gibi görevinin başında kalmalı. Çünkü Maraş’ın Arıkan gibi düzgün, başarılı hekimlere, yöneticilere ihtiyacı var.
Hastanede ameliyatlar şimdilik durmuş görünüyor. Bu ortamda, bu kafayla, bu zihniyetle hizmet yürümez. Ama bu mesele çözülmeli, böyle sürüp gidemez çünkü.
Kim çözecek bunu, siyasetçiler… Memleketin ileri gelenleri; bürokratlar, yerel yöneticiler, siyasetçiler, bu işe ağırlığını koyacak, bazılarına, “oturun oturduğunuz yerde, herkes görevinin başında olacak!” diyecek, ya da muhalif gurupla yandaşları ayrı ayrı kurumlarda görevlendirerek, bulanık suyun çekilmesini bekleyecekler. Yani birileri masaya yumruğunu vuracak, ama kim? Öyle bir babayiğit var mı aranızda? Görürseniz bana da haber verin!
Aksi halde bu fırtına hiç dinmeyecek, hastane huzur bulamayacak, hastalar da ölmeden mezara gidecek. Bunun vebalini kim üstlenecek derseniz, herhalde bu ben olmayacağım.
Siyasetçiler, bürokratlar ne güne duruyor!
Not: Bu köşe yazısı 28 dakikada yazılmıştır.