Hz. Ali’nin “Zenginlik gurbette yurttur; yoksulluk, yurtta gurbet” sözünü okuyunca içimde bir şeylerin kaynadığını ve sanki tüm benliğimle yurdumdan yuvamdan uzaklaşıp vaktiyle az-çok yaşadığım gurbete yeniden düşmüş gibi hissettim kendimi. O yıllarda çektiğim acıları, mahrumiyetleri, imkânsızlıkları hatırlayıp ürperdim. Şu anda gurbette olan ve hem de yoksulluk gurbetini iliklerine kadar yaşayan insanların, o boynu bükük hallerine büründüm adeta…
Ne müthiş bir tespit; yoksulluğun gurbet oluşu…
Gurbet, gariplerin üvey memleketidir ya da garipler, memleketin üvey çocuğu…
Gurbet, kalabalığın içinde yalnızlığın, sayısız apartmanın arasında evsizliğin, her tür yiyecek ve içeceğin içinde açlığın ve susuzluğun öteki adıdır…
Gönül buruktur gurbette; dil sessiz kalmaktan ağırlaşmıştır adeta… Gözler hep ağlamaya bir damla kalmıştır… Daha kırılgandır insan, daha yorgun, daha ürkek ve daha ısrarsız..
Sabır, elinden tutandır artık; dua, yoldaşı…
Duymak istemediği sözler kadar acı gelen olmaz ona, açlık bile, susuzluk bile, hatta günlerce süren uykusuzluk bile o kadar kaçıp kurtulası gelmez…
Korkuları, görünmez birer vahşi hayvan gibi sağında solundadır; kolunda, aklında, değdiği, bastığı, oturduğu her yerdedir… Uykusunda birlikte olduğuna emindir; çünkü geceler boyu kim bilir kaç kere irkilir, kim bilir kaç kere duyduğu sesler büyür büyür de hafakan olup sarar ruhunu kanatıncaya kadar…
Bir ellerini Allah’a açtığında unutur korkularını, bir de mabetlerin önünde, bahçesinde otururken…
Yoksuldur. ‘Yok’ kelimesi onun için bir ‘var’ olmuştur sanki… Aradığı hiçbir şeyi tam olarak bulamaz yanında; o şey ya yoktur ya eksik, ya uzun süre görmemiştir bile, ya da ancak tadabilmiştir…
Dost yoktur, arkadaş yok. Güven duygusu kalmamıştır; parası yok, çevresi yok, gelip giderken tanıdığı taşlar, sokaklar, kediler bile yoktur. Bazen tabelaların, ışıkların, evlerin, dükkânların bile olmadığı bir dünyada gibi hisseder kendini. Bastığı yeri göremez…
Adı ile çağırdığı, adı ile çağıran ya yoktur ya da yok kadar azdır. Şaka yapmak için dokunacak ele hasrettir. Bir şey danışanı, bir şey soranı, oturmaya geleni, misafir edeni, selam vereni, tokalaşanı, görmeyeli bin yıl olmuştur neredeyse… Neredeyse elini öpen çocuklara on bin yıldır rastlamaz…
Yokluk, yoksulluk ve yoksul, beddua olup yağarmış dayanılmaz olunca hayat, insanların, şehirlerin üstüne; bazen yer götüremeyip titrermiş, gök taşıyamaz olup ağlarmış sellercesine…
Yoksulluk gurbettir; ‘yok’ olmadan ‘yok’ gibi olmaktır… Açlıktır, bulamamaktır, kavuşamamaktır; sabırdır, duadır…
İsyandır yoksulluk bazı gönüllerde, iyice yok olmaya gebe…
Yoksulluk bir yok olasıcadır…
•
arifbilgin52@gmail.com
arifbilgin4@hotmail.com
0 505 498 59 41
0 344 415 22 82