Geçen hafta M. Emin Elagöz dâhil Murat-Nihat Özkara kardeşlerin dükkânında sohbet ederken ‘Fatih Hilmioğlu’nun tahliye edilmesi ve tedavisi için her türlü imkânın hazırlanması’ gerektiğini savunmuştum. Onlar da bu düşünceme katılmışlardı. Bu sohbetten yaklaşık bir hafta sonra Cumhurbaşkanı’nın Fatih Hilmioğlu’nu tahliyesini sağlamak amacıyla devreye girdiğini okumam, şahsen beni sevindiren bir gelişme oldu.
Durumu ortada. Kansere yakalandığı biliniyor. Hastalığının ve yargılandığı davaların psikolojik baskısına dayanmaya çalışırken, oğlu Emir’i 12 Ekim 2013 tarihinde 22 yaşında iken trafik kazası sonucu kaybetmesi kambur üstüne kambur gibi çöktüğünden ruh yapısı darmadağın olmuştur. Belki de -avukat müessesesi olmasa- kendini savunamayacak derecede zihni melekeleri yıpranmıştır.
Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu Bir an önce tahliye edilmeli ve tutuksuz yargılanmalıdır.
Bir mahkûm, bu noktaya gelmişse, kim olursa olsun kişiye siyasi, ideolojik, ırkî ve dini özellikleri devre dışı bırakılmalı sadece insanî ve vicdanî açıdan bakılmalıdır. Hatta hukuk bile pergel kapatılır gibi kapatılıp en azından şifa buluncaya kadar tehir edilmelidir…
&
Aile, Seyyit’tir. Yani Hz. Muhammed’in Hz. Hüseyni takip eden soyuna mensupturlar. Bu aileye mensup tüm Nakiboğlu, Ketizmen, Soydan, Köker, Ayhan, Beleşoğlu, Doruk, Hilmioğlu, Sancar, Türkmen, Nakip, Türkkulu soy ismini taşıyanlar seyyittir. Ailede, seyyitleri temsil eden, kayıtlarını tutan ve hatta kontrol eden Nakibü'l-Eşraf Kaymakamıolarak görev yapanlar vardır. Zaten bu özelliklerinden dolayı ailenin bir koluna ‘Nakip’unvanı verilmiş ve halk tarafından “Nakipler” olarak anılmışlardır. Arşivimde ailenin günümüze yaklaşan kayıtlarını içerir geniş bir şeceresi vardır. Bu şecerenin içinde zikredilen tarihte, bilim dünyasında ve özellikle Elbistanlılar tarafından tanınan birçok şahsın günümüze kadar uzanan yaklaşık 600 yıllık şeceresini Terk Eden Elbistan isimli kitabımın 3. cildinde yazmıştım. Ömer hakan Özalp dostumuzun yayınladığı Tuhfe Şarihi Hayati Ahmet Efendi isimle eserinde yer verdiği şecere de benden M. Atasayar kanalıyla geçmiştir.
Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu’nun yaklaşık 600 yıl geriye uzanan şecerede kayıtlı ataları şunlardır:
1) Abdülbari Seyyid Nurullah Çelebi Elbistanî, bunun oğlu 2) Şaban Çelebi, bunun oğlu 3) Halil Çelebi, bunun oğlu 4) İbrahim Çelebi, bunun oğlu 5) Hasan Çelebi, bunun oğlu 6) İbrahim Çelebi, bunun oğlu 7) Ahmet Çelebi, bunun oğlu 8) Elbistan’ın Nakibü'l-Eşraf Kaymakamı Nakip Ali Efendi, bunun oğlu 9) Hoca Mustafa Efendi, bunun oğlu 10) Hasan Ağa, bunun oğlu 11) Hafız Mehmet Nakip Ağa, bunun oğlu 12) Nakip Mehmet Ağa, bunun oğlu 13) Mehmet Ağa, bunun oğlu 14) Hayati Efendi, bunun oğlu 15) Hakkı Ağa ve 15) Hilmi Soydan;  bunun oğulları 16) Av. Hayati Hilmioğlu, 169 İnönü Ünv. Rektör’ü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu ve 16) İhsan Soydan’dır.
Fatih Hilmioğlu, benden iki yaş küçüktür. Ağabeyi Avukat Hayati (Soydan) Hilmioğlu sınıf arkadaşımdır. Köprübaşı’nda, köprüyü geçip sola döndükten sonra sağdan ikinci, alt katı kahvehane ve fırın olarak kullanılan üç katlı beton binanın yerinde ama biraz iç kısımda kalan, iki katlı, avlulu toprak evde otururlardı. Çocukluk yıllarında efendilikleri, temiz terbiyeli davranışları ile belirgin bir yerleri vardı. Babaları Hilmi Soydan, milletvekili ve senatör seçilmiş, CHP’den MHP’ye geçmiş daha sonra ülkeyi karıştırmak isteyen karanlık ve derin ellerin Maraş olaylarını tezgâhlarken, halkı galeyana getirmek amacıyla Cumhuriyet Meydanı’nda suikast sonucu öldürülmüştür.
Aslında ‘Soydan’ olmasına rağmen babalarının küçük (ön) ismini soyadı olarak taşımak arzusundan olsa gerek çocukları soyadlarını değiştirip ‘Hilmioğlu’ yaptılar. Küçük kardeşleri İhsan, Soydan olarak kalmaya devam ediyor.
…………………………………………………..
[1] Fatih HİLMİOĞLU: 1954 yılında Elbistan’da doğdu. İlkokulu ile ortaokulu Elbistan’da okuduktan sona 1972 yılında Ankara Cumhuriyet Lisesini bitirdi. 1979 Yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldu. 1980-1985 yılları arasında İç Hastalıkları Uzmanlık eğitimini, Almanya Hoya Hastanesi ve Essen Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalında yaptı. 1986’da Uzmanlık unvanını ise Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalında girerek aldı. 1987-1990 yılları arasında Ankara Yüksek İhtisas Hastanesinde Gastroenteroloji Yan DalUzmanlığı için ihtisas yaptı. 1990-1992 yılları arasında Yüksek İhtisas Hastanesi Gastroenteroloji Başasistanlığını yaptı.  1991 yılında İç Hastalıkları Anabilim Dalı Gastroenteroloji Bilim Dalından Doçentlik Unvanını aldı. 13.03.1997 yılında İç Hastalıları Anabilim Dalı Profesörlüğüne atandı. 1996-1998 yılları arasında 2 yıl süre ile Turgut Özal Tıp Merkezi Başhekimliğini yaptı. İ. Ü. Tıp Fakültesi Dekan yardımcılığı ve Dekan Vekilliği yaptı. 30.06.1998 tarihinde Tıp Fakültesi Dekanlığına atandı. 1992 yılından itibaren Malatya’da görev yaptı ve Gastroenteroloji kliniğini kurdu. Tıp Fakültesi Fakülte Kurulu ve Fakülte Yönetim Kurulu üyeliklerinde bulundu. 29’u uluslararası olmak üzere dergilerde 80 makalesi ve 150 tebliği yayınlandı. Çok sayıda Ulusal ve uluslararası kongrelerde panelist ve oturum başkanlığı yaptı. Almanca ve İngilizce bilmektedir. 13.04.2009 tarihinde Ergenekon davası sanığı olarak tutuklanmıştır. Halen tutukludur.
Fatih Hilmioğlu evli olup Arman ile Emir adında iki oğlu vardı. Emir’i 12 Ekim 2013 tarihinde 22 yaşında iken trafik kazası sonucu kaybetti.
[2] Nakîbül-eşrâf: Eyâlet, sancak ve kazalarda Seyyid (Hazreti Hüseyin evladı) ve Şeriflerden (Hazreti Hasan evladı) olan kâim-i makâmları (ailenin saygıdeğer büyüğü ve temsilcisi olarak atanan kişi) aracılığı ile o memleketteki bütün Seyyid ve Şeriflerin isimlerini içeren defterler tutarlardı. Şecere-i Tayyibe adı verilen bu defterlerde Ehl-i Beyt’in (Seyyit ve Şeriflerin) ismi, hüviyeti, silsilesi, evlâdı, ahvâli ve ikâmetgâhına dâir bilgiler bulunurdu. Deftere kaydı yapılanlara Temessük adı verilen bir hüviyet cüzdânı ve “siyadet hücceti” denilen belge verilirdi. Osmanlı’da seyyidler ve şerifler imtiyazlı idiler. Onlar, askerlik yapmazlar, vergiden muaf tutulurlardı. Bu belgeler, İslâm âleminde Seyyid ve Şeriflere gösterilen rağbetten ve Osmanlının tanıdığı imtiyazlardan faydalanmak amacıyla, zamanla, Seyyid olmadığı hâlde Seyyid olduğunu iddia edenleri engellemek için verilirdi. Nakibü’l-eşraflar aynı zamanda aileyi kontrol altında tutardı. Seyyidler ve Şerifler, ailenin ve bireyin şeref ve iffetini korumak, kötü alışkanlıklardan ve suçlardan uzak kalmalarını sağlamak için her işte çalışamazlar, özellikle bayanlar herkesle evlenemezler evlenirken zorunlu olarak nakibü’l-eşraf’a danışırlardı.
[3] Arif Bilgin, Terk Eden Elbistan, 3. Cilt, s: 50, 2007
[4] Ömer Hakan Özalp, Tuhfe Şarihi Hayati Ahmet Efendi, Özgü Yayınevi, 2010
[5]Hilmi SOYDAN: 1920’de Elbistan’da doğdu. Hayati Efendi’nin oğludur. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Serbest Avukat ve binlerce dönüm toprağa sahip çiftçidir. 11. Dönem Maraş Milletvekilli ve 2.6.1968 ile 5.6.1977 tarihleri arasında Kahramanmaraş’ı temsilen Senatör olarak hizmet verdi. 22 Aralık 1978 tarihinde Elbistan’da suikastla öldürüldü.
● TERK EDEN ELBİSTAN–1
● TERK EDEN ELBİSTAN–2
● TERK EDEN ELBİSTAN–3
(Üç Cilt Toplam 816 Sayfa; 25 TL)
● ELBİSTANCA
(Kahkahalarla okunan sözlük… Büyük Boy, 350 Sayfa; 15 TL)
İSTEME VE İLETİŞİM İÇİN:
İstediğiniz Kitap(lar)ın Bedelini
Arif Bilgin’in;
0199-312 78784-5001 Numaralı Elbistan Ziraat Bankası
ya da 5185615 Numaralı Posta Çeki hesabına Yatırılıp
Adresinizi aşağıdaki e-mail adreslerinden birine bildirmeniz yeterlidir.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.