Noel Baba, o zamanlar, Anadolu’nun ikinci büyük din adamı olup daha sonra Batı dünyasında çok tanınıp sevilen ve kutsal varlık düzeyine çıkartılan ve güya öldükten bir süre sonra Demre’de kurulmasına vesile olduğu Aziz Nikolaos Kilisesi yakınlarında görüldüğü rivayetine dayanan masaldır. Bizde de hani “birbirlerini sevmekten başka suçları olmadığı” halde öldürülen iki aşığın cuma geceleri birer ışık olup ikisinin mezarının orta yerinde birleştikleri masalı gibi… Falan veya feşmekân mübarek kişinin bazılarına görünüp düştüğü müşkül durumdan kurtarması ya da şöyle yap, böyle yap diye öğüt vermesi masalı gibi… Fırtınalı bir kış gününde motorlu bir araçla eski Maraş yolu üzerindeki Saraycık belini aşmaya çalışanlara Elbistan’ın Kızılcaoba’sından Bostan diye bilinen mecnunun yolda görünüp ellerini açarak onları durdurması ve aracı birden ters yöne çevirerek kazadan kurtarması masalı gibi… Alalım Hacı’yı, bindirelim ren geyiklerinin çektiği arabalara, yok biz kır atlara bindirelim, sonra çocukların, darda kalmışların, fakir fukaranın, kazaya uğramışların yardımına koşan ermiş bir kişi yapmak için hikâyeler, masallar uyduralım, filimler çekelim, resimler çizip, çizgi roman kahramanı yapalım da görün bakılım nasıl dünya çapında bir Noel Bostan, Pardon Bostan Baba olup çıkmış…
 
Bu tipleme, Ayaz Dede’ye çok benzeyen bir karakter olarak yaşatılmaya çalışılan, Batılıların kutsal varlığı; yarım asrı aşkın zamandan beri yılbaşı gelince (aslında 6 Aralık’ta) çocuklara uykusunda iken yatağının başına hediye paketleri bırakan sevimli, güler yüzlü, iyilik timsali, aksakallı, tepesinde ponponu olan kukuletalı ve kırmızı cübbeli bir dede olarak hepimizin beynine ta çocukluktan itibaren resmettikleri Noel Baba’dır. Noel Baba’nın yılbaşında hediye vermesi, M. S. 4. Asır öncesinde Cermen kültüründe mevcut olan İskandinav Mitolojisindeki tanrı Odin’e dayanır. O mitolojiye göre çocuklar Odin'in uçan atı Sleipnir için patiklerinin içine havuç ve şeker koyup duvara (ya da kapıya) asarlar; Odin de bu iyiliği karşılığında çocuklara hediyeler, tatlılar ve şekerlemeler verir… Noel Baba üstelik vatandaşımız, iyi mi; Antalya/Demre doğumludur. O, horu hopu Aziz Nicholaos adında Hıristiyan bir din adamıdır… Noel baba ve benzerleri İskandinav ülkeleri başta olmak üzere hemen hemen tüm Avrupa ve bazı Amerika ülkelerinde vardır. Kimi ren geyiklerinin çektiği arabalarla uçar gökyüzünde, kimi bacalardan gelir, kimi fırtınalı havalarda denizcilerin bile imdadına yetişir(!)…
 
İyi de Ayaz Dede kim?
 
Ona geçmeden önce topladığımız ön bilgilere bakalım biraz: Rusya'da yılbaşlarında birçok şehrinde “Ded Moroz”un gelişi kutlanır. “Ded” bildiğimiz “dede”, “Moroz” ise Tatarca'da “Kış veya Kış Baba” demekmiş. Yanında bir de “Kar Kızı” varmış… “Kış Baba” kimi yerlerde “Kış Dede” kimi yerlerde de “Ayaz Dede” olmuş çıkmış. Azeriler, Ayaz Ata demişler.
 
Ayaz Dede, iyilik timsali bir varlıktır. Darda kalmışlara, fakirlere ve özellikle çaresiz ve kimsesiz çocuklara yardım eden, onlara hediyeler veren, ay yüzlü, sevimli, aksakallı ve biraz da sihirli bir dededir… Baksanıza, Noel Efendi için bu özellikleri kimlerden almışlar…
 
Başka bir deyişle bizim kültürümüze ait ‘Ayaz Dede’ Ruslarda “Ded Moroz”, Batı kültüründe Noel Baba (ve benzerleri) olmuş çıkmış.
 
Bu anlamlandırmanın ve hikâyelerin Orta Asya’ya kadar izini sürmek mümkündür. Ayaz Ata, Türk, Altay ve Orta Asya mitolojilerinde, özellikle Kazaklarda ve Kırgızlarda Soğuk Tanrısı anlamındadır. Ayaz Han (Ayaz Ata) Ay ışığından yaratılmıştır. Soğuk havaya neden olur. “Ak Ayas” olarak da anılır. Ülker burcunun 6 yıldızı göğün 6 deliğidir ve oradan soğuk hava üfler. Böylece kış gelir. Ayaz, tüm Türk coğrafyasında yakıcı soğuk anlamına gelir. Bu şiddetli soğuk, Ay'ın gökte rahatlıkla görüldüğü açık havalarda meydana geldiği için Ayas Han (aracılığı ile Ay Tanrısının) gönderdiği düşünülür. ( http://tr.wikipedia.org/wiki/Ayaz_Ata)
 
Ayaz (Ayas), Ay kökünden türetilmiştir. Soğuk ve ay ışığı (mehtap) anlamlarını taşırsa da zamanla anlam kaymasına uğramış ve zemheri, kara kış anlamlarını yüklenmiştir. Ay’ın ve yıldızların yaz göğü gibi pırıl pırıl ortada olduğu bulutsuz, soğuk ve esintili geceye bugün de ‘Ayaz’ deriz, böyle havaları görünce ‘Hava ayazlamış’ deriz… Dahası, gündüz bile bir kış günü güneşli, bulutsuz ve masmavi havayla birlikte soğuk esen rüzgârı fark eder etmez ‘Ayaz var’ demez miyiz?
 
Çeşitli deyimler, kelimeler de türetmişiz: Ayaz çalığı, ayaz yanığı, ayaz atmış, ayaz vurmuş, ayaz kavurmuş, ayaz görmüş, ayazlamış…
 
Bizim halk kültüründe bir de Zemheri Karısı (‘Zahmeri Garısı, Cazıaarısı’) vardır. Hiç de Ded Moroz’un yardımcısı olan ‘Kar kızı’ gibi iyiliksever değildir. Daha çok fırtınalı havalarda uğuldar, camlara kar taneleri ile vurarak geldiğini haber verir ve o soğuğa rağmen dışarı çıkıp oynamak isteyen, evin içinde yaramazlık yapan veya gece ilerlemesine rağmen uyumayan çocukları alıp gidecek kadar kötü kalpli bir cadıdır.
 
Artık günümüzdeki çocukların büyük çoğunluğu Zemheri Karısı gibi korkutacak varlıkları veya masalları yutmaz oldular; ama büyüklerimiz bile -Batıdan geldiği için olsa gerek- Noel Baba’yı yutmuş gibi sessiz, kabul etmiş gibi davranmaktan geri kalmıyorlar. Çocukların beyinlerini bunlarla yıkayanlara karşı çıkmak şöyle dursun, üstüne üstlük kesilip süslenen çam ağaçlarıyla, sanki bu gece meşru imiş gibi içilen içkilerle ve ille alabildiğine oynanan kumarla birleştirilip çağdaş bir eğlence/kutlama olarak görenler bile çoğaldı…
 
Bir ara, ellili, altmışlı hatta yetmişli yıllarda da halk arasında yılbaşı bahanesi ile Milli Piyango bileti almak, kahvehaneler bir tarafa evlerde tombala ve ‘Culuğuna’ tavla oynamak, en azından bir hindi alıp pirinç pilavı ile birlikte pişirtip gece ev ahalisi (ve varsa misafirlerle) ile birlikte yiyerek kutlamak, kutlamış gibi olmak yaygın diyecek kadar çok görülen adet halini almıştı. Bunu mutaassıp, hatta bir nebze yeşil mürekkep yalamış kimselerde bile görmek mümkündü…
 
Oysa 1 ocak da, 1 şubat da, 1 nisan veya 1 eylül de diğerlerinden farklı olmayan günlerden bir gündür. 1 ocaktan sonraki günler içinde atılan tarihlerde yılı gösteren rakamlar (2012 yerine 2013) sadece bir sayı artacaktır, o kadar.
 
Bunun neyi kutlanır ki…