Varolmanın Dayanılmaz Ağırlığı

 “İnsanı kalbinden tutamadınız mı, görün nasıl kayıp gidecek ellerinizden.”

                                                                                                 Nuri PAKDİL

Ahlaki değerlerle ilgili yapılan bir araştırmaya göre söz ve davranışlardaki safiyet, politik ya da toplumsal hayatta bir insana ne kadar yakın olmak istediğimizi belirleyen en önemli etkenlerden biridir.

Kaliforniya Üniversitesi araştırmacıları, bilgisayar bilimi, ahlak psikolojisi ve ahlak sosyolojisi verilerini birleştirerek beş temel ahlaki değerin ( ilgilenmek/zarar vermek, adalet/hile, yönetmek/yıkmak, saflık/bozulma) insanları nasıl etkilediğini ortaya koydular.

USC Dornsife Üniversitesi Profesörü Murtaza Dehghani, araştırmanın nasıl yapıldığını şöyle açıkladı: ”Öncelikle Twitter üzerinden birbirini takip eden insanlar arasındaki yakınlığı ve nasıl bir dil kullandıklarını gözlemledik. Farkettik ki, diğer ahlaki değerler bir yana, ihlasla ifade edilen şeyler iki insan arasındaki yakınlığı belirleyen en önemli faktördür.”

Üç aşamada gerçekleştirilen araştırmanın ilkinde, daha önce meydana gelen politik bir olay hakkındaki tweetler incelendi. İkinci ve üçüncü araştırmada 235 katılımcıya, davranışları öne çıkaran farklı senaryolar verilerek onları ahlaki yönden derecelendirmeleri istendi. Sonra da senaryoda geçen kişi ile ilgili, “onun yanında oturmak ister mi, ailesinden birinin onunla evlenmesini ister mi ve onunla aynı ülkede yaşamak ister mi” gibi sorular soruldu. Sonuçta, beş temel ahlaki değeri paylaşan kişilerin kendilerine benzer hisleri olanlarla yakın olmak istedikleri ortaya çıktı. İdeoloji, dindarlık ya da örnek olay  farketmeksizin ifadelerdeki masumiyet ve samimiyet en önemli etkendi.

Araştırma sonuçlarını kaleme alan Prof. Jesse Graham şöyle dedi: “Saflıktan kastımız, biri fiziki temizlik diğeri ise kendini düşük arzularının peşinde bir oyuncak gibi değil de daha yüce bir yaratılışa ermek için mabet gibi korumak anlamına gelebilecek  bir çeşit ruhi temizliktir. Bu hal, dini olmak zorunda değil fakat manevi ve ahlaki bir boyutu da var. İnsanlar arasında varolan sosyal bölünmeler bir vakıadır, bizim anlamak istediğimiz şey ise ayırışmalara sebep olan faktörlerdi.”

Prof. Dehghani, bütün bu verilerin, sosyal medyada ve gerçek hayatta meydana gelen politik ayrışmaların sebeplerini anlayabilmek için önemli bir imkan sağlayabileceğini vurgulayarak, sosyal medya yazışmalarındaki ahlaki değer yargıları hakkındaki araştırmalarının devam edeceğini belirttiler. Ayrıca sözkonusu araştırma, geleneksel davranış tecrübeleri kullanılarak gerçekleştirilen en geniş sosyal paylaşım analizi olarak kabul edildi.

Sürekli değişimin içinde olan insanın özünü keşfedebilmek ne zorlu bir uğraş…Şekiller, biçimler ve renkler onu sürekli yeni kalıplara dökse de, ruhunun anladığı dil hiç değişmiyor.

David Rothkopf, “Beyaz Adam İçin Bir Çağın Sonu” isimli makalesinde* , dünyanın geldiği halihazırdaki ahvali anlatırken, “çeşitlilik tehdit değil cevaptır” der. Ekonomik ve politik reformların, bilimsel ve teknolojik gelişmelerin, Ortadoğu’dan Afrika’ya zengin kültürleri birbirine bağlayarak  insanların hareket kabiliyetini artırdığını ve bunun savaşmak yerine benimsenmesi gereken bir vakıa olduğunu vurgular. “Öteki“ yerine “hepimiz“ kelimesini alternatif olarak sunarken, farklılıklara odaklanmak yerine birbirimizi tamamlamamız gerektiğini ifade eder. Çünkü hepimiz aynı gemideyiz ve birbirimizden sorumluyuz.

Akl-ı selim insanlar tarafından paylaşılan benzeri yaklaşımlar, ne yazık ki dünyaya selamet getirmeye yetmiyor. Son yılların gündeminde, “Mülteci krizi” diye isimlendirilen durum, aslında seyirci kalanların “insanlık krizi” değil de nedir?

Problemlerin sebebini görüp çözüm önermek yerine, kendi daracık menfaat çemberine hapsolmanın hangi medeniyet telakkisiyle  alakası olabilir. Vicdanı olmayan bir medeniyetin hayatın gerçeklerine bakış açısı, Ölü Ozanlar Derneği’nde geçen hikmetli tasvire ne kadar da benziyor: “Gerçek, altında ayaklarımızın buz kestiği bir yorgana benzer. Ne kadar çekiştirsek, ne kadar düzeltsek yine de bizi tamamen örtmez. Ağlayarak dünyaya geldiğimiz andan, ölüm bizi bu dünyadan alıncaya kadar, yerden yere vursak da, ağlayıp sızlasak da ayaklarımız hep açıkta kalır.”

* Foreign Policy (Dış Politika) dergisi, Şubat 2016

2 Şubat 2016, Prof. Murtaza Deheghani, Prof. Jesse Graham, Güney Kaliforniya Üniversitesi, Experimental Psychology Dergisi, www.sciencedaily.com