Osmanlıda Surre Alayları ve Günümüzde Ticarete Dönüştürülen Umre Seferleri!..

Aziz milletimizi, Osmanlı atalarımızı, " Surre Alayları"ndaki, fedakarlığından, hasbiliğinden, cömertliğinden, hizmetlerinden dolayı kutluyorum. Bu uğurda tüm emeği geçmişlerimizi rahmetle, Fatihalarla anıyorum.

Kısaca " Surre" ne demektir?

Surre, içerisine para veya altın konularak ağzından, kendisine tesbit edilmiş bir bağcıkla bağlanan kesedir. Duruma göre Surre, para kesesidir.

Arapça bir isim olarak surre terim olarak mana kazanmıştır. Hac zamanı, önce Recep ayında İstanbul'dan; Mekke ve Medine'nin yönetiminde bulunanlara, Haremeyn Şerifte görevli olanlara, yoksullara, muhtaç durumda olduğunu söyleyerek talepte bulunanlara dağıtılmak üzere özel bir törenle ve alayla gönderilen, para, altın ve hediyelerdir.

Surre alaylarının merkezi İstanbul'dur. Balkanlardan, Tuna boylarından, Rusya içlerinden, Karadeniz diyarlarından, Kafkasya cihetlerinden hacca gitmek üzere toplanan hacı adayları, başkent İstanbul'da toplanıyor, her yıl Recep ayının girmesi bile birlikte, Kabe'ye doğru gitmek üzere yola çıkılmış oluyordu.

Surre alayları; miladi 8. yüzyılda Abbasiler tarafından başlatılmış, bu büyük hizmet, Osmanlılarla birlikte şaha kalkmış, 1919'a kadar aralıksız, kesintisiz, başarı ile devam edip gitmiştir.

" Memlükler, hacca gidiş ve Kâbe örtüsünün hangi esaslara göre gönderileceğine dair kuralları tesbit ederek, bunu kendilerine mahsus bir ayrıcalık ve üstünlük sebebi olarak görüyor ve İslam aleminden bir başka hükümdarın örtü göndermesini kabul etmiyorlardı.

Hatta, Timur'un ( 1370-1405) oğlu Şahruh Mirza'nın ( 1409-1447) Kâbe'ye örtü gönderme isteği Sultan Baybars ( 1424-1434) tarafından reddedilmiş, Yemen Sultanlarının Kâbe'ye örtü göndermek için ısrar etmeleri de Memluklarla Yemen arasında çatışmaya sebep olmuştur.

Osmanlı ahalisinden, Hac görevini eda eden bir hacı, su kuyularının ve kaynaklarının harap ve bakımsız olduğunu görmüş ve bunu Fatih Sultan Mehmet Han'a duyurmuştur. Bunun üzerine, Fatih Sultan Mehmet'in, su kuyularının ve kaynaklarının bakım ve onarımını yapmak üzere gönderdiği kafileyi Memluklar, tahkir ve tezyif ile geri çevirmişlerdir.

Memlüklerin Mısır'daki hakimiyeti Yavuz Sultan Selim Han'ın 1516 Mercidabık ve 1517 Ridaniye zaferleriyle son bulmuş ve Osmanlı Devleti Mısır'da bir beylerbeyi görevlendirilmiştir." ( Tarih Dergisi, Şubat 2011, E. Özer, sayfa 60-61)

İşte, ecdadımızın hac yolcularına hizmetleri böyle başlamış, Osmanlı devletinin hitame ermesiyle birlikte bu güzelim hizmette tarihe karışmıştır. Surre alaylarının tertibi, düzeni, disiplini, sistematiği, devletin yardımı, hacı adaylarının her türlü güvenlik ve ihtiyaçlarının şartları, o günün koşulları içerisinde düşünülmelidir..

Bir kere, o dönemlerde, hacca gitmiş, gelmiş bir hacı efendinin, toplum içerisindeki itibarı, saygınlığı, sözünün tutulur olması, duasının alınması katiyen unutulmamalıdır. Oysa, günümüzde;

Gerek hac yolculuğu ve bilhassa Umre seferleri, hele Umre yolculukları şirazesinden çıkmış, nice hali vakti yerinde olan Müslüman dostlarımız, kardeşlerimiz, konu, komşu , fakir, fukara düşünmeden, şehid, şehid yakını tanımadan, öğrenci, yurt, iaşeleri ve ibateleri bile hesap edilmeden sık sık Umreye gidilir olmuştur.

Sormuş olduğumuz zaman almış olduğumuz cevap şu olmaktadır. " Efendim!.. Bendeniz her altı ayda bir Umre seferine gitmezsem, oraya dayanamıyor, oranın hasretinden mahvı perişan oluyorum" olmaktadır.

Oysa, böylesi, alavere dalavere ile Umre yollarına düşmüş kişilere sormuş olsak, umre seferlerinizin manevi havası sizin üzerinizde nasıl bir etki gösteriyor? diye.. Alacağımız cevap, "umre parasını yatırıyor, otelimiz hazır, uçağımız bekliyor ve tavaf yaparak, yiyip, içip tekrar dönmekteyiz." olmaktadır.

" Osmanlı Sultanı, Suriye, Sina, Mısır, Mekke, Medine ve Yemen'in Sultanı ve Halifesi olmuştur. Böylece fiilen tesis edilen hakimiyet, dini bir veçhede kazanarak ayrılmaz ve sarsılmaz bir mahiyet almıştır.

Mısır'ın fethini müteakip Yavuz Sultan Selim Han'ı, tebrike gelen heyetler içerisinde Mekke Emiri'nin oğlu da bir elçi ile gelmiş ve Mekke'nin anahtarlarını Yavuz Sultan Selim'e sunmuşlardı. Sembolik bir usul olan bu keyfiyet, Mekke ve Medine ile havalisindeki ahalinin biat manasını taşır.

Bunun üzerine Hakan, Mısır hazinesinden Emire maaş bağlatarak, heyet ile Mekke ve Medine ahalisine dağıtılmak üzere 200.000 flori altın, deniz yoluyla da zahire göndererek bunların tesbit edilen esaslar gereğince dağıtımın yapmak üzere biir heyet görevlendirdi.

Görevlendirilen heyet, ihtiyaç sahiplerine dağıtımı en uygun şekilde planlamış ve kayıt altına alarak dağıtımının en iyi şekilde yapılmasını sağlamışlardır.

Cidde iskelesine gelmiş olan tahıl fermanda belirtildiği üzere 5000 irdebi Mekke 2000 irdebi Medine ahalisine dağıtılmak üzere ayrılmıştır. O tarihlerde Mekke'nin nüfusu 12.000, Medine'nin nüfusu ise 4000 olarak kayıt altına alınmıştır. Daha sonra da dağıtım bu esaslar dairesinde yapılmıştır." ( a. g. dergi, sayfa 61)

Surre Alayları, ilk defa, atamız Yıldırım Bayezid Han tarafından başlatılmış, ne yazık ki, 19 ncu yüz yılda Mekke emiri Şerif Hüseyin bedbahtının aziz milletimizi arkadan hançerlemesi ile sona ermiştir. Halbu ki, bu aziz millet, evlatları, Mekke sokaklarında, Medine meydanlarında bile, " Arap kardeşlerimiz, peygamber soyu " diyerek ellerindeki file torbalarını bile taşımışlar, en küçük mes'elede bile zahmet çekmelerini istememişlerdir.

Bu gün; onlardan bir eser kalmamasına rağmen, yine de, Kanuni Süleyman atamzın eserlerini, emeklerini, hizmetlerini, Mekke'de ve Medine'de temaşa etmekteyiz.. Makamı cennet olsun.. Onun Şeyhulislam'ı Ebussuud efendinin de!..

Netice olarak;

Günümüzdeki, sık sık insanımızın umre seferleri, orayı ticaret evi haline getirmeleri inceden inceden düşünülmeli, bizimde şehid askerlerimizin yakınlarının bulunduğu hesap edilmelidir. Çünkü, bu millet zengin, kalkınmış bir millet değildir.

Alkışlamadan edemiyorum atalarımızı. Ne demek, o günün şartları muvacehesinde, eşkıyanın, arsızın, hırsızın cirit attığı bir ortamda, surre alaylarını korumak, kollamak ve emniyetlerini sağlamak?..

Surre alayı, İstanbul Übküdar'dan, İbrahim Ağa çayırından hareket ediyor, tekbirler, tahmidler, tehlil, lebbeykler eşliğinden Konya üzerinden, Toroslardan geçerek, her vilayet valisi, kendi muhitinin, civarının emniyet ve güvenliğinin temin ederek, bir başka, bedevi Araplara fırsat verilmeyip, ırz, can, insan emniyeti sağlanarak yürütülmekte idi.

Ecdadımız, karadan yapmış olduğu gibi bu yolculukları, denizden de yapmayı sağlamıştır. Surre alayları, hareket halinde iken, yer yerinden oynuyor, Mekke ve Medine'ye ulaşıncaya kadar yüz binleri aşıyordu. Sanki, bir kar topacı olmuşlar, kar yumağının yuvarlanarak büyümesi gibi büyüyüp gitmekte idi.

Bu aziz millet, kimlere, kime hizmet etmemiştir ki? Medine Müdafii General Fahreddin Bey'in hizmetlerini, Medine savunmasını nasıl unutabiliriz ki? Atamız, II. Abdülhamid Han'ın, İstanbul-Medine arası döşetmiş olduğu Tren demir yolunun büyüklüğünü, büyük bir uğraş olduğunu kim inkar edebilir?

Son söz olarak; bu gün bakınız, Kerkük Türk'ü perişan, mağdur, zelil, hakir, fakir, garip ve sefildir. Kendi öz yurtlarında parya, Barzani güçleri tarafından ezilmekte, özgürlükleri ellerinden alınmaktadır. Yer altı servetleri, ona buna peşkeş çekilmektedir.

Rabbim!.. Bu millete acısın!.. Yar ve yardımcısı olsun!.. Selam ve dua ile..