banner398

İstanbul Şehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Kösebalaban:"Türkiye Arap Baharı'nı kucaklıyor"

İstanbul Şehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr. Hasan Kösebalaban, Başbakan Tayiyip Erdoğan’ın Mısır, Tunus ve Libya’ya düzenlemiş olduğu gezilerini Sabah Gazetesi’ne değerlendirdi. Kösebalaban, Türkiye Arap Baharı’nı kucaklıyor dedi.

İstanbul Şehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Kösebalaban:"Türkiye Arap Baharı'nı kucaklıyor"

İstanbul Şehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr. Hasan Kösebalaban, Başbakan Tayiyip Erdoğan’ın Mısır, Tunus ve Libya’ya düzenlemiş olduğu gezilerini Sabah Gazetesi’ne değerlendirdi. Kösebalaban, Türkiye Arap Baharı’nı kucaklıyor dedi.

21 Eylül 2011 Çarşamba 09:08
1241 Okunma
İstanbul Şehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Kösebalaban:
İstanbul Şehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr. Hasan Kösebalaban, Başbakan Tayiyip Erdoğan’ın Mısır, Tunus ve Libya’ya düzenlemiş olduğu gezilerini Sabah Gazetesi’ne değerlendirdi. Kösebalaban, Türkiye Arap Baharı’nı kucaklıyor dedi.
 
 
İstanbul Şehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr. Hasan Kösebalaban’ın  Sabah Gazetesi’nde yazmış olduğu o yazı:
 
Türkiye Arap coğrafyasındaki yönetim değişikliklerine verdiği bu desteğini, şimdi Kuzey Afrika çıkarmasıyla somutlaştırıyor. Böylece Türkiye'nin hamiliğinde ve liderliğinde Akdeniz'de oluşan yeni demokratik ve liberal düzenin yapı taşları döşeniyor
 
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Mısır, Tunus ve Libya'yı içeren Kuzey Afrika turu, rejim değişiklikleri sonrasında bu ülkelere gerçekleştirilen bu düzeydeki ilk gezi olma özelliğini taşıyor. Avrupa basını ve hükümetlerince yakından izlenmesinden de anlaşıldığı gibi gezi şüphesiz birçok sembolle dolu. Öyle ki Fransız ve İngiliz başbakanları, Erdoğan'dan önce Libya'ya ulaşabilmek için programlarını değiştirdiler. Ancak hiçbiri Erdoğan'ın bölge halkı üzerinde sahip olduğu güçlü karizmaya sahip değil. Zira başbakan Arap halklarıyla kaynaşmış bir isim, devrimle bütünleşen bütün talepleri şahsında temsil eden, demokrat ve halk tarafından seçilmiş bir lider. Erdoğan, Arap sokağının ya da şimdiki ifadesiyle Arap meydanının cetvel adamı. Soğuk Savaş'ın bitiminden sonra Doğu Avrupa'daki diktatör rejimleri deviren demokrasi dalgasının Ortadoğu'ya da uğrayacağına dair beklenti boşa çıkmıştı. Bunun yerine ABD, diktatörlükler ve İsrail'den müteşekkil sistemi daha da sağlamlaştırmak için 1991 Körfez Savaşı'nı takiben askeri yığınak yaptı. ABD'nin diktatör yönetimlere ve İsrail'e verdiği destek, Afganistan savaşı sırasında bizzat teşvik edilen radikalizmle birlikte, Arap gençlerinin öfke patlamasına neden oldu. Bu öfkenin terörizm yoluyla ifadesi, Amerikan askeri varlığının 2003 Irak savaşıyla birlikte bölgeye daha da derinlemesine nüfuz etmesine imkân verdi. Bu arada masraflarının yaklaşık 5 trilyon doları bulduğu tahmin edilen Afganistan ve Irak işgalleri, küreselleşme süreciyle birlikte yeryüzünün tek süper gücünü büyük bir ekonomik bunalımla karşı karşıya bıraktı. Ancak, ABD'deki güçlü İsrail lobisi ABD'nin masrafları kısmak için Ortadoğu'ya yönelik politikalarını revize etmesine izin vermiyor. 2009'da Amerikalıların büyük umutlarla başkanlığa taşıdığı Obama yönetimi askeri harcamaların kısıtlanması, Filistin-İsrail sorununun çözümü gibi konularda doğru tespitler yapsa da neşteri vurmada mütereddit davranınca ivmeyi kaybetti ve halen devam eden siyasi-ekonomik krizi durduramadı. Arap Dünyası'nda ertelenen demokrasi dalgasının şimdi başarılı olmasının hiç kuşkusuz en önemli nedeni ABD'nin önleyici müdahale kabiliyetini kaybetmiş olmasıdır. Yine Türkiye'nin Tunus ve Mısır'daki olaylar devam ederken yaptığı yerinde müdahalelerin devrimlerin başarılı olmasında büyük rolü bulunuyor. Mısır'da göstericilerin ümitsizliğe kapıldıkları bir noktada, Washington bir yandan Tahrir'deki kalabalıkların nabzını okşarken, diğer yandan Mübarek'in ipini çekme hususunda mütereddit davranıyordu. Tam bu esnada Tayyip Erdoğan'ın Mübarek'in artık görevi bırakması gerektiğini söylediği güçlü mesajı yayınlandı. Türkiye gibi bölgesinde ağırlığı olan bir ülkenin çok güçlü bir şekilde git çağrısı yapması ve muhtemelen yapılan bazı görüşmeler ABD yönetimini artık kaçınılmaz vaktin geldiği gerçeğine ikna etti. Erdoğan'ın Mısırlılar arasındaki popülaritesi, sadece Türkiye'nin İsrail'e karşı Arap yöneticilerden bile daha sert bir tavır ortaya koymuş olmasından değil, aynı zamanda iç politikada o gün eleştiriye maruz bırakılan bu kritik destekten kaynaklanıyor. Yine Türkiye'nin başlangıçta muğlak olan Libya politikasında yaptığı gerekli revizyon ve müdahaleler sonrasında, desteğini Kaddafi'den isyancılara doğru net bir şekilde kaydırması, Libya'daki devrimin kaderini değiştiren çok kritik bir gelişme oldu. Türkiye Arap coğrafyasındaki yönetim değişikliklerine verdiği bu desteğini, şimdi Kuzey Afrika çıkarmasıyla somutlaştırıyor. Böylece Türkiye'nin hamiliğinde ve liderliğinde Akdeniz'de oluşan yeni demokratik ve liberal düzenin yapı taşları döşeniyor. Kuşkusuz bu yeni düzen, Türkiye'yi Akdeniz üzerinde hegemonya kurma heveslisi İsrail ve Fransa ile karşı karşıya getiriyor. İsrail'le yaşanan gerginliği, Filistin sorunundan bağımsız olarak bir hegemonya çatışması olarak yorumlayabiliriz. Sarkozy'nin alelacele yanına İngiliz refikini de alarak soluğu Libya'da alışındaki telaşını da Türkiye'nin önünü kesme girişimi olarak yorumlamak durumundayız. Bu coğrafyanın insanları I. Dünya Savaşı sonrasında sınırları Fransız ve İngiliz haritacıları tarafından cetvelle çizilen ülkelerden oluşan bir bölgesel sistemde yaşıyorlar. Çizilen sınırlar öylesine uyduruktu ki Ürdün ve Suudi Arabistan arasındaki meşhur çıkıntı, o anda sarhoş olan İngiliz sömürge bakanı ve müstakbel başbakanı Winston Churchill'in nükseden hıçkırığıyla kaleminin kayması neticesinde ortaya çıkmıştı. Emperyalistler bu hatayı düzeltme gereği bile duymadılar. Çizilen sınırlar içine monte edilen diktatör rejimler kendi varlıklarını halklarıyla kurdukları bağlara değil, uluslararası güç odaklarıyla kurdukları iyi ilişkilere borçlu oldukları bilinciyle hareket ettiler. Kendi halklarına sıra geldiğinde demir yumruğunu gösteren rejimlerin dış desteğin kesilmesiyle aslında ne kadar kâğıttan kaplan olduklarını Tunus, Mısır ve ardından Libya halkları dramatik bir şekilde gösterdi. Bir an önce yerlerini temsili demokrasiye bırakmadıkları takdirde, şimdi aynı akıbet sıradakileri bekliyor.
 
Yrd.Doç.Dr. Hasan Kösebalaban
İstanbul Şehir Üniversitesi Öğretim Görevlisi
ALINTI-SABAH GAZETESİ/18.9.2011
 
banner130
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner372

banner373