banner219

Abdullah Kösebalaban Anısına…

- Bu haber 132 kez okundu.

Abdullah Kösebalaban Anısına…
banner171

1980 li yıllar Afşin’e bizim mahalleye İstanbul’dan bir aile taşındı…

Mahalle arkadaşım Ozan,  Ömer adında bir arkadaşın geldiğini ve aynı yaşlarda olduğumuzu söyledi. Sonbahardı….

Okullar açılması yakındı... Yeni arkadaşımızın  İstanbul’dan getirdiği, o yılların çocukları için efsane olan, şifreli evrak çantasının küçük prototipi çocukluğumuzun deyimi ile  “bavul çantası” elinde, Ömer ile gidip gelmeye başladık Afşinbey İlkokulu’na…

 Bu yeni koşumlarımız  İstanbul’dan sıla-ı rahime kesin dönüş yapmıştı…Abdullah Abi Ayşe Teyzemiz ve dört kardeş Fatih,  Hasan, Ömer,  Selçuk…

Yeni ailenin evi dostlarına ardına kadar açıktı, buraya adım attığınızda, kağıdın, mürekkebin, yıllanan keskin ve büyülü kokusu sizi hemen esir alırdı. Ev kitap ve kağıt kokardı… Koridordan en sağdaki odaya geçtiğiniz de, yerden göğe kadar cilt cilt kitaplar sizi misafir etmeye hazırlanırdı. Ömer’le, Ozanla kitapları karıştırır, dağıtır, inceler, yerin altını üstüne getirirdik. Ancak evde kimse bizim merakımıza müdahale etmez…Öylesine, kendi halimizde o oda da,  uzun zamanlar geçirirdik. Ayşe Teyze sıcak tebessümüyle her şeyi normal karşılar, Abdullah Abi mavi çizgili pijamasıyla siyah gözlüğü ile , sürekli Tercüman okur biz yokmuşuz gibi davranırdı…

Okul biter, Balaban Matbaası’nın Sevenler Pasajı’nın karşısındaki eski yerinde yaz mesaisi başlardı. Burası sadece bir matbaa değil, adı konmamış gizli bir kütüphane ve okul idi. Matbaanın dehliz gibi uzun ve karanlık koridorunda, yüzlerce kitap, üst üste istiflenmiş, hatırlanmayı bekler, büyük ve muazzam bir gürültü ile çalışan tipo baskı makinesinin, komşusu olan masada, saatlerimiz geçerdi.

Emektarlar Hüseyin (rahmetli), Tekin ve Ahmet, elleri yüzleri simsiyah, kurşun levhalarda, tipo dizgi yapmaya çalışır, gazeteyi yetiştirmenin stresini yaşarlardı. Bizde büyük bir ciddiyetle, Ömer’le Abdullah Abi ile gazetenin tashihini yapardık.

1986 veya 1987’li yıllar ilkokulu bitirip ortaokula başlayacağız. Matbaada gazete dizip, tashih yapıp, Ömer Kaya’nın, Nuri Mingan’ın  Recep Dilipak’ın o yıllar Afşin’de karizmatik ve ektin öğretmenlerin, Afşin’deki entelektüellerin, heyecanlı ve hararetli sohbetlerini takip ederek, yaşandı çocukluğumuz… Türkiye’de yayınlanın bütün süreli yayınların hangi gün gazeteye geleceğini bilerek geçirdik günlerimizi….

Fatih abinin, Hasan abinin, heyecanlı ve sert fikir tartışmalarında  harmanlandık… Gazete’nin mutfağında, mürekkep kokusunun gizemi ile tanıştık. Abdullah Abi,nin  hoşgörüsü ve cesareti ile, gazetenin  dört sayı, iç sayfa yönetmenliği  sorumluluğu 10 yaşındaki bir çocuğa, bir ortaokul öğrencisine, yani bana verildi. Hala hayal gibi gelir. Yaptığıma hiç müdahale etmedi, Sadece öğüt verdi, “Yazdığın bir yazı aradan bir zaman geçince seni utandırmayacaksa, doğru yoldasın!” dedi.

Uzun yıllar Yeşil Afşin Gazetesi, Afşin’de yazan okuyan düşünen gençler için önemli bir okul oldu. Gazetenin “Genç Kalemşörler, Demet, Bengisu”  kültür sanat, edebiyat sayfaları, büyük ses getirdi. O yıllar Andırın Postası vardı. İkindiyazıları vardı…. İkindiyazıları’nın, sarı sayfalara basılı aylık baskısı, tüm ülkede edebiyat çevrelerinde  heyecanla beklenirdi. Rahmetli Ali TURAN’la acele eder PTT ye gidip Yeşil Afşin’e bir şey yok mu diye postayı elden alırdık.   İkindiyazıları’nın büyük özenle katlanıp, bir poşetin içine konup, postayla gelen sayılarını, tüm Türkiye gibi merakla beklerdik. Bu halimizi gören, Abdullah Abi, “Şu bizim gençlere, size de,  bir sarı gazete çıkarabilsek be Hacı Bayram” derdi…Nasip olmadı.

Yeşil Afşin, Abdullah Abi ile birlikte, 1980’li yıllardan, 1990’lı yıllara kadar, Afşin’in hafızasını kayıt altına aldı. Afşin’in tarihini yazmak isteyen ve Afşin ile ilgili araştırma yapmak isteyenler  gazetenin arşivinde büyük bir hazine bulacağına inanıyorum

Abdullah Abi  90 lı yıllara kadar, gazeteyi bizzat yönettiği yıllar, tek başına  hem muhabirlik, hem yazarlık, hem dizgi yapıp, ortaya büyük ve önemli bir eser çıkarıp, Afşin’in sesi soluğu oldu.  

Abdullah Abi’nin  zihnimde önemli bir yer işgal eden, Bisan marka, siyah, gıcır gıcır çok güzel bir bisikleti vardı. Bisiklete çok özen gösterirdi, bakımını yapar, keyifle binerdi.  Engin hoşgörüsü ve usta öğreticiliği ile bir arkadaş gibiydi ve bizlere çok emeği geçti.

Ayrıca sayılı kitap ciltleme uzmanlarından idi. Hayranlıkla formaları sıraya koyuşunu izler, beyaz tutkalı sürmesine yardım eder, mermer ağırlığı kitabın üzerine koyması için elimizde bekletir ve büyük bir heyecanla hadi bırak talimatını beklerdik.

Gazetede neredeyse 24 saat  piknik tüpünde, filiz çay demlenir ve ikram edilirdi. Çayın kokusu yer yer matbaa mürekkebini bastırırdı.

Bu gün, aradan 30 yıl geçti. Fatih abi Ankara’da avukat, Hasan abi siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler alanında İstanbul Şehir Üniversitesi’nde öğretim üyesi, Selçuk Türkiye’nin en genç banka müdürü oldu, Ömer baba ocağının başında gazeteci….

Abdullah Kösebalaban, Medine’de, Cennetül-Baki’de  peygamber efendimize komşu oldu….

Av.Hacı Bayram ARIKAN

banner130
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner218