ANADOLUNUN TÜRKLEŞMESİNDE AFŞİN ŞEHRİNİN YERİ VE ÖNEMİ





Afşin’in coğrafi konumuna baktığımızda Hititler, Komegenler, Persler, Makedonyalılar, Roma, Bizans, Memluklu, İran, Selçuklu, Osmanlı devletleri ve Haçlılar, Arap, Türkmen gibi birçok uygarlığın devlet kurduğu ve istila ettiği bir alan olmuştur. Bu nedenle Afşin askeri, ekonomik ve politik alanlarda tarihin her döneminde ön planda yer almıştır. Şimdi Afşin diye bilinen şehrin en eski adı Etilerden kalma Arpasus (Arpa Şehri) ‘idi. Romalılar ve Bizanslılar zamanında ise bu şehre Meşhur Efsus dendiğini Selçuklular, Osmanlı’lar ve Türkiye Cumhuriyetinde 1944 yılına kadar bu isimle anılmıştır. Özellikle Orta çağda Afşin Roma İmparatoru Konstantinos II (M.S. 641-668) Abbasi Halifesi Mehdi (M.S. 779-780) Anadolu Selçuklu sultanlarından I Kılıç Aslan (1105) , I Mesud (1144) , II Kılıç Aslan (1144-1165) ,Alâeddin Keykubat (1234) , Memluk Sultanı Zahir Baybars (1277) ,İlhanlı Hükümdarı Abaka Han (1281) ve Osmanlı Hükümdarlarından Yıldırım Bayezıd (1399) , Yavuz Sultan Selim (1514-1516) ve Kanuni Sultan Süleyman (1520-1540) gibi birçok önemli şahsiyet Afşin’e çok büyük önem vermişlerdir. Eshab-ı Kehfin yaşadığı Efsus şehrinin merkezi olması Afşin’in önemini artırmaktadır. Anadolu ya giren Selçuklular kendilerine yabancı bir Sosyal yapı ve Mimarlık üslubu ile karşılaştılar. Erken Selçuklu Mimarlığı Orta Asya gelenekleri ile birleştirilmiş İran Mimarlık Üslubuna dayanıyordu. Gerçi bazı Türkmen boyları Malazgirt savaşından evvelde Anadolu ya gelmişlerdi. Abbasi Halifeleri Güneydoğu Anadolu ya Bizans’a tampon olarak Oğuz boylarını yerleştirmişlerdi. (IX ve XI yüzyıl Ermeni-Gürcü Süryani ) vakanüvislerinden biliniyor. 779 veya 780 yılında Abbasî Halifesi El-Mehdî ‘nin Efsûs yani Afşin yöresine gelerek şehre yakın bir yerde karargâh kurduğu görülüyor. Bu münasebetle şehrin, o zaman Yakubi Mezhebine bağlı Piskoposluklardan birinin merkezi olduğunu öğreniyoruz. Bu husus Afşin bölgesindeki halktan mühim bir kısmının o zamanlar Süryani asıllı olduğunu gösteriyor. Halife, EI-Mehdî Afşin- ovasını pek sevmiş ve hatta kendi adını taşıyan bir şehir kurmayı arzu etmişti. Müslümanlar fırsat buldukça Afşin- ovasına akınlar yaptılar ve Kayseri gibi daha kuzeye yapılan seferlerde de buradan geçtiler.
EI-Mehdî’nin oğlu Harun Er-Reşîd zamanında ünlü kumandanlardan Abdurrahman B. Abdülmelik ‘in Efsûs ‘a bir akın düzenlediği kaynaklarda anlatılır. Adı geçen Halifenin oğul ve torunları zamanında da birçok İslâm ordusu Efsûs yöresine akınlarda bulunmuşlardır. Mamafih bu seferlerden bir kısmı da Malatya yolundan (Malatya-Arka-Vâdiyü’I- Hicâre-Vâdiyü’I- Bakar konaklarından geçilerek) yapılıyordu. X.Yüzyılın birinci yarısında Abbasî İmparatorluğu iyice parçalanmış, Irak’ta bile kuvvetini hissettiremeyecek bir duruma düşmüştü. Bizans bundan faydalanarak karşı taarruza geçti ve birçok yöreleri ülkesine katmaya muvaffak oldu. Bizans’ a karşı, kuzey Suriye ve Cezire ‘nin (Kuzey Irak ve bazı Güney Anadolu yöreleri) Hâkimleri olan Hamdanî hükümdarları karşı koymaya çalıştı. Bu cümle adı geçen hanedanın en büyük hükümdarı olan Seyfü’ d-devle, Bizanslıların 944-945′te K. Maraş ‘tan sonra Antakya önlerine kadar yaptıkları bir akının öcünü almak için 946 yılında yukarı Ceyhan havzasına girerek Es-Safsaf ve Arabissos (Efsus)’u-Afşin’i yağmaladı. Buradaki Es-Safsaf SÖĞÜT demek olup bu adda bir kasaba veya bir köy muhtemel olarak Söğütlü çayının kıyısında bulunmakta idi. Seyfü ‘de-Devle ‘nin en ünlü ve muktedir kumandanlarından birinin “Türk Yemek” olduğunu biliyoruz. Bu Türk kumandanının Kim ek elinin yemek boyundan olduğu için böyle anılmış olması muhtemeldir. (ölümü:951-2). Bizanslılar 948-949′da Hades ‘i (Göynük) alıp surları yıktılar. Maraş da onların eline geçmiş, Seyfü ‘de-Devle şehri geri almaya muvaffak olamamıştı. Bu cesur ve gayretli Hükümdarın 950′de Afşin yöresine yaptığı seferde felâket ile sonuçlanmış ve bu yüzden bu sefere “gazvetü ‘I musîbe” (felâketli akın) denilmiştir. Gerçekten, sefer dönüşünde Afşin Göynük arasındaki bölgede Bizanslıların pususuna düşen Hamdâni hükümdarı 5000 şehit, 3000 tutsak vererek ordusunun hepsini kaybetti ve tek başına denilebilecek bir durumda Halep’e döndü. Fakat Seyfü ‘de-Devle bu büyük felâket karşısında asla yılgınlığa düşmedi; 951′de topladığı yeni askerlerle Arabissos ‘a yani Afşin’e geldi; karşısında 40.000 kişilik bir Bizans ordusunun mevki alması ve kışın da yaklaşması üzerine Diyarbakır’a hareket etti; oradan Halep’e ulaştı. Bu gayretle emir, 953′de Maraş civarında ertesi yıl da Hades (Göynük) yakınındaki Uhaydip dağında parlak zaferler kazandı. Zafer sonucunda, birçok Bizans kumandanı tutsak alınmış ve zengin bir ganimet ele geçirilmiştir. Fakat Seyfü’de Devle, kuvveti kafi gelmediği için, fazla dayanamadı 967 yılında Seyfü’de Devle’nin vefatı Bizanslıların işlerini kolaylaştırdı. Başarılarını sürdürüp sınırlarını doğuda Ani’ya, güneyde Lazkiye’ ye kadar götürmüşlerdir..
Yine 1010 ‘dan dan sonra Aras-Çoruh nehir boyları ile Ahlat ve Van’a 1040′larda Pasinler, İspir, Muş, Gümüşhane, Sivas, Afşin-Efsus bölgelerine Oğuzlar ve Yabgu Oğuzları yerleşmişler yöre kültürü ile tanışmışlardı. Türklerin Anadolu ya gelişleri milattan önceki yıllara dayanır. Türkler zaman zaman Anadolu ya gelerek nüfuslarını buraya yaymışlardır. Aras Murat suyu ve yukarı Fırat bölümü olan Afşin-Malatya, Adıyaman, Maraş ve Konya’ya kadar ilerlemişlerdir. Anadolu’nun Türkleşmesini sağlamışlardır. Yerli Türkmen’lerin 4.000 sayısı da buna eklenince 14.000 kadar bir nüfus sayısına ulaştı. Oğuz ve Karluk Türkleri bu bölgede az bir adet teşkil ettikleri halde; Horasan, İran, Azerbaycan ve Irak’ta çok büyük roller oynamışlardı. Daha sonra bunlardan 2.000 hane kadarı Isfahan’ı yağma edip, oradan Azerbaycan’a geçerek başkalarının idaresi altına girerken, diğer kalan Avşar adı verilen Türkmen boylarından bir kısmı çoğalıp genişleyerek, Haleb, Dulkadirli, Suriye, Bozok , Üçok ve Üsküdar Türkmenleri gibi adlar altında Haleb, Afşin, Maraş, Antep, Antakya, İskenderun bölgelerinde (cevval ve seyyar ) yarı yerleşik ve konar göçer bir yaşam sürdürmeye başladılar. Diğer taraftan Selçuklu Arslan Yabgu 1025 yılında esirken kendi yaşadıkları yer olan Amuderya ve Sır derya arasındaki Oğuz’lardan 100.000 kadar asker çıkarta bileceğini söylemiştir. Bu ister istemez orada yaşayan Oğuz’ların en az yarım milyon bir nüfusa sahip olduklarını göstermektedir. Fakat bu sayı bazı nedenlerden dolayı son zamanlarda azaldı. Bu nedenlerden birincisi Tuğrul Beyin Türk sınırlarını genişleterek yayılma amacı ile başlattığı akınlarda, işgal edilen şehirleri; başta talana ve yağmaya müsaade etmemesidir. Diğer taraftan Oğuz boylarından Yörüklerden birinin koyun sayısı 24 den az olursa onlar yoksul sayılır. Merve bölgesinde yaşayan Teke adlı meşhur Türkmen oymağı seyyahların anlatımına göre 24 oymağa ayrılmıştır. Türk’lerin 24 sayısına verdiği önemle ilgili daha çok örnekler vardır. Bütün Türk boylarında olduğu gibi Oğuz’ların 24 boylarından Avşar ve Türkmen boylarında da herkesin en az yedi ceddini sayması gerekiyor. Bu bir adet ve vaz geçilmez bir gelenek olarak sürüyor. İşte Oğuz namenin Seyit Lokman rivayetinde Oğuz’ların ceddi şu sıralama ile sayılır.
1 – Toğrul beğ – Tugrul Bey
2 – Mikail
3 – Selçuk
4 – Dukak
5 – Ertoğrul – Ertuğrul Bey
6 – Lokman
7 – Toksurmuş
8 – İlci beğ
Oğuz namedeki sıralamada üçüncü olarak adı geçen Selçuk’un ceddinin yani Anadolu Selçukluları ile Oğuzlarını soyunun Türk, Türkmen çadırlarının direği ve direğini yontan usta anlamında (Kerakü) adı verilir. Mahmut Kaşgari’de aynı savı doğrular. Selçuk’un asıl ceddinin asil olmayıp, bir kiregeçi, sanatkar idi demekle bu nesli avamdan (Fakirlerden ) birinin nesli olarak gösterilir. Selçuk’un babası Kerakücü Hoca gördüğü bir rüyada kendi neslinden büyük adamlar zuhur edeceğini söyler. Sonra gördüğü rüyası gerçekleşir. 921 yılında Arap elçileri Kerakücü Hocanın oğullarına islamiyeti kabul etmeleri için elçiler gönderip şaman inancından vazgeçerek İslamiyeti kabul etmeleri için zorlar ve baskı yaparlar; fakat çeşitli nedenler göstererek ancak 100 yıl sonra Oğuzlar birazda mecbur kalarak İslâmiyeti kabul ederler. İbn. Bibi’nin Vekayinamesi’nde; Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında (Selçuklular) Maraş ve havalisinin çok imar edilmiş olduğunu yazar, o bölgeye ait abidelerden en mühimi eski devirde ARABİSOS ve ERBİSUS (EPHESUS)veya EFSUS (Afşin) ve bugün Afşin denilen Şehirde inşa olunan imar yerleri teşkil eder. Filhakika efsanevi Ashab-ı Kehf mağarasının burada bulunduğundan ve halk tarafından buraları oldukça sık ziyaret edilmektedir.” denilmektedir. Afşin İlçesi’nin o zamanlardaki adının ARABİSİOS olduğunu daha da kuvvetlendirmektedir. Afşin ve havalisi, bazı dönemlerde Maraş bölgesinde hüküm süren bölgesel krallıkların egemenliğinde kalmış olduğu için bu bölgelere dâhil edildiğinden bu isimle anılmış olması mümkündür. Ancak birçok tarihi kaynakta Arabissos’un Eski Maraş bölgesi olduğu belirtilmektedir.1071 Malazgirt savaşı Türkmen boylarına daha geniş imkânlar açtı. 23 Mayıs 1040 Selçukluların Gaznelileri mağlup ettiği Dandanakan savaşının tarihidir. Bu tarih aynı zamanda Büyük Selçuklu devletinin kuruluş tarihi olarak kabul edilir. Büyük Selçuklu devleti aynı zamanda Türkiye tarihinin başlangıcıdır. Çünkü Anadolu Büyük Selçuklu Sultanlarının gayreti ile fethedilmiştir. I Mesud ve II Kılıç Arslan döneminde kazanılan zaferler ile Anadolu’dan Türkleri atma fikri ortadan kaldırılarak Anadolu Türkiye adıyla anılmıştır. Selçuklu dönemi (1040-1308) bu Türk topluluklarının Anadolu’da yurt tutmalarının tarihidir. Anadolu’ya yönelik Türk akınlarından İlk seferler Büyük Selçuklu sultanı Tuğrul beyin kardeşi Çağrı Bey döneminde başlamıştır. Tuğrul beyin ordunun başında sefere çıktığı 1048 Pasinler savaşından itibaren Anadolu’ya adım atmış olan Selçuklu kumandanları ile Bizans İmparatoru arasında savaşlar olmuştur. Bizans İmparatoru Romanos Diogenes Türklere kesin darbeyi indirmek için sefere çıkmıştır. 1068-1071 yılları arasında amacı Anadolu dan Türkleri atmak ise de Konya ve Efsus-Afşin şehirlerini fethetmelerine engel olamamıştır.Tuğrul Bey Amcasının alamadığı Malazgirt kalesini almıştır Nizamülmülk siyasetname adlı eserinde Türkmenler hakkında şunları söylemiştir. Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşmasını sağlayan Türkmenlerin hepsi yakın akraba olup, devlet üzerinde hakları olan kişilerdir. İhtiyaç olduğu zaman atlarına binip , techizatlanarak hizmete koştuklarını ifade etmektedir. 1071 Malazgirt savaşından sonra Anadolu Selçuklu devletinin kurucusu olan Kutalmış oğlu Süleyman Şah kendine bağlı emirleri Anadolu topraklarında fetih hareketlerini sürdürürken 1072 yılında Bizans imparatoru Romen Diojen ‘in kumandanlarından Domestin Maraş-Malatya-Afşin ‘i ele geçirmiştir. Malatya Antakya hattını Türklere karşı korumakla görevli olan Ermeni Komutan Filaretos Malazgirt savaşından sonra bağımsız hareket etmeye başladı. 1073 ‘de Malatya-Maraş-Göksun-Afşin-Elbistan Tarsus urfa yöresini içine alan geniş bir prenslik kurdu. Ermeni Filaretos Afşin’in Hunu Arıtaş şehrin de Ermeni rahiplerini toplatarak bir Boğos adlı papazı da katolikos seçtirmiş burasını katoliskosluğa merkez yapmıştır. 1085 ‘de Antakya seferine çıktığı sırada Emir Buldacı bey Yukarı Ceyhan bölgesi olan Afşin-Elbistan ve Göksun’u Filaretosun elinden aldı. Böylece Afşin ilk kez 1085 yılında Türklerin egemenliği altına girdi. Ve Anadolu Selçuklu devletine bağlı büyük bir şehir oldu. Melik Danişmendin Tokat,Sivas ve Afşin bölgesine hakim olduğunu ve Afşin’in merkezinde bulunan Pir Ali oğlu cami Danişmend beylerinden Pir Ali Muhammed han tarafından yaptırılmıştır. Danişmend oğlu Pir Ali oğlu Muhammed hanın türbesi Afşin şehrindedir. 1097-1098 yıllarında haçlı orduları tekrar hakim olmuş yönetimi Selçuklulardan alarak Bizanslı şövalye Pieerre Daulps’a vermiştir.Ancak bu fazla sürmemiş 1105 yılında Selçuklu sultanı Kılıç Aslan tarafından Maraş-Afşin-Elbistan-Göksun alınarak vezir Ziya Al-Din Muhammed’e teslim edilmiştir. Sultan Kılıç Aslan’ın ölümünden sonra Antakya Prensi Taner Afşin’i işgal etmiş 1111 ‘de Selçuklulardan Malik Tuğrul Aslanın atabeği il Aslan tarafından geri alınmıştır. Afşin 1124 ‘de Emirgazi bin Danişmendin eline geçmiş, Selçuklu sultanı Mesud tarafından yeniden geri alınmıştır. XIII yüzyıl boyunca Afşin başkent olan Konya’dan tayin edilen Valiler tarafından yönetilmiştir. Ben Tuğrul olarak ikrar ediyorum ki Kılıç Arslan’ın bana mülkiyet olarak verdiği Afşin ve havalisini kardeşim Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev bin Kılıç Arslan’a temlik ediyorum. Bu günden sonra bu şehirde kasaba ve köylerinde benim ve evlatlarımın mülk ve ikta olarak bir tasarruf müdahalemiz olmayacaktır. Şahitlerin huzurunda buraları kardeşine verdi. Halep Eyyubi Hükümdarı Melik Zahir Afşin’i çok sevmişti. Anadolu’da Türkmenleri destekleyen ve Türkmenlerin büyük koruyucusu Sultan Alaaddin Keykubat idi. Onun zamanında Türkmen Dervişler devlet hizmetinde göreve getirildiği gibi Ahilerde devlet hizmetine alınmışlardır. Onun için Türkmenler ona iman derecesinde bağlanmışlardır. Ulu Sultan diyorlardı.1210-1270 yılları arasında Hacı Bektaşi Veli Hazretleri Afşin-Efsus şehrine gelerek Afşin Eshab-ı Kehf Külliyesinin 4 nolu hücresinde 40 gün çileye girmiş daha sonra Kayseri’ye gitmiştir. Selçuklular döneminde Afşin şehri Askeri Subaşılar ve Valiler tarafından yönetilmiştir. Yine 1277 yılında Memluk Sultanı Malikal Zahir Baybars Afşin’in Hunu ovasında Moğolları yenerek Afşin’in Eshab-ı kehf Ribatının önünden geçerek Kayseri’ye doğru yola çıkmıştır. Moğulların istilasıyla parçalanan Selçuklular Anadolu da varlıklarını küçük beylikler halinde sürdürmüşlerdir. Bu Beyliklerden en önemlilerinden biride Dulkadir Beyliğidir. 1395 yılında ilhanlı hâkimiyetinin çöküşü üzerine Afşin-Elbistan-Göksun-Maraş ‘a kadar uzanan bölgeye Türkmenler, Oğuzların Boz ok koluna mensup idiler. Afşin’de Dulkadir oğlu beyliği egemenliğinin sürdüğü 200 yıla yakın yakın bir dönemde Afşin’in Selçuklular ve Dulkadir Beyliği dönemlerinde Kuzeye doğru gelişme gösterdiği bu dönemde yapılan eserlerden anlaşılmaktadır. Selçuklular, Dulkadiroğulları ve Osmanlılar döneminde başta Maraş ve Afşin olmak üzere Antep, Malatya, Adıyaman, Kayseri ,Harput (Elazığ) ,Kadirli Pınarbaşı ,Kırşehir ,Yozgat ,Boğazlayan gibi yerlere hakim olmuş buralara Dulkadiroğulları köylere varıncaya kadar Cami, Mescit, Medrese, Türbe, Zaviye, Köprü,Kale,Han ve Ribat gibi önemli eserler yapmışlardır. Afşin Efsus şehri ile ilgili birçok çalışma yapılmıştır. Bu çalışmalardan çok önemli bir coğrafyada bulunan Afşin tarihi bir ehemmiyete sahiptir. Bölgenin en büyük şehri olan Afşin bu yörenin İlk çağ ve Orta çağın İlk yarısında en büyük şehri ve şehrin en eski adı Arabissostur. Bizans ve Selçuklu kaynaklarında Efsüs (Efsus) olarak geçmektedir. Bunun Süryaniler tarafından bu şekilde söylenip, onlardan Araplara geçtiği düşünülmektedir. Türk Kaynaklarında Yarpuz olarak adlandırılmıştır. Meşhur Efsus şehri Delaporte Les Hittises adlı kitabında Etiler devrinin büyük siteleri ve yolları hakkında bilgi verilirken Efsus (Yarpuz) ‘dan Göksu ( şimdiki Göksun) çayı vadisini izleyerek Göksun’a gidilirdi. Anadolu’nun fethi sonuçları itibariyle Türk Tarihinin en önemli olaylarının başında gelir. Bu fetih ile Batı Türklüğü yeni ve ebedi bir vatana kavuşmuş ve vatan toprakları üzerinde Anadolu Selçukluları, Osmanlı devleti ve Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. Türkler Anadolu’ya IV yüzyıldan başlayarak fasılalarla XI yüzyıla kadar sürecek akınlarda bulunmuşlardır. Ancak 1071 Malazgirt savaşına kadar aralıklarla devam edecek bu akınlar neticeleri itibariyle akın ve keşif harekâtı yapılmıştır. Büyük Selçuklu döneminde Oğuz Türkmen akınlarıyla birlikte Anadolu’nun Türkleşmesini sağlamıştır. Anadolu’ya ilk Türk akını Batı (Avrupa) Hunları döneminde yapılmıştır. Oğuz Türklerinin bölgeyi yönelen kolu olan Afşin bey komutasında Bizans egemenliğine son vererek bölgede Selçuklu egemenliğini Efsus-Afşin şehrinde kurmuşlardır. Afşin bey Afşin şehrinin Hüyüklü köyündeki höyük önünde Bizanslıları ve Moğolları yaptığı savaşta yenmiştir. Roma ve Bizans döneminde olduğu gibi Selçuklular dönemin dede bir ziyaretgâh haline gelen Efsus-Afşin Eshab-i Kehf ‘e Selçuklular eşsiz eserlerini ve en iyi hizmetlerini kusursuz yapmışlardır. Afşin-Efsus şehri Oğuz Türkmenlerinin Anadolu’nun iç kısımlarına akınlar yapmalarında önemli rol oynamıştır. Afşin şehrinde Türklüğün ve Müslümanlığın yayılması için Dedebaba, Pir Ali oğlu Muhammed Han ve Şaban baba gibi ve diğer birçok âlimlerin önemli hizmetleri olmuştur. Selçuklular eserlerini önemli şehirlere yapmışlardır. Selçuklular zamanında Anadolu’nun en önemli şehirlerinden biride Afşin Efsus şehridir. Afşin’de en önemli tarihi kalıntı şüphesiz Eshab-ı Kehf külliyesidir. Roma ve Bizans devrinde olduğu gibi Selçukluların fethinden sonra da bir ziyaretgâh haline gelen Efsus-Afşin Eshab-ı Kehf mağarası bitişiğinde bulunan kilise harabeleri üzerine 13 yüzyıl başlarında Maraş Valisi Nusretüddin Hasan tarafından Ribat, İzzettin Keykavus devrinde 1215 yılında, cami ise Alaeddin Keykubat zamanında 1233 tarihinde inşa edilmiştir. Afşin’in Selçuklular ve Dulkadir beyliği döneminde Bizanslılardan kalan kale ve Selçuklulardan kalan Dedebaba türbesinden sonra Osmanlılar döneminde yapılan Pir Ali (ulu) camiidir. Anadolu’nun Türk yurdu haline getirilmesinde hizmeti geçen Sultan Alparslan devrinin değerli kumandanlarından Afşin Beyin ismine izafeten 1944 yılında Efsus şehrine Afşin adı verilmiştir.
ARAŞTIRMACI YAZAR
MUSTAFA KÖŞ
KAYNAKLAR
Yrd Doç Dr. Yaşar Bedirhan Anadolu Selçuklularının Batı Anadolu Politikası Bizansla ilişkiler
Prof DR Faruk SÜMER Afşin Eshabül-kehf
Ali AFŞAROĞLU Afşin Eshab-ı Kehf ve Rakıym.
Ahmet FİRİKÇİ Afşin’in Gelişmesi.
Halep Vilayet Salnameleri
Yılmaz ERGÜVENÇ Anadolu Selçukluları (1060-1308)

__________________

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.